Kâle lehu sâhibuhu vehuve yuhâviruhu ekeferte billeżî ḣalekake min turâbin śümme min nutfetin śümme sevvâke raculâ(n)
Arkadaşı, ona cevap vererek dedi ki: "Seni topraktan, sonra bir damla döl suyundan yaratan, sonra da seni (eksiksiz) bir insan şeklinde düzenleyen Allah'ı inkar mı ediyorsun?"
Bunun üzerine kendisiyle münakaşa eden arkadaşı da ona şöyle dedi: "Seni topraktan, sonra seni bir damla sudan yaratan, daha sonra da seni insan haline getireni mi inkar ediyorsun?
Kehf Suresi'nin 37. ayeti, bir arkadaşın diğerine Allah'ın yaratma kudretini hatırlatarak şükretmeye ve inkardan sakınmaya davetini konu alır. Ayet, insanın yaratılış aşamalarını vurgulayarak Allah'ın birliğini ve gücünü idrak etmenin önemini dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' kelimesinin aslının bir şeyi örtmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'ekefarte' ifadesi, Allah'ın açıkça görünen yaratma delillerini (topraktan ve nutfeden yaratma) görmezden gelerek, O'nun varlığını ve kudretini örtme, yani inkâr etme anlamında kullanılmıştır. Bu, nimeti inkâr etmekten öte, yaratıcıyı inkâr etme boyutundadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'daki temel anlamının 'Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük' ve 'Allah'ın varlığını ve birliğini reddetme' olduğunu vurgular. Bu ayetteki kullanım, Allah'ın insanı yaratma lütfunu ve kudretini inkâr etme, dolayısıyla O'na karşı nankörlük etme ve O'nun ilahlığını reddetme anlamını taşır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'halk' kelimesinin 'takdir' ve 'icad' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'halakake' ifadesi, Allah'ın insanı topraktan ve nutfeden belirli bir plan ve ölçü dahilinde, yoktan var etme ve şekillendirme kudretini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'halk'ın 'bir şeyi örneksiz olarak meydana getirmek' olduğunu ifade eder. Ayetteki 'halakake' fiili, Allah'ın insanı daha önce bir benzeri olmaksızın, topraktan ve nutfeden başlayarak var etme, yaratma ve şekillendirme eylemini anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'türâb' kelimesinin bilinen toprak anlamında olduğunu ve Kur'an'da insanın yaratılışının ilk aşaması olarak sıkça zikredildiğini belirtir. Ayetteki 'min türâbin' ifadesi, insanın başlangıçtaki değersiz ve basit maddesini vurgulayarak, Allah'ın bu basit maddeden karmaşık bir varlık yaratma kudretine dikkat çeker.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'türâb'ın Kur'an'da genellikle insanın yaratılışının ilk maddesi olarak geçtiğini ve bu durumun insanın acizliğini ve Allah'ın yaratma gücünün büyüklüğünü gösterdiğini ifade eder. Ayetteki 'min türâbin' ifadesi, insanın kökenine işaret ederek, Allah'ın bu basit maddeden hayat verme ve şekillendirme mucizesini hatırlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nutfe'nin 'az miktardaki su' anlamına geldiğini ve özellikle meni için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'min nutfetin' ifadesi, insanın topraktan sonraki yaratılış aşamasını, yani döllenme ve embriyonik gelişimin başlangıcını işaret ederek, Allah'ın bu küçük ve önemsiz sıvıdan bir insan yaratma kudretini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'nutfe'nin 'rahme dökülen az su' olduğunu ve Kur'an'da insanın yaratılışının bir safhası olarak zikredildiğini açıklar. Ayetteki 'min nutfetin' ifadesi, insanın yaratılışındaki bu hassas ve mucizevi aşamayı hatırlatarak, Allah'ın kudretinin ve ilminin derinliğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tesviye'nin 'bir şeyi düzeltmek, tamamlamak ve dengeli hale getirmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'sevvâke raculen' ifadesi, Allah'ın insanı topraktan ve nutfeden sonra, eksiksiz, dengeli ve mükemmel bir 'adam' (insan) olarak yaratıp şekillendirme kudretini anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'tesviye'nin 'bir şeyi tam ve mükemmel hale getirmek, eksikliklerini gidermek' olduğunu açıklar. Ayetteki 'sevvâke raculen' ifadesi, Allah'ın insanı fiziksel ve ruhsal olarak tam, dengeli ve en güzel biçimde yaratıp olgunlaştırma fiilini vurgular, böylece insanın yaratılışındaki ilahi sanatı gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'racül' kelimesinin 'ayakları üzerinde duran, olgunlaşmış erkek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'sevvâke raculen' ifadesi, Allah'ın insanı topraktan ve nutfeden başlayarak, nihayetinde tam teşekküllü, akıl ve irade sahibi, olgun bir varlık olarak yaratmasını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'racül'ün 'güçlü, olgun ve tam bir insan' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'raculen' kelimesi, Allah'ın yaratma sürecinin sonunda, insanı sadece bir canlı değil, aynı zamanda akıl, irade ve sorumluluk sahibi, kâmil bir varlık olarak ortaya koyduğunu belirtir.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
* Arkadaşı, ona cevap vererek dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir damla döl suyundan yaratan, sonra da seni (eksiksiz) bir insan şeklinde düzenleyen Allah’ı inkâr mı ediyorsun?”
هُوَ اللَّهُ رَبِّي وَلَا أُشْرِكُ بِرَبِّي أَحَداً
38-) Lakinne HUvAllahu Rabbiy ve la üşrikü Bi Rabbiy ehada;