Elmâlu velbenûne zînetu-lhayâti-ddunyâ(s) velbâkiyâtu-ssâlihâtu ḣayrun ‘inde rabbike śevâben veḣayrun emelâ(n)
Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.
Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Bakî kalacak olan iyi ameller ise, Rabbinin katında, sevabca da hayırlıdır, ümid yönünden de daha hayırlıdır.
Kehf Suresi 46. ayet, dünya hayatının geçici süsleri ile ahiret için kalıcı değer taşıyan salih ameller arasındaki karşılaştırmayı dilbilimsel bir derinlikle sunmaktadır. Ayet, 'mal', 'oğullar' ve 'dünya hayatı' gibi kavramlarla geçici olanı, 'bakiyat' ve 'salihat' ile de kalıcı ve değerli olanı vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mâl' kelimesinin aslen 'meyl etmek, bir şeye yönelmek' anlamından geldiğini belirtir. İnsanların doğal olarak yöneldiği, arzuladığı ve biriktirdiği her türlü maddi varlık için kullanılır. Ayetteki bağlamda, dünya hayatında insanların peşinden koştuğu, ancak geçici olan zenginlikleri ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mâl'ı 'insanın sahip olduğu ve tasarruf ettiği her şey' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, dünya hayatının cazibesini oluşturan, ancak ahirette bir karşılığı olmayan maddi değerlere işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'benûn' kelimesinin 'oğullar' anlamına geldiğini ve Arapçada genellikle erkek evlatlar için kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, dünya hayatında gurur ve destek kaynağı olarak görülen, ancak ahirette tek başına bir fayda sağlamayan evlatlara işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'benûn'un 'bina' kökünden geldiğini ve 'neslin devamı' anlamını taşıdığını ifade eder. Ayette, mal ile birlikte zikredilerek dünya hayatının geçici ve aldatıcı cazibelerini oluşturan unsurlardan biri olarak sunulur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'zînet' kelimesinin 'süs, güzellik' anlamına geldiğini ve mecazi olarak bir şeyin cazibesini artıran unsurlar için kullanıldığını belirtir. Ayette, mal ve oğulların dünya hayatını süsleyen, ancak kalıcı olmayan unsurlar olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zînet'i 'bir şeyi güzelleştiren ve ona değer katan şey' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, mal ve oğulların dünya hayatına kattığı yüzeysel ve geçici çekiciliği ifade eder; bu çekicilik, ahiret hayatının kalıcı değerleriyle karşılaştırıldığında önemsiz kalır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'hayat' kavramının genellikle 'dünya hayatı' ve 'ahiret hayatı' şeklinde ikili bir karşıtlık içinde ele alındığını belirtir. Bu ayette 'el-hayâtü'd-dünyâ' ifadesiyle, geçici, aldatıcı ve nihayetinde son bulacak olan yeryüzü yaşamına vurgu yapılır, bu da ahiret hayatının kalıcılığına bir zemin hazırlar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hayat' kelimesinin Kur'an'da hem biyolojik varoluşu hem de bu varoluşun niteliklerini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'dünya hayatı' bağlamında, mal ve oğulların bu geçici yaşamın süsleri olduğu, ancak asıl değerin ahiret için yapılan salih amellerde yattığı vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bekâ' kelimesinin 'bir şeyin varlığını sürdürmesi, yok olmaması' anlamına geldiğini belirtir. 'Bâkıyât' ise 'kalıcı olan şeyler' demektir. Ayetteki bağlamda, dünya hayatının geçici zevklerinin aksine, ahirette sevabı devam edecek olan salih amelleri ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'bâkıyât'ın 'dünya hayatı sona erdikten sonra da sevabı devam eden ameller' olarak açıklandığını belirtir. Bu, özellikle 'sâlihât' kelimesiyle birlikte kullanıldığında, Allah katında makbul ve sürekli fayda sağlayan işlere işaret eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'salâh' kelimesinin 'doğruluk, iyilik, uygunluk' anlamına geldiğini belirtir. 'Sâlihât' ise 'iyi ve doğru işler' demektir. Ayette, 'bâkıyât' ile birlikte kullanılarak, Allah katında makbul olan ve ahirette sevabı devam edecek olan hayırlı amelleri vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'salih amel' kavramının, sadece bireysel dindarlığı değil, aynı zamanda toplumsal faydayı da içeren geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ifade eder. Bu ayette, 'bâkıyât' ile birleşerek, dünya hayatının geçici süslerine karşı ahirette kalıcı değer taşıyan, hem bireysel hem de toplumsal açıdan iyi ve doğru olan tüm eylemleri kapsar.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
* Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.
Başka bir Âyette, Âyet (8/28) fitne olarak bahsetmekte mallar ve evlâtlardan, demek ki bizim bakış açımıza göre fitne de olabilir, güzellikte olabilir. Bu fiziksel oluşumların yanında bir de gönül evlâtlarımız var ki, o evlâtlar fitne olmuyor sadece güzellik oluyor, o gönül evlâdına tasavvufta “veled-i kalb” diyorlar ve her mertebe de yeni bir doğuş, yeni bir anlayış, yeni bir hakikatle hayata devam ediyor. İsâ (a.s.) “Anasından iki defa doğmayan semavatın
melekûtuna ulaşamaz” diyor, bu doğumlardan birisi kendi anne babasından doğal olarak dünyaya gelmesi, diğeri de irfaniyet, tevhid hakikati yoluyla yeni bir hayata geçmesi.
Yeni herhangi bir fikre ulaştığımız zaman bu fikir çerçevesi içerisinde doğmuş oluyoruz, yenilenmiş oluyoruz ve bize aşama kaydettiriyor buna da Mirac diyorlar.
Tekne delik değilse kişi içine biner ve ondan istifade eder fakat teknede delik varsa batar, işte mallarımızda tekne misalidir, ayrıca bedenimizde bu şekildedir, Muhammedi olan bedenimizle Hakikat-i Muhammedi deryasında yüzmekteyiz, batınen ve fiziken, fakat farkında değiliz.
وَيَوْمَ نُسَيِّرُ الْجِبَالَ وَتَرَىالْأَرْضَ بَارِزَةً وَحَشَرْنَاهُمْ فَلَمْ نُغَادِرْ مِنْهُمْ أَحَداً
47-) Ve yevme nüseyyirul cibale ve teral'Arda barizeten ve haşernahüm felem nüğadir minhüm ehada;