Veyevme nuseyyiru-lcibâle veterâ-l-arda bârizeten vehaşernâhum felem nuġâdir minhum ehadâ(n)
Dağları yürüteceğimiz ve senin yeryüzünü çırılçıplak göreceğin günü bir hatırla. Biz onları mahşerde toplarız da içlerinden hiçbirini bırakmayız.
O kıyamet gününü hatırla ki, dağları yürüteceğiz ve yeryüzünü çırılçıplak göreceksin. Bütün insanları, mahşerde toplayacağız hiçbir kimseyi bırakmayacağız.
Kehf Suresi 47. ayet, kıyamet gününün dehşet verici sahnelerinden bahsetmektedir. Ayet, dağların hareket ettirilmesi, yeryüzünün düzleştirilmesi ve tüm insanların toplanması gibi olayları tasvir ederek ahiret inancının temel unsurlarını dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Seyr (سير) kelimesi, bir şeyin hareket etmesi, yürümesi anlamına gelir. Ayetteki 'nuseyyiru' (نُسَيِّرُ) fiili, Allah'ın dağları yerinden oynatarak hareket ettirmesi, yürütmesi ve böylece yeryüzünün şeklini değiştirmesi anlamında kullanılmıştır. Bu, kıyamet gününde gerçekleşecek büyük bir kozmik değişimi ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nuseyyiru' fiilini 'yürütürüz' veya 'hareket ettiririz' şeklinde açıklar. Dağların yürütülmesi, onların sabit konumlarından ayrılıp hareket etmesi, yani kıyamet alametlerinden biri olarak yeryüzünün topografyasının değişmesi anlamındadır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'seyr' kökünün Kur'an'daki kullanımlarını inceleyerek, bu fiilin sadece fiziksel hareketi değil, aynı zamanda bir durumdan başka bir duruma geçişi de ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'nuseyyiru' fiili, dağların mevcut hallerinden çıkarılıp, yeryüzünün düzleştirilmesine yol açacak bir hareketliliğe sokulmasını anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Cebel (جبل), yeryüzündeki büyük ve yüksek yükseltilerdir. Kur'an'da genellikle yeryüzünün sabitliğini sağlayan unsurlar olarak zikredilirler. Ancak bu ayette, kıyamet gününde bu sabitliğin bozulacağı, dağların hareket ettirileceği ve yerlerinden söküleceği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cebel, yeryüzünün en sağlam ve sabit parçalarıdır. Ayette dağların yürütülmesi, kıyametin dehşetini ve Allah'ın kudretinin büyüklüğünü göstermek içindir. Bu, yeryüzünün düzeninin tamamen değişeceği anlamına gelir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da dağların genellikle 'sabitlik' ve 'istikrar' sembolü olarak kullanıldığını belirtir. Ancak kıyamet tasvirlerinde dağların hareket ettirilmesi, parçalanması, pamuk gibi atılması gibi ifadeler, bu sabitliğin tamamen ortadan kalkacağını ve evrensel düzenin bozulacağını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Bârize (بارزة), ortaya çıkmış, görünür hale gelmiş, açık ve düz anlamına gelir. Ayette, dağların yürütülmesinden sonra yeryüzünün engelsiz, dümdüz ve üzerinde hiçbir gizlenecek yer kalmamış bir şekilde ortaya çıkacağını ifade eder. Bu, kıyamet gününde her şeyin apaçık olacağının bir göstergesidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Berz (برز) kökü, bir şeyin gizlilikten çıkıp açığa çıkması, görünür hale gelmesi demektir. 'Bârize' kelimesi, yeryüzünün dağlar ve tepeler gibi engellerden arınmış, düz ve çıplak bir hale gelmesini anlatır. Bu durum, hesap gününde hiçbir şeyin gizli kalmayacağını sembolize eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'bârize' kelimesinin, yeryüzünün dağlar ve ağaçlar gibi örtülerden arınmış, düz bir ova haline gelmesini ifade ettiğini belirtir. Bu, kıyamet gününde tüm canlıların toplanacağı geniş ve engelsiz bir alanın oluşumunu tasvir eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Haşr (حشر), bir topluluğu bir yerden başka bir yere, özellikle de bir araya toplamak demektir. Ayetteki 'haşernâhum' (حشرناهم) fiili, Allah'ın kıyamet gününde tüm insanları, diriltip hesap vermek üzere belirli bir yerde bir araya getirmesini ifade eder. Bu, ahiret inancının temel bir unsurudur.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Haşr, canlıları bir araya toplamak, özellikle de kıyamet gününde diriltilip mahşer yerinde toplanmalarıdır. Ayetteki kullanım, Allah'ın kudretiyle tüm insanların, hiçbirini dışarıda bırakmaksızın toplanacağını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'haşr' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel bir toplamayı değil, aynı zamanda ilahi adalet için bir araya getirilme anlamını da taşıdığını belirtir. Bu, insanların dünyadaki amellerine göre yargılanmak üzere toplanmasıdır ve ayetteki 'hiçbirini bırakmaksızın' ifadesi bu evrenselliği pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Gadere (غدر), bir şeyi geride bırakmak, terk etmek anlamına gelir. Ayetteki 'nugâdir' (نُغَادِرْ) fiili, olumsuzluk edatıyla birlikte kullanılarak, Allah'ın kıyamet gününde hiçbir insanı, ne küçüğünü ne büyüğünü, ne geçmiştekini ne gelecektekiyi, geride bırakmayacağını, hepsini eksiksiz bir şekilde toplayacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Gadere, bir şeyi terk etmek, bırakmak demektir. 'Felel nugâdir minhum ehaden' (فلم نغادر منهم أحدا) ifadesi, Allah'ın kudretinin ve adaletinin tamlığını gösterir; hiçbir canlının hesaptan kaçamayacağını, herkesin mutlaka toplanacağını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'gadere' fiilinin Kur'an'daki bağlamlarda genellikle 'terk etme, ihmal etme' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki olumsuz kullanımı ise, Allah'ın kıyamet gününde hiçbir ferdi unutmayacağını, gözden kaçırmayacağını ve herkesi eksiksiz bir şekilde huzuruna getireceğini kesin bir dille ifade eder.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
* Dağları yürüteceğimiz ve senin yeryüzünü çırılçıplak göreceğin günü bir hatırla. Biz onları mahşerde toplarız da içlerinden hiçbirini bırakmayız.
وَعُرِضُواعَلَى رَبِّكَ صَفّاً لَّقَدْ جِئْتُمُونَا كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ بَلْ زَعَمْتُمْأَلَّن نَّجْعَلَ لَكُم مَّوْعِداً
48-) Ve uridu alâ Rabbike saffa lekad ci'tümuna kema hâlâknaküm evvele merretin, bel zeamtüm ellen nec'ale leküm mev'ıda;