Veraâ-lmucrimûne-nnâra fezannû ennehum muvâki'ûhâ velem yecidû ‘anhâ masrifâ(n)
Suçlular (o gün) ateşi görünce, onun içine düşeceklerini iyice anlayacaklar ve ondan kurtuluş yolu da bulamayacaklardır.
Günahkârlar ateşi görmüşler de artık ona düşeceklerini anlamışlardır. Fakat ondan kaçıp sığınacak bir yer bulamazlar.
Kehf Suresi 53. ayet, kıyamet gününde suçluların (mücrimûn) ateşi (nâr) görmeleri ve ondan kaçış yolu (masrif) bulamayacaklarını idrak etmeleri üzerine odaklanmaktadır. Ayet, cehennemin kaçınılmazlığını ve suçluların çaresizliğini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'c-r-m' kökünü 'kesmek, ayırmak' anlamında kullanır ve 'curm'u 'meyvenin koparılması' olarak açıklar. 'İcrâm' ise, kişinin kendisi için kötü bir şey kesip biçmesi, yani günah işlemesi demektir. Ayetteki 'el-mücrimûn', Allah'ın emirlerinden kopan, günah işleyerek kendilerine kötü bir akıbet hazırlayan kimseleri ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mücrim' kelimesinin 'günahkar' ve 'suçlu' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-mücrimûn', ahirette cezalandırılmayı hak eden, dünyada Allah'ın sınırlarını aşan kişileri temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'c-r-m' kökünden türeyen 'mücrim' kavramının Kur'an'da genellikle 'Allah'a karşı işlenen suçlar' bağlamında kullanıldığını vurgular. Bu suçlar, Allah'ın koyduğu sınırları ihlal etmek ve O'nun iradesine karşı gelmekle ilişkilidir. Ayetteki 'el-mücrimûn', bu türden suçları işleyen ve dolayısıyla cehennemi hak eden kimselerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nâr' kelimesinin 'ışık ve ısı veren şey' olduğunu belirtir. Kur'an'da ise genellikle ahiretteki azap yeri olan cehennem ateşi için kullanılır. Ayetteki 'en-nâr', suçluların karşılaşacağı, yakıcı ve azap verici cehennem ateşini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nâr' kelimesinin bilinen ateş anlamında olduğunu ve Kur'an'da hem dünya ateşi hem de ahiret azabı için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'en-nâr', mücrimlerin göreceği ve içine düşmekten korktuğu cehennem ateşidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zann' kelimesinin hem 'şüphe' hem de 'yakîn (kesin bilgi)' anlamlarına gelebileceğini belirtir. Ayetteki 'fe-zannû', mücrimlerin ateşi gördüklerinde, içine düşeceklerine dair kesin bir bilgiye, bir tür idrake ulaştıklarını ifade eder; burada şüphe anlamı taşımaz, aksine kaçınılmazlığı anlama halidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'zann'ın Kur'an'da bazen 'yakîn' (kesin bilgi) anlamında kullanıldığını örneklerle açıklar. Bu ayetteki 'fe-zannû', suçluların ateşi gördüklerinde, onun kendileri için kaçınılmaz bir akıbet olduğunu kesin olarak anladıklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zann' kelimesinin Kur'an'daki kullanım çeşitliliğini inceler ve bağlama göre anlamının değiştiğini belirtir. Bu ayetteki 'zann', mücrimlerin ateşi gördüklerinde yaşadıkları dehşetle birlikte, akıbetlerinin kesinleştiğini ve ondan kurtuluşlarının olmadığını idrak etme halidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'v-k-'' kökünün 'bir şeyin düşmesi, vuku bulması' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Muvâka'a' ise, bir şeye düşmek, onunla karşılaşmak demektir. Ayetteki 'muvâkı'ûhâ', mücrimlerin ateşe düşeceklerini, onun içine gireceklerini ve ondan kurtulamayacaklarını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'muvâkı'ûn' kelimesinin 'vuku bulacak olanlar, düşecek olanlar' anlamında olduğunu açıklar. Bu ayette, mücrimlerin ateşe düşmelerinin kaçınılmazlığını ve bu durumun kesinliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 's-r-f' kökünün 'bir şeyi bir halden başka bir hale çevirmek, döndürmek' anlamına geldiğini belirtir. 'Masrif' ise, bir şeyi uzaklaştırma, ondan yüz çevirme veya ondan kaçma yeri/imkanı demektir. Ayetteki 'masrifâ', mücrimlerin ateşten kaçacak, onu kendilerinden uzaklaştıracak veya ondan kurtulacak hiçbir yol bulamayacaklarını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'masrif' kelimesini 'kaçış yeri, sığınak' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, mücrimlerin cehennem ateşinden kurtulmak için hiçbir kaçış veya uzaklaşma imkanı bulamayacaklarını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'sarf' fiilinin 'bir şeyi bir yöne çevirmek' anlamını taşıdığını ve 'masrif'in de bu çevirme veya uzaklaştırma eyleminin yapıldığı yer veya araç olduğunu belirtir. Ayetteki 'masrifâ', mücrimlerin ateşi kendilerinden uzaklaştıracak veya ondan kurtulmalarını sağlayacak hiçbir çareye sahip olamayacaklarını gösterir.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
* Suçlular (o gün) ateşi görünce, onun içine düşeceklerini iyice anlayacaklar ve ondan kurtuluş yolu da bulamayacaklardır.
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَذَا الْقُرْآنِ لِلنَّاسِ مِن كُلِّ مَثَلٍ وَكَانَالْإِنسَانُ أَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلاً
54-) Ve lekad sarrefna fiy hazel Kur'âni linNasi min külli mesel ve kânel İnsanu eksere şey'in cedela;