Kâle inneke len testatî'a me'iye sabrâ(n)
Adam, şöyle dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin."
(Hızır) dedi ki: "Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin.
Kehf Suresi 67. ayet, Hz. Musa ile Hızır kıssasında Hızır'ın, Musa'nın kendisiyle birlikte sabredemeyeceğini ifade ettiği bir uyarıdır. Ayet, sabır, güç yetirme ve beraberlik kavramları üzerinden ilahi bilginin ve kaderin anlaşılmasındaki insan acziyetini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), hem dildeki sözü hem de zihindeki düşünceyi ifade eder. Bu ayette 'kâle' (قَالَ) fiili, Hızır'ın Hz. Musa'ya hitaben sarf ettiği kesin ve uyarıcı sözü belirtir. Bu, sadece bir konuşma değil, aynı zamanda bir hüküm ve bildirimdir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavl (قول), bir şeyi ifade etmek, beyan etmek anlamına gelir. Ayetteki 'kâle' (قَالَ) fiili, Hızır'ın, Musa'nın sabredemeyeceğine dair kesin bir yargıyı dile getirmesini ifade eder. Bu, geleceğe yönelik bir öngörüyü ve uyarıyı içerir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İstita'a (استطاعة), bir şeye güç yetirmek, onu yapmaya muktedir olmak demektir. Ayetteki 'len testetî'a' (لَن تَسْتَطِيعَ) ifadesi, Hz. Musa'nın Hızır'ın eylemlerine karşı sabretme gücüne sahip olamayacağını, bu konuda aciz kalacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tav' (طوع) kelimesi, isteyerek ve kolaylıkla bir şeyi yapma anlamına gelir. İstita'a (استطاعة) ise, bir şeyi yapmaya gücü yetmek, kudret sahibi olmak demektir. Ayetteki 'len testetî'a' (لَن تَسْتَطِيعَ) ifadesi, Musa'nın Hızır'ın yaptıklarına karşı sabır gösterme kapasitesinin olmadığını, bu konuda zorlanacağını ve başaramayacağını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İstita'a (استطاعة) kavramı, Kur'an'da genellikle insanın iradesi ve gücüyle ilgili olarak kullanılır. Bu ayette Hızır, Musa'nın kendi eylemlerinin ardındaki ilahi hikmeti kavrayamayacağı için sabretme 'gücüne' sahip olamayacağını ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir güçsüzlük değil, aynı zamanda anlama ve tahammül etme kapasitesinin eksikliğidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sabr (صبر), bir şeye karşı dayanıklılık göstermek, kendini tutmak ve tahammül etmek demektir. Ayetteki 'sabran' (صَبْرًا) kelimesi, Hz. Musa'nın Hızır'ın eylemlerine karşı gösteremeyeceği zihinsel ve duygusal dayanıklılığı ifade eder. Bu, olayların zahiri görünüşüne aldanmadan, iç yüzünü bilmeden bekleyebilme yeteneğidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabr (صبر), nefsi hoşlanmadığı şeyden alıkoymak veya hoşlandığı şeye karşı tutmak demektir. Ayetteki 'sabran' (صَبْرًا) kelimesi, Hızır'ın eylemlerinin zahiren yanlış görünmesine rağmen, Musa'nın bu duruma karşı itiraz etmeden, sorgulamadan dayanma kapasitesinin olmadığını belirtir. Bu, ilahi takdire ve hikmete teslimiyetin bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sabr (صبر), Kur'an'da genellikle zorluklar karşısında sebat gösterme, tahammül etme ve kendini kontrol etme anlamında kullanılır. Bu ayette 'sabran' (صَبْرًا), Musa'nın Hızır'ın eylemlerinin ardındaki ilahi planı ve hikmeti anlayamadığı için ortaya çıkan şaşkınlık ve itiraz karşısında gösteremeyeceği bir iç disiplini ve dayanıklılığı ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Sabr (صبر), bir olayın veya durumun zorluğuna karşı direnç göstermek, acele etmemek ve metanetli olmak demektir. Ayetteki 'sabran' (صَبْرًا) kelimesi, Musa'nın Hızır'ın yaptıklarının zahiri çelişkilerine karşı gösteremeyeceği bir metanet ve bekleyişi ifade eder. Bu, ilahi bilginin sırlarına karşı insanın sınırlı idrakinin bir sonucudur.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
* Adam, şöyle dedi: “Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin.”
وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلَى مَا لَمْ تُحِطْ بِهِ خُبْراً
68-) Ve keyfe tasbiru alâ ma lem tuhıt Bihi hubra;