Vekeyfe tasbiru ‘alâ mâ lem tuhit bihi ḣubrâ(n)
"İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?"
"İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?"
Bu ayet, Hz. Musa'nın Hızır ile olan kıssasında, bilginin sınırları ve sabrın gerekliliği üzerine odaklanmaktadır. Özellikle 'sabır' ve 'bilgi' kavramları, insanın idrak kapasitesinin ötesindeki olaylar karşısındaki tutumunu dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sabır' kelimesini, nefsi hoşlanmadığı şeylerden alıkoymak olarak tanımlar. Ayetteki 'keyfe tasbiru' ifadesi, Hz. Musa'nın, Hızır'ın eylemlerinin zahirî hikmetini idrak edemediği durumlarda nasıl sabredeceğine dair bir sorgulamadır; yani, bilmediği bir şeye nasıl tahammül edeceğini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sabır' kelimesinin genel anlamda dayanıklılık ve tahammül olduğunu belirtir. Bu ayette ise, Hz. Musa'nın, Hızır'ın yaptığı işlerin iç yüzünü bilmediği için, bu işlere karşı nasıl bir metanet göstereceğini, nasıl bir dayanıklılık sergileyeceğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'sabır' kavramının, sadece pasif bir dayanıklılık değil, aynı zamanda aktif bir irade gücü ve Allah'a güveni ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanım, Hz. Musa'nın, ilahi takdirin ardındaki hikmeti bilmeden, bu takdire karşı nasıl bir teslimiyet ve irade göstereceği sorusunu içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ihâta' fiilinin mecazi olarak bir şeyin bilgisine tamamen vakıf olmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lem tuhit bihi hubrâ' ifadesi, Hz. Musa'nın, Hızır'ın eylemlerinin iç yüzünü ve ardındaki hikmeti tam olarak kavrayamadığını, bilgisiyle kuşatamadığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ihâta' kelimesini, bir şeyi her yönden kuşatmak ve böylece onun hakkında tam bilgi sahibi olmak olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Hz. Musa'nın, Hızır'ın yaptığı işlerin nedenlerini ve sonuçlarını tam olarak idrak edemediğini, bilgisinin bu olayları kuşatmaya yetmediğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ihâta' fiilinin Kur'an'da genellikle Allah'ın ilminin her şeyi kuşatması bağlamında kullanıldığını, ancak bu ayette insanî bilginin sınırlılığını ifade ettiğini belirtir. Hz. Musa'nın, Hızır'ın eylemlerinin 'hubrâ'sını (iç bilgisini) kuşatamaması, insan aklının ve bilgisinin sınırlarına işaret eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hubr' kelimesini, bir şeyin iç yüzünü, gizli yönlerini ve gerçek mahiyetini bilmek olarak açıklar. Ayetteki 'lem tuhit bihi hubrâ' ifadesi, Hz. Musa'nın, Hızır'ın eylemlerinin zahirinin ötesindeki derin hikmetini ve gerçek nedenlerini bilmediğini, bu konuda bir 'iç bilgiye' sahip olmadığını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hubr' kelimesinin, tecrübe yoluyla elde edilen derin ve kapsamlı bilgi anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanım, Hz. Musa'nın, Hızır'ın eylemlerinin ardındaki ilahi planı ve tecrübeye dayalı derin bilgiyi kavrayamadığını, bu konuda 'haberdar' olmadığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hubr' kelimesini, bir şeyin iç yüzünü ve hakikatini bilmek olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda, Hz. Musa'nın, Hızır'ın yaptığı işlerin zahirinin ötesindeki 'hakikatini' ve 'iç bilgisini' tam olarak idrak edemediğini, bu nedenle sabretmesinin zor olduğunu belirtir.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
* “İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabrede-bilirsin?”
قَالَ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ صَابِراً وَلَا أَعْصِي لَكَ أَمْراً
69-) Kale setecidüniy inşaAllahu sabiren ve la a'sıy leke emra;