İçeriğe atla
Kehf 86Cüz 16 · Sayfa 303

Kehf Sûresi 86. Âyet

الكهف

Sohbete sor

Hattâ iżâ beleġa maġribe-şşemsi vecedehâ taġrubu fî ‘aynin hami-etin vevecede ‘indehâ kavmâ(en)(k) kulnâ yâżâ-lkarneyni immâ en tu'ażżibe ve-immâ en tetteḣiże fîhim husnâ(n)

Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kafir) bir kavim gördü. "Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın" dedik.

Kehf-Mağara Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Eğer bir kimse Cenâb-ı Hakk ile muhatap oluyorsa, Cenâb-ı Hakk ona bir vahiy-ilham, bir kelâm da bulunuyorsa o küçük bir insan değildir muhakkak. İşte Cenâb-ı Hakk Hızır (a.s.) da ve burada olduğu gibi bazı kullarına birey olarak seslenmekte ve seslendiği malûmat veya emir kişinin kendi bünyesini ilgilendirmekte ise o kişi peygamber olmuyor, eğer kendi dışındakilere haber ulaştırılacaksa ona peygamber diyorlar. Bizlerin yeryüzü olan bedenimizde bu hadiselerin daha iyi anlaşılabilmesi için bu anlatılan eski hadiseleri, hâle döndürmemiz ve kendi bedenimize uyarlamamız gerekiyor veya bizim o zamana gitmemiz gerekiyor ki o Âyet o zaman bize açılsın.

Bizler şu anda kemâl bir devrede yeryüzünde bulunuyoruz fakat bu kemâlin nasıl oluştuğunu bilemiyoruz sadece şekli olarak Allah var, peygamber var, Kûr’ân var okumayı öğreneceksin, farzların gereklerini yerine getireceksin diye verilen genel bilgi var ve bunu, bilginin tamamı zannedi-yoruz. Bâtınen ise en başa giderek bütün aşamaları geçerek yeniden Muhammedi olmamız gerekiyor, “kendini arayan kişi” başlığıyla bir kitap yazmaya başlasak ilk önce babadan işe başlayıp köklere inmemiz lâzımdır, işte her Âyette olduğu gibi burada da “iza” derken yani “o zamandan” bahsederken ya sen o zamana git ya da o zamanı bugüne getir demek istiyor. Cenâb-ı Hakk. Âdem’in de cennetten yeryüzüne indirilmesi Âdem-î mânâ’nın hayal cennetlerinden bizim yeryüzümüze indirilmesidir ve yeryüzü denilen bu beden varlığımıza Cenâb-ı Hakk Zülkarkeyn hakikatini de yerleştirmiştir bu düzeyde bizde tevhid-i ef’âl mertebesinde oluşacak bir hadisedir, iki karineyi yani zâhir ve bâtını yaşamanın yolunu açmaktadır.

Güneşin battığı yer; kişinin kendi nefis güneşinin batmaya yüz tuttuğu yani tevhid-i ef’âl’in kendisinde zuhura çıkmaya başladığı devreyi ifade ediyor.

Balçıklı suda batması; nefsin balçık gibi kötü hallerinin ifadesidir.

Orada bir kavme rastladı; işte bu da bizim nefis kavmimiz, isteklerimiz, arzularımız, dünyaya meylimiz, düşmanlıklarımız, sahip olma güdülerimiz vb. İstersen onlara iyi muamele ile doğru yola sevketmeye çalış yani nefsi istekler kavmini, istersen azab ile. Zülkarkeyn’in gittiği batı’nın en ucu nefsaniyetinin en ucu, doğu’da Rahmaniyetinin en ucu, önce nefsaniyetinden batacak ki Hakikat-i Muhammedi güneşi oradan doğmuş olsun.

قَالَ أَمَّا مَن ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ ثُمَّ يُرَدُّ إِلَى رَبِّهِ فَيُعَذِّبُهُ عَذَاباً نُّكْراً

87-) Kale emma men zaleme fesevfe nuazzibuhu sümme yüreddü ila Rabbihi feyuazzibuhu azâben nükra;