Feverabbike lenahşurannehum ve-şşeyâtîne śümme lenuhdirannehum havle cehenneme ciśiyyâ(n)
Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz.
Rabbine andolsun ki biz onları (öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden kâfirleri) şeytanları ile beraber elbette ve elbette mahşerde toplayacağız. Sonra onları muhakkak cehennemin etrafında dizleri üstü hazır bulunduracağız (ki cennetlikleri görüp hasret çeksinler.).
Meryem Suresi'nin 68. ayeti, kıyamet gününde insanların ve şeytanların bir araya getirilmesini ve cehennem etrafında diz çökmüş vaziyette hazır bulundurulmasını yeminle vurgulamaktadır. Ayet, ilahi kudretin ve ahiret azabının kesinliğini dilbilimsel olarak pekiştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Haşr (حشر), bir topluluğu bir yerden başka bir yere sevk etmek, toplamak anlamına gelir. Ayetteki 'lennahşurennehum' ifadesi, Allah'ın insanları ve şeytanları hesap vermek üzere bir araya getireceğinin kesinliğini teyit eder. Bu, sadece bir araya getirme değil, aynı zamanda belirli bir amaç için toplama eylemidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Haşr kelimesi, kalabalık bir topluluğu bir araya getirme ve onları belirli bir yere yönlendirme anlamında kullanılır. Ayetteki kullanımı, kıyamet gününde insanların ve şeytanların zorunlu olarak toplanacağını ve ilahi hükme sunulacağını mecazi bir dille ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Haşr, Kur'an'da genellikle 'diriliş' ve 'toplanma' kavramlarıyla yakından ilişkilidir. Bu ayetteki 'lennahşurennehum' ifadesi, ahiret gününde tüm varlıkların Allah'ın huzurunda toplanacağı ve hesap vereceği inancının temel bir parçasıdır. Bu, sadece fiziksel bir toplanma değil, aynı zamanda ilahi adalet önünde bir araya gelme anlamını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şeytan (شيطان), 'şatane' kökünden gelir ve 'haktan uzaklaşmak, isyan etmek' anlamına gelir. Şeytan, insanları doğru yoldan saptıran, vesvese veren her türlü kötü güç veya varlık için kullanılır. Ayetteki 've'ş-şeyâtîn' ifadesi, insanların peşinden gittikleri, onlara itaat ettikleri şeytanların da onlarla birlikte haşredileceğini belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Şeytan kelimesi, Arapçada 'uzaklaşan, sapan' anlamlarına gelir. Kur'an'da ise genellikle Allah'ın emrinden sapan, insanları kötülüğe teşvik eden cinler ve bazen de kötü huylu insanlar için kullanılır. Bu ayette, şeytanların da haşr edilerek cezalandırılacakları vurgulanır, bu da onların da ilahi hesaba tabi tutulacağını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Şeytan kavramı, Kur'an'da sadece İblis'i değil, aynı zamanda onun soyundan gelen cinleri ve insanları saptıran her türlü kötü gücü kapsar. Ayetteki 've'ş-şeyâtîn' ifadesi, insanların dünyada takip ettikleri, onlara uyan şeytanların da ahirette onlarla birlikte cezalandırılmak üzere toplanacağını belirtir, bu da sorumluluğun karşılıklı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hudûr (حضور), bir yerde bulunmak, hazır olmak anlamına gelir. 'Lenuhdirennehum' ifadesi, Allah'ın onları zorla bir yere getireceğini ve orada hazır tutacağını ifade eder. Bu, sadece bir araya getirme değil, aynı zamanda belirli bir amaç için, yani ceza için orada bulundurma eylemidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hudûr, bir şeyin bir yerde fiilen bulunmasıdır. Ayetteki 'lenuhdirennehum' ifadesi, haşr edildikten sonra insanların ve şeytanların cehennemin etrafında fiziksel olarak hazır bulundurulacağını, yani kaçış imkanlarının olmayacağını ve azaba maruz kalacaklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cüsû (جثو), dizleri üzerine çökmek, diz çökmek anlamına gelir. 'Cisiyyen' kelimesi, bu ayette, insanların ve şeytanların cehennemin etrafında zelil bir halde, dizleri üzerine çökmüş olarak bekletileceklerini ifade eder. Bu durum, onların acizliklerini ve ilahi kudret karşısındaki teslimiyetlerini sembolize eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Cisiyyen, 'câsî' kelimesinin çoğuludur ve dizleri üzerine çökmüş, eğilmiş kimseler anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, kıyamet gününde insanların ve şeytanların cehennemin etrafında, azabın dehşeti karşısında boyun eğmiş ve çaresiz bir vaziyette bulunacaklarını tasvir eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Cüsû, bir kişinin dizleri üzerine çökerek oturması veya beklemesidir. Bu ayetteki 'cisiyyen' ifadesi, insanların ve şeytanların cehennemin etrafında, korku ve dehşet içinde, dizleri üzerine çökmüş bir vaziyette, ilahi hükmü beklerkenki hallerini canlı bir şekilde betimler.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(68) (Fe ve rabbike le nahşurennehum veş şeyâtîne summe le nuhdırannehum havle cehenneme cisîyyen.)
“Rabbine andolsun ki, sonra da onları ve şeytanları, mutlaka haşredeceğiz (toplayacağız). Sonra onları, cehennemin etrafında diz üstü çökmüş olarak
hazır kılacağız.”