Felâ ta'cel ‘aleyhim(s) innemâ ne'uddu lehum ‘addâ(n)
Ey Muhammed! Şu halde, onların azaba uğramalarını istemekte acele etme. Biz onlar için ancak (takdir ettiğimiz günleri) sayıp durmaktayız.
Öyleyse onların hemen azaba uğratılmalarını isteme. Biz onların (ecel) günlerini sayıyoruz.
Meryem Suresi'nin 84. ayeti, Allah'ın zalimlere karşı aceleci davranılmaması gerektiğini, zira onların akıbetlerinin belirlenmiş ve sayılmış olduğunu vurgular. Ayet, ilahi takdirin kesinliğini ve zamanlamasını 'acele etme' ve 'sayma' kavramları üzerinden işler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'acele' (عجل) kelimesini, bir şeyin vaktinden önce talep edilmesi veya yapılması olarak tanımlar. Ayetteki 'فَلَا تَعْجَلْ' ifadesi, Hz. Peygamber'e (s.a.v.) hitaben, müşriklerin helakı konusunda aceleci olmaması, Allah'ın takdirine güvenmesi gerektiğini belirtir. Bu, ilahi hikmetin zamanlamasına teslimiyeti ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'acele' (عجل) kelimesinin bu bağlamda, 'onların helakı için acele etme' veya 'onların azabının gelmesini çabuklaştırma' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayet, Allah'ın kendi belirlediği vakitte hükmünü icra edeceğini, kulun bu konuda sabırsızlanmaması gerektiğini mecazi bir dille anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'acele' kavramının Kur'an'da genellikle insanın sabırsızlığını ve dünya nimetlerine olan düşkünlüğünü ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise, Allah'ın takdirine karşı aceleci davranmanın, ilahi iradeye aykırı bir tutum olduğunu vurgular. Peygamber'in, müşriklerin akıbeti konusunda acele etmemesi, Allah'ın planına güvenmesi gerektiği mesajını taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'نَعُدُّ' fiilinin 'saymak' anlamına geldiğini ve burada Allah'ın müşriklerin ömürlerini, nefeslerini ve işledikleri günahları tek tek saydığını, hiçbir şeyi atlamadığını ifade ettiğini belirtir. Bu, onların cezalandırılma vaktinin kesinlikle geleceğinin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'عدّ' (add) kökünün, bir şeyin miktarını bilmek, saymak anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّا' ifadesi, Allah'ın onların ömürlerini, günahlarını ve azaplarının vaktini tam ve eksiksiz bir şekilde hesapladığını, hiçbir şeyin gözden kaçmadığını vurgular. Bu, ilahi adaletin kesinliğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'نَعُدُّ' fiilinin te'kid (pekiştirme) için masdar olan 'عَدًّا' ile birlikte kullanılmasının, sayma işleminin çok titiz ve eksiksiz bir şekilde yapıldığını gösterdiğini belirtir. Allah'ın onların günlerini ve amellerini en ince ayrıntısına kadar saydığı, dolayısıyla cezalarının da bu hesaba göre olacağı anlamını taşır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'عدّ' (add) masdarının, fiilin anlamını pekiştirmek için kullanıldığını belirtir. 'نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّا' ifadesi, Allah'ın onların ömürlerini, nefeslerini ve günahlarını öyle bir sayışla saydığını ki, hiçbir şeyin eksik kalmayacağını, her şeyin tam olarak kaydedildiğini ifade eder. Bu, ilahi muhasebenin hassasiyetini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ebu'l-Bekâ, masdarın fiili te'kid (pekiştirme) için kullanılmasının Arap dilinde yaygın olduğunu belirtir. Ayetteki 'عَدًّا' kelimesi, Allah'ın sayma eyleminin sadece bir sayma değil, aynı zamanda bir kayıt ve muhasebe olduğunu, bu sayımın kesin ve şaşmaz olduğunu vurgular. Bu, zalimlerin akıbetlerinin kaçınılmaz olduğunu anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an'da masdarların fiillerle birlikte kullanılmasının, eylemin yoğunluğunu ve kesinliğini ifade ettiğini belirtir. 'نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّا' ifadesi, Allah'ın zalimlerin ömürlerini ve amellerini sadece saymakla kalmayıp, aynı zamanda onların her anını, her nefesini ve her eylemini eksiksiz bir şekilde kaydettiğini ve buna göre karşılık vereceğini vurgular. Bu, ilahi adaletin tecellisinin kaçınılmazlığını gösterir.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(84) (Fe lâ ta’cel aleyhim, innemâ neuddu lehum adden.)
“Artık onlar için acele etme. Biz, sâdece onlara
(günlerini) saydıkça sayıyoruz.”