Venesûku-lmucrimîne ilâ cehenneme virdâ(n)
(85-86) Allah'a karşı gelmekten sakınanları Rahman'ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün!
Suçluları da susuz olarak cehenneme süreceğiz.
Meryem Suresi'nin 86. ayeti, kıyamet günündeki yargılamayı ve akıbetleri tasvir eder. Özellikle 'suçluların' cehenneme sürülüşünü, susuzluğun ve zorla sevk edilmenin metaforik bir anlatımıyla vurgular. Ayet, ilahi adaletin tecellisini ve günahkarların kaçınılmaz sonunu dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sevḳ' kelimesini bir şeyi arkadan iterek veya sürükleyerek götürmek olarak açıklar. Ayetteki 'nesûku' fiili, mücrimlerin kendi istekleri dışında, zorla ve şiddetle cehenneme doğru sevk edilişini vurgular, bu da onların akıbetlerinden kaçamayacaklarını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sevḳ' kelimesinin mecazi olarak bir şeyi bir yere yönlendirmek, sevk etmek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, suçluların cehenneme doğru 'sürülmesi' eyleminin, onların iradeleri dışında gerçekleşen kaçınılmaz bir son olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki hareket fiillerinin genellikle bir amaca yönelik olduğunu ve 'sevḳ' gibi fiillerin ilahi iradenin tecellisini gösterdiğini belirtir. 'Nesûku' fiili, Allah'ın mücrimleri cehenneme yönlendirme eylemini, yani ilahi adaletin kesinliğini ve kaçınılmazlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cürüm' kelimesini 'kesmek' kökünden türeterek, bir şeyden ayrılmak, kopmak ve bu bağlamda hayırdan ve doğru yoldan ayrılmak olarak açıklar. 'Mücrimîn', Allah'ın emirlerinden ve doğru yoldan saparak günah işleyen, haddi aşan kimselerdir. Ayetteki kullanımı, onların bu sapkınlıkları nedeniyle cehenneme layık görüldüklerini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'cürüm' kelimesinin 'kesmek' anlamından hareketle, bir meyveyi dalından kesmek gibi, hayırdan ve iyilikten kopmak anlamını taşıdığını belirtir. 'Mücrimîn', bu kopuşu gerçekleştiren, yani günah işleyerek kendilerini ilahi rahmetten mahrum bırakanlardır. Ayetteki bağlamda, bu kişiler cehenneme sürülerek cezalandırılacaklardır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'mücrim' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'a karşı isyan eden, O'nun ayetlerini yalanlayan ve ahlaki sınırları aşan kişiler için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'mücrimîn', ahirette cezalandırılacak olan, dünyadaki kötü amelleri nedeniyle ilahi adaletin tecellisine muhatap olacak olanlardır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Cehennem' kelimesinin Arapça kökenli olmadığını, ancak Kur'an'da azap yurdu olarak kullanıldığını belirtir. Geniş ve derin çukur anlamı taşıyan bir kelime olduğu da ifade edilir. Ayetteki kullanımı, mücrimlerin son varış noktası olarak, azabın ve şiddetin mekanı olarak vurgulanır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'Cehennem'in derinliği ve karanlığı ile bilinen bir yer olduğunu, bu ismin de bu özelliklerinden geldiğini ifade eder. Ayetteki 'ilâ Cehenneme' ifadesi, mücrimlerin bu derin ve karanlık azap yurduna doğru sevk edilişini, kaçınılmaz bir sona doğru ilerleyişlerini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Cehennem'in Kur'an'da sıkça geçen ve ahiret inancının temel unsurlarından biri olan bir kavram olduğunu belirtir. Kelimenin semantik alanı, şiddetli azap, pişmanlık ve sonsuz cezayı kapsar. Ayetteki kullanımı, mücrimlerin işledikleri suçların karşılığı olarak karşılaşacakları nihai ve korkunç akıbeti ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'vird' kelimesinin suya gelen topluluk anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'virdâ' ifadesi, mücrimlerin cehenneme, susuzluktan dolayı suya koşan hayvanlar gibi, zorla ve çaresizce sürüklenmesini mecazi olarak anlatır. Bu, onların azaba olan şiddetli ihtiyaçlarını ve kaçınılmazlıklarını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'vird' kelimesinin mecazi olarak bir şeye doğru yönelmek, bir yere ulaşmak anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'virdâ' ifadesi, mücrimlerin cehenneme doğru 'susuz bir şekilde' veya 'susuzluktan dolayı suya yönelenler gibi' sürülmesini tasvir eder. Bu, onların azaba olan şiddetli ihtiyaçlarını ve kaçınılmazlıklarını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'vird' kelimesinin hem suya gelen topluluk hem de susuzluktan dolayı suya yönelenler anlamlarını taşıdığını açıklar. Ayetteki 'virdâ' kelimesi, mücrimlerin cehenneme doğru, susuzluktan dolayı suya koşan hayvanlar gibi, zorla ve çaresizce sürüklenmesini mecazi olarak anlatır. Bu, onların azaba olan şiddetli ihtiyaçlarını ve kaçınılmazlıklarını vurgular.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(86) (Ve nesûkul mucrimîne ilâ cehenneme virden.)
“Ve mücrimleri (suçluları), susamış olarak cehenneme sevkedeceğiz.”