Yâ eyyuhe-lleżîne âmenû lâ tekûlû râ'inâ vekûlû-nzurnâ vesme'û(k) velilkâfirîne ‘ażâbun elîm(un)
Ey iman edenler! "Ra'ina (bizi gözet)" demeyin, "unzurna (bize bak)" deyin ve dinleyin. Kafirler için acıklı bir azap vardır.
Ey iman edenler! "râine" demeyin, "unzurna" deyin ve iyi dinleyin, kâfirler için elemli bir azap vardır.
Bakara 104. ayet, müminlere hitap ederek Peygamber'e karşı kullanmaları gereken hitap şeklini öğretmekte, kötü anlama gelebilecek ifadelerden kaçınmalarını ve saygılı bir dil kullanmalarını emretmektedir. Ayet, dilin inceliğine ve sözcüklerin potansiyel yanlış anlaşılmalarına dikkat çekerek, inananların Peygamber'e karşı edep ve hürmetle davranmalarının önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emn' (أمن) kökünü kalbin sükûnet bulması, korkunun zıttı olarak tanımlar. 'İman' ise, bir şeyi tasdik etmek ve ona güvenmek demektir. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, kalben tasdik edip dil ile ikrar eden ve bu tasdikin gereğini yerine getiren kimseleri işaret eder. Bu bağlamda, Peygamber'e hitap şekillerinde dikkatli olmaları gereken topluluğu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramının Kur'an'daki temel anlamının 'güvenmek, emniyet içinde olmak' olduğunu belirtir. Allah'a iman etmek, O'na tam bir güven duymak ve O'nun vaatlerine inanmak demektir. Bu ayette 'Ey iman edenler' hitabı, Allah'a ve elçisine güven duyan, dolayısıyla onların emirlerine uyması beklenen bir topluluğa yöneliktir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kavl' (قول) kelimesini genel olarak 'söz' veya 'konuşma' olarak açıklar. Ayetteki 'lâ tekûlû' (لَا تَقُولُوا۟) ifadesi, belirli bir sözün (raina) söylenmesinin yasaklanmasıdır. Bu yasak, sözün taşıdığı potansiyel kötü anlam veya Yahudilerin bu kelimeyi alaycı bir şekilde kullanmaları nedeniyle getirilmiştir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kavl' kökünün, bir düşünceyi veya niyeti dil aracılığıyla ifade etme eylemini kapsadığını belirtir. Ayetteki 'lâ tekûlû', sadece kelimenin telaffuzunu değil, aynı zamanda o kelimenin ardındaki niyeti ve taşıdığı olumsuz çağrışımları da reddetmeyi içerir. Müminlerden, Peygamber'e karşı söz seçiminde dikkatli olmaları istenmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'râ'inâ' kelimesinin iki farklı anlama gelebileceğini belirtir. Birincisi, 'bizi gözet, bize kulak ver' anlamında masum bir talep iken, ikincisi, Yahudilerin kendi dillerinde 'râ'î' kelimesini 'ahmak' veya 'çobanımız' gibi aşağılayıcı bir anlamda kullanmalarıdır. Ayet, bu ikinci kötü anlamdan kaçınmak için bu kelimenin kullanılmasını yasaklamıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ra'y' (رعي) kökünü 'gözetmek, korumak, dikkat etmek' olarak açıklar. Ancak 'râ'inâ' kelimesinin Yahudiler tarafından 'râ'î' (çoban) kelimesinden türetilerek, Peygamber'i aşağılamak amacıyla kullanıldığına dikkat çeker. Bu nedenle Kur'an, müminlerin bu tür çift anlamlı ve kötüye kullanılabilecek ifadelerden uzak durmasını emretmiştir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'nazara' (نظر) fiilinin 'bakmak, görmek, düşünmek, beklemek' gibi anlamlara geldiğini belirtir. 'Unzurnâ' (ٱنظُرْنَا) ifadesi, Peygamber'den kendilerine yönelmesini, sözlerini dinlemesini ve onlara mühlet vermesini talep etmektir. Bu kelime, 'râ'inâ' kelimesinin aksine, herhangi bir kötü çağrışım taşımadığı için müminlere tavsiye edilmiştir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'nazar' kavramının hem maddi hem de manevi bakışı içerdiğini ifade eder. Ayetteki 'unzurnâ', Peygamber'in müminlere şefkatle ve anlayışla yönelmesini, onların ihtiyaçlarını ve sorularını dikkate almasını istemektir. Bu, saygılı ve edep kurallarına uygun bir talep şeklidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'semâ'' (سمع) fiilinin 'işitmek, dinlemek ve anlamak' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'vesme'û' (وَٱسْمَعُوا۟) emri, sadece işitmekle kalmayıp, Peygamber'in söylediklerini dikkatle dinleyerek anlamaya ve gereğini yapmaya teşvik eder. Bu, Peygamber'e karşı gösterilmesi gereken saygının ve itaatin bir gereğidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'semâ'' kökünün, kulakla algılamanın yanı sıra, 'anlamak ve itaat etmek' anlamlarını da içerdiğini ifade eder. 'İsme'û' emri, müminlerin Peygamber'in talimatlarını sadece duymakla kalmayıp, onları idrak etmelerini ve onlara uymalarını gerektirir. Bu, önceki yasak ve emrin tamamlayıcısıdır; doğru hitap şeklini kullanmanın yanı sıra, Peygamber'in mesajını da dikkatle dinlemelidirler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azâb' (عذاب) kelimesini 'bir şeyi tatmaktan alıkoyan şey' olarak tanımlar. Genellikle 'elem veren ceza' anlamında kullanılır. Ayetteki 'azâbun elîm' (عَذَابٌ أَلِيمٌ) ifadesi, inkar edenlere verilecek olan şiddetli ve acı verici bir cezayı belirtir. Bu, Allah'ın emirlerine karşı gelenlerin karşılaşacağı akıbeti vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'azâb' kavramının Kur'an'da genellikle 'ilahi ceza' anlamında kullanıldığını ve bu cezanın hem dünyevi hem de uhrevi olabileceğini belirtir. Ayetteki 'lilkâfirîne azâbun elîm' ifadesi, Allah'ın ve Peygamber'in emirlerine uymayan, özellikle de Peygamber'e karşı edepsizce davranan inkar edenlerin karşılaşacağı kaçınılmaz ve acı verici bir akıbeti haber verir.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَقُولُواْ رَاعِنَا وَقُولُواْ انظُرْنَا وَاسْمَعُوا ْوَلِلكَافِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ
(2/104) Ya eyyühelleziyne amenu la tekulu ra'ına ve kulunzurna vesme'u ve lilkâfiriyne azabün eliym;
* Ey imân edenler! “Râ’inâ (bizi gözet)” demeyin, “unzurnâ (bize bak)” deyin ve dinleyin. Kâfirler için acıklı bir azap vardır.
Ey imân edenler, “râinâ” demeyin “unzurna” deyin, inkâr edenlere elim azab vardır, Sahabeyi Kiram Hz. Rasullullah’a bizi gözet, bize dikkat et, bizi yalnız başımıza bırakma mânâsına gelen “râinâ” derlermiş, “râinâ” çobanlık mânâsına da geliyormuş, yani biz sürüyüz sen bizi muhafaza et gibi, Yahudiler “râinâ” kelimesini ahmak anlamına gelecek şekilde kullanıp hakaret ettikleri için onun yerine “unzurna” deyin ve dinleyin denmiştir, küfür ehline yani o kelimeyi kendine göre değiştirenlere de büyük azab vardır.
Mûseviyet mertebesinde dinleme vardı, burada müşahededen dinlemeye geçiyor, “unzurna” bize nazar et, hiçbir ümmet peygamberinden böyle bir talepte bulunmuş değildir , “bana bak” demesi, ben sana bakıyorum dolayı-sıyla sende bana bak demektir, burada rabıta vardır, müşahede vardır, yani senin hakikatini bize naklet mânâsında’dır, sende ne varsa bize bunu aktar bizde de bu açılsın ve biz bunu anladık mı? anlamadık mı? diye konuşmaya başladığımız zaman bizi dinle de, düşündüğü-
müzde doğrumuyuz, yanlışmıyız, yanlışsak yanlış olduğu-muz yeri düzelt diye içerisinde ifade vardır.
Cenâb-ı Hakk peygamberinizden nazar isteyin diye tavsiyede bulunuyor. Bu nazar ise Nûr-u Muhammed-î dir.