Vemen azlemu mimmen mene'a mesâcida(A)llâhi en yużkera fîhâ-smuhu vese'â fî ḣarâbihâ(c) ulâ-ike mâ kâne lehum en yedḣulûhâ illâ ḣâ-ifîn(e)(c) lehum fî-ddunyâ ḣizyun velehum fi-l-âḣirati ‘ażâbun ‘azîm(un)
Allah'ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara (eğer girerlerse) ancak korka korka girebilmelidirler. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.
Allah'ın mescitlerini, içlerinde Allah'ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! İşte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardır.
Bakara 114. ayet, Allah'ın mescitlerinde ibadeti engelleyen ve bu mekanların yıkımına çalışanların zulmünü ve akıbetini ele almaktadır. Ayet, bu eylemlerin vahametini vurgulayarak, bu kişilerin dünyevi ve uhrevi cezalarını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm (ظلم), bir şeyi ait olduğu yerin dışına koymaktır. Bu ayetteki 'azlem' (أظلم), Allah'ın mescitlerinde O'nun isminin anılmasını engelleyerek ve bu mekanları harap etmeye çalışarak en büyük haksızlığı ve adaletsizliği yapan kişiyi ifade eder. Bu, hakkı sahibinden alıkoyma ve ilahi emre karşı gelme anlamını taşır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Zulüm, haddi aşmak ve bir şeyi olması gereken yerin dışına çıkarmaktır. 'Azlem' (أظلم) ise, bu haddi aşma ve haksızlık etme fiilini en üst düzeyde gerçekleştiren kişiyi tanımlar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın evlerinde ibadeti engellemek ve onları yıkmaya çalışmak, en büyük haddi aşma ve dolayısıyla en büyük zulümdür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zulüm, Kur'an'da genellikle Allah'ın koyduğu sınırları aşma, ilahi düzene karşı gelme ve haksızlık etme anlamında kullanılır. 'Azlem' (أظلم) ifadesi, bu sınırları en şiddetli şekilde ihlal eden ve dolayısıyla Allah katında en büyük günahı işleyen kişiyi belirtir. Mescitlerin kutsallığına tecavüz, bu bağlamda en ağır zulümlerden biridir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Men' (منع), bir şeyi bir yerden alıkoymak, engellemektir. Ayetteki 'menaa' (منع), Allah'ın mescitlerinde O'nun isminin zikredilmesini, yani ibadet edilmesini ve anılmasını engellemeyi ifade eder. Bu, ibadet özgürlüğüne ve Allah'a yönelişe karşı bir kısıtlama getirme eylemidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Men' (منع), bir şeyi yapmaktan veya bir yere girmekten alıkoymaktır. Burada, mescitlerde Allah'ın adının anılmasını engellemek, ibadetin ve zikrin önüne geçmek anlamındadır. Bu fiil, ilahi emre karşı gelmenin ve müminlerin hakkını gasp etmenin bir mecazıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Men' (منع), bir şeyi bir şeyden uzaklaştırmak veya ona ulaşmasını engellemektir. Ayetteki 'menaa' (منع), Allah'ın mescitlerinde O'nun isminin zikredilmesini engellemek suretiyle, bu kutsal mekanların asıl amacından saptırılmasına yönelik bir eylemi ifade eder. Bu, hem fiziksel hem de manevi bir engellemedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mescid (مسجد), secde edilen yer demektir. Secde ise, tevazu ve boyun eğmenin son noktasıdır. Ayetteki 'mesâcid' (مساجد), Allah'a ibadet ve secde için tahsis edilmiş kutsal mekanları ifade eder. Bu mekanlarda Allah'ın isminin anılması engellendiğinde, secdenin ve tevhidin özü engellenmiş olur.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mescid (مسجد), Allah'a ibadet ve secde etmek için inşa edilen yerdir. Bu ayetteki 'mesâcid' (مساجد) kelimesi, genel olarak tüm ibadethaneleri kapsar ve bu mekanların kutsallığına vurgu yapar. Onların yıkımına çalışmak veya ibadeti engellemek, Allah'ın evlerine karşı işlenmiş büyük bir cürümdür.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Mescid kelimesi, Kur'an'da hem belirli bir ibadethane (Kâbe gibi) hem de genel olarak secde edilen, ibadet edilen her yer için kullanılır. Bakara 114'teki 'mesâcid' (مساجد), Allah'a ibadet edilen tüm mekanları kapsar ve bu mekanların ilahi bir amaç için var olduğunu vurgular. Bu mekanlarda zikrin engellenmesi, onların varlık sebebine aykırıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zikr (ذكر), bir şeyi kalpte veya dilde hazır bulundurmaktır. Ayetteki 'yüzkere' (يذكر), Allah'ın isminin mescitlerde anılması, yani O'nun yüceliğinin, birliğinin ve emirlerinin hatırlanması ve ibadetle ifade edilmesi anlamındadır. Bu, mescitlerin temel işlevidir ve engellenmesi, Allah ile kul arasındaki bağı koparmaya çalışmaktır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Zikr (ذكر), hem dil ile telaffuz hem de kalp ile hatırlama ve tefekkür anlamına gelir. 'Yüzkere' (يذكر) fiili, mescitlerde Allah'ın isminin hem sözlü olarak (namaz, dua, Kur'an okuma) hem de manevi olarak (tefekkür, huşu) anılmasını ifade eder. Bu eylemin engellenmesi, ibadetin özünü hedef alır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zikr (ذكر) kavramı, Kur'an'da sadece hatırlamak değil, aynı zamanda Allah'ı anmak, O'nun varlığını ve kudretini idrak etmek ve bu idraki söz ve eylemle ortaya koymak anlamını taşır. Mescitlerde Allah'ın isminin 'yüzkere' (يذكر) edilmesi, bu mekanların Allah'a adanmışlığını ve O'nunla sürekli bir iletişim halinde olma gerekliliğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Harab (خراب), bir yerin viraneye dönmesi, kullanılamaz hale gelmesidir. Ayetteki 'harâbihâ' (خرابها), mescitlerin fiziksel olarak yıkılması veya ibadet edilemez hale getirilmesi anlamındadır. Bu, sadece yapısal bir yıkım değil, aynı zamanda mescitlerin manevi işlevini ortadan kaldırmaya yönelik bir çabadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Harab (خراب), bir yerin boşaltılması, terk edilmesi ve işlevsiz hale getirilmesidir. 'Harâbihâ' (خرابها) ifadesi, mescitlerin sadece fiziksel olarak yıkılmasını değil, aynı zamanda ibadet edenlerden arındırılması ve böylece manevi olarak harap edilmesini de kapsar. Bu, mescitlerin amacından saptırılmasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Harab (خراب), bir yerin mamuriyetini kaybetmesi ve boş kalmasıdır. Ayetteki 'harâbihâ' (خرابها), mescitlerin hem maddi olarak tahrip edilmesi hem de ibadetten mahrum bırakılarak manevi olarak boşaltılması anlamını taşır. Bu eylem, Allah'ın evlerine karşı düşmanlığın en açık göstergelerindendir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hizy (خزي), bir şeyin değerini kaybetmesi, aşağılanması ve utanç duymasıdır. Ayetteki 'hizyün' (خزي), Allah'ın mescitlerine zulmedenlerin dünyada karşılaşacakları rezilliği, toplum içinde itibar kaybını ve aşağılanmayı ifade eder. Bu, onların kötü amellerinin bir sonucu olarak yaşayacakları manevi bir cezadır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hizy (خزي), bir kimsenin yaptığı kötü işler sebebiyle utanç duyması ve hor görülmesidir. 'Hizyün' (خزي) kelimesi, bu ayette, mescitlere karşı işlenen zulmün dünyevi karşılığı olarak, bu kişilerin toplum nezdinde düşecekleri durumu, itibarlarının zedelenmesini ve alçalmasını anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hizy (خزي), Kur'an'da genellikle Allah'ın gazabına uğrayanların ve O'nun emirlerine karşı gelenlerin dünyada ve ahirette yaşayacakları utanç ve aşağılanmayı ifade eder. Bakara 114'teki 'hizyün' (خزي), mescitlere zulmedenlerin dünyevi hayatlarında karşılaşacakları manevi ve sosyal bir cezayı, yani rezil rüsva olmayı simgeler.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
لَهُمْ أَن يَدْخُلُوهَا إِلاَّ خَآئِفِينَ لهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
(2/114) Ve men azlemü mimmen menea mesacidAllahi en yüzkera fiyhesmuHU ve se'a fiy harabiha* ülaike ma kâne lehüm en yedhuluha illâ haifiyn* lehüm fiyddünya hızyün ve lehüm fiyl ahıreti azabün azîym;
* Allah’ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara (eğer girerlerse) ancak korka korka girebilmelidirler. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.
Allah’ın mescidlerinde ibadet etmek isteyenleri oraya gitmekten alıkoyandan daha zâlim kim olabilir, hakikati Mûseviyye, hakikati İseviyye, hakikati Muhammediyye’ye yönelen kimseleri oralardan çevirenlerden daha zâlim kim olabilir, kâtil olmaktan, hırsızlık yapmaktan, ana babayı öldürmektende önde geliyor, daha zalim kim olabilir deniyor bu hususta, demek ki insânların bilmeden “yaaa sende hocalardan mı oldun, bırak gel bu akşam şuraya gidelim vs.” diyerek kişilerin camiye, mescidlere gitmesine mâni olmaları halinde ondan daha zulmedici bir kimse tasavvur edilemez denmektedir.
Gönlümüzde de Hakk’a teslimiyet yoksa nefsimiz bize mâni oluyorsa o nefis o kadar zâlim bir nefis ki, onun zulmünden nasıl kurtulacaktır insânoğlu?
Orada, mecidler de Allah’ın ismini zikretmekten ve onların harap olmasına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir. Allah’ın mescidlerine girmek demek, Cenâb-ı
Hakk’ın şemsiyesi altına girmek demektir, câmiler kubbelidir ya, işte oraya girmek demek Hakk’ın şemsiyesi altına girmek demektir, orada isminin zikredilmesi yani esmâ-i hüsnâ’nın kendi hakikatini idrak etmesi, ve o mescidlerin yıkılması ise bir bakıma kendi bedeninin harap olması demektir, içki, sigara v.b. ile mescidini harap etmen demektir.
Onlar oraya korka korka girmeli, onlar için dünyada rezillik vardır, ahırettede büyük azab vardır.