Veli(A)llâhi-lmeşriku velmaġrib(u)(c) feeynemâ tuvellû feśemme vechu(A)llâh(i)(c) inna(A)llâhe vâsi'un ‘alîm(un)
Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah'ındır. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
Bununla beraber, doğu da Allah'ın, batı da Allah'ındır. Artık nereye dönerseniz dönün, orası Allah'a çıkar. Şüphe yok ki, Allah(ın rahmeti) geniştir, O, her şeyi bilendir.
Bakara 115. ayet, Allah'ın her yerde hazır ve nazır olduğunu, yönlerin O'na ait olduğunu vurgular. Ayet, kıble tayini gibi zahiri yönelimlerin ötesinde, kalbin Allah'a yönelmesinin önemini ve O'nun ilim ve vüs'at sıfatlarını öne çıkarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şark' kelimesini güneşin doğduğu yer olarak tanımlar ve 'meşrık'ın da bu anlamda kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın mülkiyetinin ve kudretinin belirli bir yöne bağlı olmadığını, tüm yönleri kapsadığını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'meşrık' ve 'mağrib'in burada mecazi olarak tüm yönleri ve dolayısıyla tüm dünyayı ifade ettiğini belirtir. Ayet, Allah'ın mülkiyetinin ve hükümranlığının evrenselliğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mağrib' kelimesini güneşin battığı yer olarak açıklar. Ayette 'meşrık' ile birlikte kullanılması, Allah'ın hükümranlığının ve varlığının tüm coğrafi yönleri kuşattığını, hiçbir yerin O'nun mülkiyetinden hariç olmadığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ğarb' kökünün 'uzaklaşmak, gizlenmek' anlamlarına geldiğini ve 'mağrib'in de güneşin gözden kaybolduğu yer olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın varlığının ve kudretinin doğu ve batı ile sınırlı olmadığını, her yeri kapsadığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'velâ' kökünün 'bir şeye yakın olmak, yönelmek' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Tüvellû' fiili, ayette hem fiziksel olarak bir yöne dönmeyi hem de kalben bir şeye yönelmeyi ifade eder. Bu ayette, kıble tayini bağlamında, hangi yöne dönülürse dönülsün, Allah'ın orada hazır olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'velâ' kavramının Kur'an'da hem fiziksel hem de manevi bir yönelimi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'tüvellû' fiili, namazda kıbleye yönelme meselesi üzerinden, Allah'ın her yerde hazır ve nazır olduğu, dolayısıyla kalbin O'na yönelmesinin asıl önemli olduğu mesajını verir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'vecih' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını, bu ayette ise 'Allah'ın zatı, varlığı' veya 'Allah'ın rızası, yönü' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Vecühullah' ifadesi, Allah'ın her yerde hazır ve nazır olduğunu, O'nun rızasının ve tecellisinin her yönde bulunabileceğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'vecih' kelimesinin 'zat' ve 'yön' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'vecihullah' ifadesi, Allah'ın zatının her yerde hazır olduğunu ve kulların hangi yöne dönerlerse dönsünler O'na ulaşabileceklerini vurgular. Bu, kıble tayini konusundaki tartışmalara bir cevap niteliğindedir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'vecih' kelimesinin Kur'an'da 'zat, varlık, rıza, yön' gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ifade eder. Bu ayette 'vecihullah', Allah'ın zatının ve rızasının her yerde mevcut olduğunu, dolayısıyla belirli bir coğrafi yöne bağlı kalınmaksızın O'na yönelmenin mümkün olduğunu anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vüs'at' kelimesinin 'genişlik, kapsayıcılık' anlamına geldiğini belirtir. Allah'ın 'Vâsi'' ismi, O'nun ilminin, kudretinin ve rahmetinin her şeyi kuşattığını, hiçbir şeyin O'nun sınırları dışında kalmadığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın her yerde hazır ve nazır oluşunu pekiştirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'vâsi'' sıfatının Allah için kullanıldığında, O'nun ilminin, kudretinin ve rahmetinin sınırsız olduğunu, her şeyi kapsadığını ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın 'Vâsi'' oluşu, O'nun her yönde bulunabilmesinin ve her şeyi kuşatmasının temelini oluşturur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'alîm' kelimesinin 'her şeyi bilen' anlamına geldiğini ve Allah'ın bu sıfatının O'nun mutlak ilmini ifade ettiğini belirtir. Ayette 'Vâsi'' sıfatıyla birlikte kullanılması, Allah'ın her yeri kuşatmasının yanı sıra, kulların niyetlerini ve yönelişlerini de tam olarak bildiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilm' kavramının Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biri olduğunu ve O'nun her şeyi, gizliyi ve açığı bildiğini ifade ettiğini belirtir. 'Alîm' sıfatı, bu ayette, kulların hangi yöne dönerlerse dönsünler, Allah'ın onların niyetlerini ve yönelişlerini bildiğini, dolayısıyla samimiyetin önemini vurgular.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَلِلّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجْهُ اللّهِ إِنَّ اللّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
(2/115) Ve Lillahil meşriku vel mağribü feeynema tüvellu fesemme VECHULLAH, innAllahe Vasi'un 'Aliym;
* Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
Doğuş yerleri Allah içindir, Allah’ın zuhuru içindir, batış yerleri de Allah içindir, nereye bakarsanız Allah’ın bir isimlenmiş vechi vardır, Allah ilmiyle herşeyi kaplamıştır ve Alim’dir.
Bu tasavuf konularında çok kullanılan bir Âyet-i Kerîme’dir. Bu Âyete şeriat mertebesinden baktığın zaman başka ifadesi, tarikat, hakikat, marifet mertebelerinden baktığın zaman başka izahı vardır, bu Âyet aslında sıfat mertebesinin aslını belirtiyor ama onun içerisinde tabi Zat mertebesi de vardır.
Ben sende Hakk’ın vechini görüyorsam bende bir taraf olduğuma göre sende bir taraf olduğuna göre sende bende Hakk’ın vechini görüyorsun demektir, burada bakışın ve görüşün aslı mühimdir, kişi hangi mertebede ise bu Âyeti o mertebeden müşahede eder ama gerçekten Ulûhiyet mertebesinde ise Hakk mertebesinde ise bütün varlıklarda
Hakk’ın vechini görür, kendinde de Hakk’ın vechini görür tabi bütün Âlemde Hakk’tan başka bir varlık olmadığını da müşahede eder.
İşte bu ilim yönünden vasi’dir, bu ilim bütün âlemi sarmıştır, yani bunu bildin mi bütün kâinatı bilirsin demektir.