İnne-lleżîne yektumûne mâ enzela(A)llâhu mine-lkitâbi veyeşterûne bihi śemenen kalîlen(ﻻ) ulâ-ike mâ ye/kulûne fî butûnihim illâ-nnâra velâ yukellimuhumu(A)llâhu yevme-lkiyâmeti velâ yuzekkîhim velehum ‘ażâbun elîm(un)
Allah'ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedel ile değişenler (var ya); işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah, onlarla ne konuşacak, ne de onları arıtacaktır. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip de bununla biraz para alanlar gerçekten karınları dolusu ateşten başka birşey yemezler. Kıyamet günü Allah onlara ne söz söyler, ne de kendilerini temize çıkarır. Onlara sadece acı veren bir azab vardır.
Bakara 174. ayet, ilahi vahyi gizleyen ve dünya menfaati karşılığında satanların akıbetini ele almaktadır. Ayet, bu eylemin ciddiyetini vurgulamak için 'gizlemek', 'satın almak/değişmek', 'yemek' ve 'temizlemek' gibi fiilleri semantik derinlikleriyle kullanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-T-M kökü, bir şeyi örtmek, gizlemek anlamına gelir. Ayetteki 'yektumûne' ifadesi, özellikle ilahi hakikatleri, Kitap'ta bulunan hükümleri veya bilgileri insanlardan saklamayı, açığa vurmamayı ifade eder. Bu, sadece bilginin saklanması değil, aynı zamanda onun tebliğ edilmemesi ve çarpıtılması anlamını da içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Yektumûne, 'gizlerler' demektir. Burada kastedilen, Yahudi âlimlerinin Tevrat'ta Hz. Muhammed'in vasıflarına dair bilgileri gizlemeleridir. Bu, hakikati örtme ve insanları doğru yoldan saptırma eylemidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): K-T-M fiili, Kur'an'da genellikle ilahi hakikatlerin veya peygamberlik alametlerinin gizlenmesi bağlamında kullanılır. Bu, sadece bir bilgiyi saklamak değil, aynı zamanda o bilginin taşıdığı değeri ve önemini de göz ardı etmek anlamına gelir. Ayetteki kullanım, bu gizlemenin kasıtlı ve kötü niyetli olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ş-R-Y kökü, hem satın almak hem de satmak anlamına gelir. Kur'an'da genellikle bir şeyi başka bir şeyle takas etmek, özellikle de ahiret nimetlerini dünya menfaatiyle değiştirmek anlamında kullanılır. Ayetteki 'yeşterûne bihi semenen kalîlen' ifadesi, ilahi vahyi (Kitap'ı) değersiz dünya malı veya makamıyla değiştirmeyi, yani manevi olanı maddi olana feda etmeyi ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ş-R-Y fiili, bir şeyi elde etmek için başka bir şeyden vazgeçmek demektir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın indirdiği Kitap'ın değerini düşürerek, onu dünya menfaatleri karşılığında elden çıkarmak, yani hakikati dünya malına tercih etmek anlamındadır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'ş-r-y' fiili, genellikle olumsuz bir takas eylemini ifade eder. Dünya hayatının geçici menfaatleri uğruna ebedi ahiret saadetini veya ilahi hakikatleri feda etme anlamı taşır. Bakara 174'teki kullanımı, bu takasın ne kadar değersiz olduğunu 'semenen kalîlen' (az bir değer) ifadesiyle pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): E-K-L fiili, bedene gıda almak anlamına gelir. Ancak Kur'an'da bazen mecazi anlamda kullanılır. Ayetteki 'mâ ye'kulûne fî butûnihim ille'n-nâr' ifadesi, haram yoldan elde edilen kazancın veya gizlenen hakikat karşılığında alınan menfaatin, aslında karınlarına ateş doldurmak gibi bir azaba dönüşeceğini anlatır. Bu, sadece maddi bir yeme eylemi değil, aynı zamanda manevi bir tüketim ve sonuçlarına katlanma halidir.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): E-K-L, bazen bir şeyi elde etmek, kazanmak veya tüketmek anlamında da kullanılır. Ayetteki 'ateş yemek', haram kazancın veya haksız menfaatin ahiretteki karşılığının cehennem ateşi olacağını mecazi bir dille ifade eder. Bu, yapılan fiilin dünyadaki geçici hazzının, ahiretteki kalıcı azaba dönüşeceğinin bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'yemek' fiili, sadece fiziksel gıda alımını değil, aynı zamanda bir şeyi sahiplenmeyi, tüketmeyi ve onun sonuçlarına katlanmayı da ifade eder. 'Ateş yemek' ifadesi, bu eylemin nihai ve yıkıcı sonucunu sembolize eder. Gizlenen hakikat karşılığında elde edilen dünya menfaati, aslında kişinin kendi sonunu hazırlamasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Z-K-V kökü, temizlenmek, arınmak, büyümek ve bereketlenmek anlamlarına gelir. 'Yüzekkîhim' fiili, Allah'ın onları günahlarından temizlemeyeceği, yani bağışlamayacağı ve onlara rahmet nazarıyla bakmayacağı anlamına gelir. Bu, ahiretteki ilahi lütuftan mahrum kalacaklarını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Zekât, hem maddi temizlik hem de manevi arınma anlamına gelir. Ayetteki 'lâ yüzekkîhim' ifadesi, Allah'ın onları günahlarından arındırmayacağını, dolayısıyla onların günahlarının affedilmeyeceğini ve manevi olarak yücelmeyeceklerini belirtir. Bu, ilahi rızadan ve bağışlamadan mahrum kalacakları anlamına gelir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'tezkiye' kavramı, genellikle günahlardan arınma, nefsi temizleme ve manevi yükseliş anlamında kullanılır. Allah'ın 'yüzekkîhim' fiilini kullanmaması, bu kişilerin ilahi rahmet ve bağışlamadan uzak kalacaklarını, günahlarının ağırlığı altında ezileceklerini ve ahirette temizlenmiş bir şekilde huzura çıkamayacaklarını ifade eder.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
فِي بُطُونِهِمْ إِلاَّ النَّارَ وَلاَ يُكَلِّمُهُمُ اللّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
(2/174) İnnelleziyne yektümune ma enzelAllahu minel Kitabi ve yeşterune Bihi semenen kalıylen, ülaike ma ye'külune fiy butunihim illen nara ve la yükellimühümüllahu yevmelkıyameti ve la yüzekkiyhim* ve lehüm azabün elim;
* Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedel ile değişenler (var ya); işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah, onlarla ne konuşacak, ne de onları arıtacaktır. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
Şu kimseler ki Allah’ın kitaptan indirdiklerini gizlerler ve bunları çok az bir ücrete satarlar, Tevrat’ı yazarlarken öyle yaparlarmış, diyelim zekât Yüzde On olarak belirlenmiş kitapta, zenginler geliyor onu biraz düşür dediklerin de, kitabı yazanlar onlardan biraz sebeplenip onu değiştiriyorlarmış, işte bu kimseler karınlarına ateşten başka bir şey koymazlar, o aldıkları paralar ateştir, yedikleri zaman ateşe döner.
Allah onlarla kelâm etmez konuşmaz, kıyamet gününde, yani yüzlerine bakılmaz ve onlar temizlenip paklanmazlar yani günah kirlerinden temizlenmezler, onlar içinde çok can yakıcı elim azab vardır.
Kitaptan indirdiğini gizlerler, bu ne demektir,
çalışmalarında gevşeklik gösterenler içinde bu ayrıca, iç bünyede Allah onlara ilham ediyor ki kalk şunu yap, bunu yap diye onların gelen bu İlâh-î ilhamları geri plâna bırakarak yani gizleyerek, yapılması gereken fiilleri ortaya çıkarmamaları Allah‘ın indirdiğini gizleme mânâsınadır, o gelenler de Ulûhiyyet kitabından Zat mertebesinden bir işaret‘tir.
İşte yapması lâzım gereken şeylerin yapılacağı süre içerisinde başka bir şeyle meşgul olduğundan bunu alması lâzım gelirken sattı ve onları aldı, bu aldığı şey ne kadar az bir paha, yani o çok değerli şeyi terketti onun karşısında çok az bir değer aldı, işte bu aldığıyla yediği şey ateşten başka bir şeyde olmadı.
Ve Allah bunlarla kelâm etmez, çünkü baştan onlara kelâm etti, şunu yap bunu yap diye İlâh-î kelâmını bildirdi, o kişi burada onun kelâmını reddetti, ahirette artık onunla kelâm etmez, kelâm etmenin yolu burada, işte herkes kendi yolunu kendisi kapatıyor veya kendisi açıyor.
Onu temizleyecek hiçbir şey de yoktur ahirette, onlar içinde çok can yakıcı azab vardır, pişmanlık azabı, vicdan azabı, midesini zâten ateş doldurmuş olduğundan ateş içinden başlıyor.