İnnemâ harrame ‘aleykumu-lmeytete ve-ddeme velahme-lḣinzîri vemâ uhille bihi liġayri(A)llâh(i)(s) femeni-dturra ġayra bâġin velâ ‘âdin felâ iśme ‘aleyh(i)(c) inna(A)llâhe ġafûrun rahîm(un)
Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
O, size yalnız şunları haram kıldı: Ölü hayvan, kan, domuz eti, bir de Allah'tan başkası adına kesilen hayvanlar. Sonra kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına tecavüz etmemek ve zaruret ölçüsünü geçmemek şartıyla ona da bir günah yükletilmez. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
Bakara 173. ayet, İslam hukukunda haram kılınan yiyecekleri ve zaruret hallerindeki istisnaları ele almaktadır. Ayet, 'haram kılma', 'ölü hayvan', 'kan', 'domuz eti', 'Allah'tan başkası için kesilen' ve 'zaruret' gibi temel kavramlar üzerinden dinî yasakların ve istisnaların dilbilimsel ve semantik derinliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Haram kelimesi, şeriatın yasakladığı şeydir. Aslında 'hürmet' kökünden gelir ve bir şeyin dokunulmazlığını, saygınlığını veya yasaklığını ifade eder. Ayetteki 'harrama' fiili, Allah'ın belirli yiyecekleri müminler için yasakladığını, onları helal dairesinden çıkardığını ve bu yiyeceklerin tüketilmesinin dinen caiz olmadığını belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Haram kılmak, Allah'ın kullarına bir şeyi men etmesi, onlara onu kullanmayı yasaklamasıdır. Bu ayetteki kullanımı, 'Allah size şunu yasakladı' anlamındadır. Bu, mecazi bir anlatım değil, doğrudan bir yasaklama hükmüdür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu'ya göre 'haram' kavramı, Kur'an'da sadece bir yasaklama değil, aynı zamanda kutsal olanın, dokunulmaz olanın bir göstergesidir. Bir şeyin haram kılınması, onun ilahi bir sınırla çevrili olduğunu ve bu sınırın aşılmasının ciddi sonuçları olduğunu ima eder. Ayetteki 'harrama' fiili, bu ilahi sınırın bizzat Allah tarafından konulduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Meyte, kendiliğinden ölen veya şer'î usule göre kesilmeyen hayvandır. Bu ayetteki 'el-meytete' kelimesi, boğazlanmadan ölen hayvanın etini kapsar ve bu etin yenmesinin haram olduğunu açıkça belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mevt (ölüm), hayatın zıddıdır. Meyte ise, canlı iken kesilmeyip ölen hayvandır. Kur'an'da bu kelime, özellikle yenilmesi yasaklanan hayvan etini ifade etmek için kullanılır. Ayetteki kullanımı, bu tür etin tüketiminin kesinlikle yasaklandığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'meyte' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, sadece biyolojik ölümü değil, aynı zamanda dinî hükümler açısından 'ölü' sayılan hayvanları da kapsadığını belirtir. Bu, İslami kesim usulüne uyulmadan ölen hayvanları içerir ve bu etin haram kılınmasının temel nedenlerinden biri hijyen ve sağlık olabileceği gibi, Allah'ın emrine itaatin bir göstergesi olarak da yorumlanır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Dem, canlıların damarlarında dolaşan sıvıdır. Kur'an'da 'ed-dem' olarak geçen bu kelime, özellikle akıtılmış kanı ifade eder ve bu ayetteki kullanımı, kanın içilmesinin veya yenmesinin haram olduğunu belirtir. Bu yasak, genellikle sağlık ve temizlik nedenleriyle ilişkilendirilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dem, bilinen sıvıdır. Kur'an'da 'ed-dem' kelimesi, akıtılmış kanı ifade eder ve bu ayetteki yasaklama, özellikle hayvan kesimi sırasında akıtılan kanın tüketilmesini kapsar. Bu, İslam hukukunda temizlik ve helallik açısından önemli bir hükümdür.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hınzîr, bilinen hayvandır, domuzdur. Bu ayette 'lahme'l-hınzîr' (domuz eti) ifadesiyle, domuzun etinin haram kılındığı açıkça belirtilmiştir. Bu yasak, İslam'ın temel gıda yasaklarından biridir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hınzîr, domuzdur. Kur'an'da domuz etinin haram kılınması, bu hayvanın genel olarak pis kabul edilmesi ve bazı sağlık riskleri taşıması gibi nedenlerle ilişkilendirilir. Ayetteki kullanımı, bu yasağın kesin ve genel olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Darr (zarar), faydanın zıddıdır. 'Idturra' fiili ise, bir kimsenin zaruret ve mecburiyet altında kalması, çaresiz duruma düşmesi demektir. Ayetteki 'femenidturra' ifadesi, haram kılınan şeyleri tüketmek zorunda kalan, yani açlıktan ölme tehlikesi gibi bir zaruret durumunda olan kişiyi ifade eder. Bu durumda haram olanın tüketilmesi günah sayılmaz.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Zaruret, kişinin helak olmaktan veya ciddi bir zarara uğramaktan kurtulmak için yasak olan bir şeyi yapmaya mecbur kalması halidir. Ayetteki 'ıdturra' kelimesi, bu zaruret halinin, haram olanı tüketme ruhsatı verdiğini, ancak bu ruhsatın belirli şartlara bağlı olduğunu (bağî ve âdî olmamak) belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'zaruret' kavramının Kur'an'daki ahlaki ve hukuki esnekliği gösteren önemli bir ilke olduğunu belirtir. Normal şartlarda haram olanın, hayati bir tehlike anında mübah hale gelmesi, İslam hukukunun kolaylık ve insan fıtratına uygunluk prensibini yansıtır. Ayetteki 'ıdturra' kelimesi, bu istisnanın temelini oluşturur.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنزِيرِ وَمَا أُهِلَّ بِهِ لِغَيْرِ اللّهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ فَلا إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
(2/173) İnnemâ harreme aleykümül meytete veddeme ve lahmel hınziyri ve ma ühille Bihi li ğayrillah* femenidturre ğayre bağın ve la adin felâ isme aleyhi, innAllahe Ğafur'ün Rahîym;
* Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Sizin üzerinize ölmüş hayvanın eti, kan, domuz eti ve Allah’ın isminin dışında kesilenler haram kılındı, eğer bir kimse zorda kalırsa ölmeyecek kadar bahsedilen şeylerden yemesinde günah yoktur, ama nefsini doyuruncaya kadar değil, ölmeyecek kadar, muhakak ki Allah örtücü ve merhamet edicidir.
Sizin üzerinize haram kılındı, Ölmüş hayvan eti, şimdi eti yenen hayvanlar var yenmeyen hayvanlar var ve eti yenmeyen hayvanlar vahşi hayvanlardır. Ölü eti demek ne demek, “ve la tecessesu ve lâ yağteb ba'duküm ba'da*eyuhıbbu ehadüküm en ye'küle lahme ehıyhi meyten fekerihtümuh”
(Hucurat, 49/12. Âyet) yani “tecessüs etmeyin, bazınız bazınızın gıybetini yapmasın! Hiç sizden biri ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” İşte burada gıybet yapmayın deniyor, hayvandan bahsediliyor, işte bu şekilde çekiştirme yapan kimseler daha henüz nefsi emmâre mertebesinde olduklarından her ne kadar beşer gibi gözükseler de hayvanlık mertebesin-delerdir, işte bu kişinin mânen eti yenmez.
Kan, kan içilmiyor, içinden boşalsın diye sonuna kadar akıtılıyor, çünkü kan nefsi emmârenin hayatını sağlıyor bedende, nefsi emmârenin yaşantısını sağlıyor veya fizik bedeninin yaşamını sağlıyor ki o da hayvanlarda nefsi emmârenin yaşantısını sağlıyor, nefsi levvâmenin de yaşantısını sağlıyor, işte nefsi emmâre ne yenir ne de içilir nefsi levvâmenin ise eti yenir kanı içilmez. Damarlarda dolaşıyor ya işte damarlarda dolaşırken sana güç kuvvet veriyor ve emmâreliği o gücüyle yaptırıyor yani kan vasıtasıyla bu nedenle o içilmez, Ama insân’a ihtiyaç halinde damardan veriliyor çünkü ağızdan alındığı zaman mide yoluyla vücut onu alıyor, orada yapısında değişiklik oluyor ve insân yapısına başka türlü tesir ediyor, o canı çıkmış bir hayvanın kanı oluyor, fakat canlı insândan alınan kan doğrudan doğruya damara verildiğinde vücudun başka taraflarına tesir etmeden hemen damarlarda dolaşmaya başlıyor yani değişik yönlü bir faaliyet sahası ve hayat veriyor.
Domuz eti yemek, zâten bu bilinen bir şey, içerisinde bir çok hastalıklara yol açan virüsler olmasından ve ayrıca bâtıni olarak bakarsak, bir kimse çok domuz eti yerse bu domuzdaki yaşantı lâkaydilik olduğundan ve pisliklerle de beslendiğinden sahiplenme duygusunu atıyor üstünden kişinin, yani eşine karşı sahip olma duygusunu azaltıyor, işte batı’nın aile sisteminin bozulmasının en büyük tesiri domuz eti yemelerindendir, çünkü kıskançlığı kaldırıp tabiileştiriyor.
Allah’ın isminin dışında kesilen bir hayvanın da eti
haram isterse eti yenen hayvanlardan olsun, keserken başta Allah için demek gerekiyor onun sonrasında diğer niyetler edilebilir, Ama zaruret varsa açlığını çok fazla örtmeyecek şekilde yediği zaman onun üzerine günah yoktur.