Yâ eyyuhe-lleżîne âmenû-dḣulû fî-ssilmi kâffeten velâ tettebi'û ḣutuvâti-şşeytân(i)(c) innehu lekum ‘aduvvun mubîn(un)
Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslam'a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
Ey iman edenler! Hepiniz barış ve selamete girin de şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o sizin aranızı açan belli bir düşmandır.
Bakara 208. ayet, müminlere tam bir teslimiyetle barışa girmeyi ve şeytanın adımlarından uzak durmayı emretmektedir. Ayet, 'silm' kavramının kapsamlılığını ve 'şeytan'ın düşmanlık vasfını vurgulayarak, inananların hayat tarzını belirleyen temel prensipleri ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman, kalbin tasdiki ve dilin ikrarıdır. Güven ve emniyet kökünden gelir. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, Allah'a ve O'nun gönderdiklerine kalben inanıp tasdik eden, bu inançla emniyet ve huzur bulan kimseleri işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İman kavramı, Kur'an'da sadece bir inanç beyanı değil, aynı zamanda Allah'a tam bir güven ve teslimiyet halidir. 'Âmenû' hitabı, bu güven ve teslimiyetin bir sonucu olarak belirli bir yaşam tarzını benimsemiş olanlara yöneliktir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Duhûl (girmek) kelimesi, bazen bir şeyin içine fiziksel olarak girmek anlamına gelirken, bazen de mecazi olarak bir şeye dahil olmak, onu benimsemek anlamına gelir. Ayetteki 'udhulû' emri, 'silm'e (barışa/İslam'a) tam bir teslimiyetle girmeyi, onu yaşam biçimi olarak benimsemeyi ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Duhûl, bir şeyin içine nüfuz etmek ve onunla bütünleşmektir. Ayetteki kullanımı, müminlerin İslam'ın barış ve teslimiyet ilkelerini hayatlarının her alanına tatbik etmeleri, yani 'silm'in içine tam anlamıyla girmeleri gerektiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Silm kelimesi, İslam'ın kendisi anlamına gelir. Aynı zamanda barış ve teslimiyet demektir. Ayetteki 'silm'e girme emri, İslam'ın tüm hükümlerini kabul edip ona tam olarak teslim olmayı ve böylece barış ve esenliğe ulaşmayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Silm, selamet ve barış kökünden gelir. Hem İslam dininin adı hem de barış hali anlamına gelir. Ayetteki 'silm'e girme, İslam'ın bütün prensiplerini benimseyerek içsel ve dışsal bir barışa ulaşmayı, Allah'a tam bir teslimiyet göstermeyi ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Silm (İslam), Kur'an'da sadece bir din adı değil, aynı zamanda Allah'ın iradesine tam bir teslimiyet ve bu teslimiyetin getirdiği içsel ve dışsal barış halidir. Ayetteki 'silm'e girme çağrısı, müminlerin hayatlarının her alanında bu teslimiyet ve barış ilkesini uygulamalarını gerektirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Hutuvât, adım atmak, izlemek demektir. Şeytanın hutuvâtı, onun insanları saptırmak için attığı adımlar, vesveseleri ve kötü yollarıdır. Ayetteki yasak, şeytanın bu saptırıcı adımlarını takip etmekten kaçınmayı emreder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hutuvât, bir şeyin peşinden gitmek, onu taklit etmek anlamında kullanılır. Şeytanın hutuvâtı, onun insanları günaha ve sapkınlığa sürükleyen her türlü yol ve yöntemidir. Ayet, müminleri bu yollardan uzak durmaya çağırır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şeytan kelimesi, 'şatane' kökünden gelir ki bu, haktan uzaklaşmak, sapmak demektir. Şeytan, insanları doğru yoldan saptıran, vesvese veren her türlü cin veya insan olabilir. Ayetteki kullanımı, müminlerin apaçık düşmanı olan bu saptırıcı gücü ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Şeytan, isyan eden, haddi aşan ve insanları Allah'ın yolundan uzaklaştıran varlıktır. Ayetteki 'şeytan' ifadesi, müminlerin uyanık olması gereken, onları doğru yoldan alıkoymaya çalışan düşman bir gücü temsil eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Adüv, düşman demektir. Şeytanın insanlara karşı düşmanlığı, onun insanları saptırma ve onlara zarar verme çabasıyla sabittir. Ayetteki 'adüvvün mübîn' ifadesi, bu düşmanlığın açık ve belirgin olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Adâvet, bir şeye karşı gelmek, ona muhalefet etmektir. Şeytanın 'adüv' olması, onun insan fıtratına ve Allah'ın emrine aykırı hareket ederek insanları doğru yoldan saptırmaya çalışmasıdır. Bu düşmanlık, ayette 'mübîn' (apaçık) olarak nitelendirilmiştir.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ ادْخُلُواْ فِي السِّلْمِ كَآفَّةً وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
(2/208) Ya eyyühelleziyne amenüdhulu fiys silmi kâffeten, ve la tettebiu hutuvatiş şeytan* innehu leküm adüvvün mübiyn;
* Ey imân edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslâm’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
Ey imân edenler, buradaki imân gerçek imân tabi ki lafzi imân değil, imân dahi çokluk hükmünde ama İslâmiyyet bu çokluğu en aza indiren bir sistemdir, ondan önce İseviyyet, çok tanrıdan ancak üçe indirebilmiştir, Hz. Rasûlüllah dahi bunu ancak ikili anlatabilmiş, tekliği yani vahdeti ikili kapıdan girerek anlatabilmiştir.
Bireysel varlığımız açısından bakarsak, imân edenler, kişinin varlığında bulunan Hâdî ismine tabi olan güçler mânâsınadır, kendi aranızdaki özelliğinizi bozmayın hep birlikte barış halinde olun, bünyenizdeki bu Esmâ-i İlâhiyyeleri birlikte kullanıp aralarında zıt gibi olanları da barış içinde kullanınız, hayal ve vehmin ayak izlerine tabi olmayın, peşinden gitmeyin, muhakkak ki o sizin için açık bir düşmandır, çünkü size verdiği vehim, hayal ve vesvesenin mesnedi yoktur, doğru gibi gösterir ama aslında hepsi boştur ona tabi olmayın.
Şeriat mertebesi itibarıyla kavgayı bırakın, barışa dahil olun, Tarikat mertebesi itibarıyla dargınlığı, küskünlüğü bırakın muhabbet ehli olun, Hakkikat mertebesi itibarıyla Cenâb-ı Hakk’ta bulunan zıt esmâları artık birbirinden ayırmayın hepsini toplayın, onları birleştirici olun, Marifet mertebesinde onlar sizin malınızdır, sizde zuhura çıksınlar yani kardeş olarak barışık olarak çıksınlar, ayrı, ayrı hükümler olarak değil.
Şeytanın adımlarına tabi olmayın, yani sizdeki heva ve hevese nefsaniyyetinize bireyselliğinize kendinizden zuhur edecek oluşumlara, düşüncülere, değerlendirmelere hiçbirine tabi olmayın.