İnne-lleżîne âmenû velleżîne hâcerû vecâhedû fî sebîli(A)llâhi ulâ-ike yercûne rahmeta(A)llâh(i)(c) ve(A)llâhu ġafûrun rahîm(un)
İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler; şüphesiz bunlar Allah'ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Şüphesiz ki iman edenlere, Allah yolunda hicret edip, cihad edenlere gelince, işte onlar, Allah'ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Bakara 218. ayet, iman, hicret ve cihad kavramları üzerinden Allah'ın rahmetine ulaşma umudunu vurgulamaktadır. Ayet, bu eylemleri gerçekleştirenlerin Allah'ın affına ve merhametine mazhar olacaklarını dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), kalbin tasdiki ve güven duymasıdır. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, sadece sözle ikrarı değil, aynı zamanda kalben tasdiki ve bu tasdikin gerektirdiği amelleri de kapsar. Bu bağlamda, Allah'a tam bir teslimiyet ve güven içinde olmaktır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzuzu'ya göre 'îmân' kavramı, Kur'an'da sadece bir inanç beyanı değil, aynı zamanda Allah'a karşı bir güven ve sadakat ilişkisi kurmayı ifade eder. Ayetteki kullanımı, bu güvenin, hicret ve cihad gibi somut eylemlerle pekiştirilmesi gerektiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hicret (هجر), bir şeyi terk edip ondan uzaklaşmaktır. Ayetteki 'hâcerû' ifadesi, dinleri uğruna vatanlarını, mallarını ve sevdiklerini terk edenlerin eylemini anlatır. Bu, sadece fiziki bir göç değil, aynı zamanda eski yaşam tarzından ve inançlardan kopuşu da içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, hicreti, 'bir yerden başka bir yere intikal etmek' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, bu intikal, Allah'ın emri ve rızası doğrultusunda gerçekleşen, zorlu ve fedakârlık gerektiren bir eylemdir. Bu, imanın bir göstergesi olarak kabul edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cihad (جهد), bir şeyi elde etmek için tüm gücü sarf etmektir. Ayetteki 'câhedû' ifadesi, Allah yolunda düşmanla savaşmak, nefisle mücadele etmek, ilim öğrenmek ve öğretmek gibi geniş bir yelpazeyi kapsar. Bu, imanın ve hicretin pratik bir uzantısıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, cihadın Kur'an'da sadece savaş anlamına gelmediğini, aynı zamanda 'gayret göstermek, çaba harcamak' anlamlarını da taşıdığını belirtir. Ayetteki 'fî sebîlillâh' (Allah yolunda) kaydı, bu çabanın sadece Allah rızası için yapıldığını ve geniş bir alanı kapsadığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Recâ (رجو), bir şeyin gerçekleşmesini ummaktır. Ayetteki 'yercûne' ifadesi, iman eden, hicret eden ve cihad edenlerin, bu amelleri karşılığında Allah'ın rahmetini samimi bir şekilde beklediklerini ve umut ettiklerini gösterir. Bu, bir beklenti ve güven halidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, recânın, 'sevilen bir şeyin gerçekleşmesini beklemek' olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, müminlerin Allah'ın rahmetine olan derin arzu ve beklentilerini ifade eder. Bu umut, onların amellerine motivasyon kaynağıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet (رحم), acımak, şefkat göstermek ve iyilikte bulunmaktır. Ayetteki 'rahmetellâh' ifadesi, Allah'ın kullarına olan geniş lütfunu, bağışlayıcılığını ve merhametini ifade eder. Bu, müminlerin umut ettiği nihai ödüldür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzuzu, 'rahmet' kavramının Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biri olduğunu ve O'nun yaratılmışlara karşı olan şefkatini ve lütfunu ifade ettiğini belirtir. Ayette, iman, hicret ve cihad edenlerin bu ilahi rahmete nail olma beklentisi vurgulanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ğafûr (غفور), günahları çokça bağışlayan demektir. Ayetteki 'Ğafûrun' ifadesi, Allah'ın kullarının hatalarını ve günahlarını örten, affeden yüce sıfatını vurgular. Bu, müminlerin umut ettiği rahmetin bir parçasıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ğafûr, 'günahları örten ve affeden' anlamındadır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın, iman eden, hicret eden ve cihad edenlerin geçmişteki kusurlarını bağışlayacağını ve onlara merhamet edeceğini belirtir.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
اللّهِ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
(2/218) İnnelleziyne amenu velleziyne haceru ve cahedu fiy sebiylillâhi ülaike yercune rahmetAllah* vAllahu Ğafur'un Rahîym;
* İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler; şüphesiz bunlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Şu imân edenler ki hicret ettiler.
Hicret iki türlü oldu, bazıları zorlanarak hicret ettirildiler, bazıları da kendi istekleriyle bulundukları yerden Hz.Rasullullah’ın bulunduğu yere hicret ettiler.
Oturduğumuz yerde dahi muhacir olabiliyoruz nefsi emmâreden levvâmeye, levvâmeden mülhimeye hicret etmek sûretiyle veya zâhirden bâtına, bâtından zâhire hicret etmek sûretiyle bu hicret hadisesini bünyemizde yaşıyoruzdur.
Derviş te zâten her an Kâbeyi Şerif’e ulaşıncaya kadar muhacirdir, “mücahedesi olmayanın müşahedesi olmaz” demişleridir.
Ve cihat ettiler, Allah yolunda, yine Zat esmâsı, yani Zâti seyirde cihat ederler, İşte onlar Allah’ın rahmetini umarlar, bu cihatları yapmak sûretiyle, Allah’ın rahmeti zâhirden de geliyor bâtından da geliyor, her taraftan her şekliyle geliyor, gözümüzün görmesi, kulağımızın duyması hep onun rahmeti ama bu rahmetlerin içinde bir de İlâh-î rahmet vardır ki, talebimiz, ricamız o olsun, yani kendi zatımızın hakikatini idrak etmektir, işte en büyük ummak budur, çünkü Allah’tan iyi şeyler umulur, Allah’a kötü şeyler isnat etmek olmaz, gerçi bütün âlemdeki fiiller onun fiilleridir ama nezaketen yorumu başka türlü yapmamız gerekiyor,
hakikati bizim bâtınımızda kalacaktır.
Allah (c.c.) Gafur, örtücü ve Rahîm, merhamet edicidir, Allah tecellisi olduğu zaman onun ilk yapacağı şey örtmek, örttüğünüzü gizledikten sonra da ihsânda bulunmaktır, neyi örtüyor, günahlarını örtüyor, beşeriyetini örtüyor ve kendi Rahmâniyyetini arkasından ortaya getiriyor, ki örtüldükten sonra altından birşeyin çıkması lâzımdır yoksa sahne kapanırsa hiçbir şey olmaz.