Yes-elûneke ‘ani-lḣamri velmeysir(i)(S) kul fîhimâ iśmun kebîrun vemenâfi'u linnâsi ve-iśmuhumâ akberu min nef'ihimâ(k) ve yes-elûneke mâżâ yunfikûnekuli-l'afv(e)(k) keżâlike yubeyyinu(A)llâhu lekumu-l-âyâti le'allekum tetefekkerûn(e)
Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahiri) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür." Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "İhtiyaçtan arta kalanı." Allah, size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.
Ey Muhammed! Sana şarap ve kumardan soruyorlar. De ki: Bu ikisinde büyük bir günah, bir de insanlar için bazı menfaatler vardır. Fakat günahları, menfaatlerinden daha büyüktür. Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan fazlasını infak edin. İşte böylece Allah, size âyetlerini açıklıyor. Umulur ki siz düşünürsünüz.
Bakara 219. ayet, içki, kumar ve infak konularında önemli dilbilimsel ve semantik derinlikler barındırır. Ayet, bu kavramların hem sözlük anlamlarını hem de Kur'anî bağlamdaki ahlaki ve hukuki boyutlarını ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hamr' kelimesinin kök anlamının 'örtmek' olduğunu belirtir. Akli örttüğü için sarhoş edici içeceklere bu ismin verildiğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, aklı örten ve dolayısıyla günaha sevk eden içkinin haram kılınmasının temel gerekçesini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hamr' kelimesinin mecazi olarak aklı örten, gizleyen anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'hamr' ifadesi, sadece üzüm suyundan yapılan içkiyi değil, sarhoşluk veren her şeyi kapsayan geniş bir anlam taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hamr' kavramının Kur'an'da sadece bir içecekten öte, ahlaki bir yozlaşma ve toplumsal bir problem olarak ele alındığını belirtir. Ayetteki 'hamr' ve 'meysir'in birlikte zikredilmesi, bu iki eylemin benzer olumsuz sonuçlara yol açtığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'meysir' kelimesinin 'yüsr' (kolaylık) kökünden geldiğini ve kolayca mal elde etme anlamı taşıdığını ifade eder. Kumarın, emek harcamadan mal kazanma yolu olması nedeniyle bu ismi aldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, haksız kazanç sağlayan ve toplumsal zararlara yol açan her türlü şans oyununu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'meysir'in cahiliye döneminde develerin parçalara ayrılıp oklarla paylaştırılması gibi kumar türlerini kapsadığını açıklar. Ayetteki kullanımı, bu tür haksız kazanç yollarının günah olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'meysir'in Kur'an'da sadece belirli bir kumar türünü değil, genel olarak şans faktörüne dayalı, haksız kazanç sağlayan ve toplumsal huzursuzluğa yol açan tüm oyunları kapsadığını belirtir. Ayet, bu tür eylemlerin 'büyük günah' olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ism' kelimesinin 'sevaptan geri kalmak' veya 'günaha düşmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ismün kebîr' (büyük günah) ifadesi, içki ve kumarın sadece dünyevi zararlarının ötesinde, ahirette de cezası olan büyük bir hata olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ism'i, Allah'ın emrine aykırı olan ve cezayı gerektiren her fiil olarak tanımlar. Ayetteki 'ism' kavramı, içki ve kumarın Allah'ın rızasına aykırı olduğunu ve bu fiillerin büyük bir manevi sorumluluk getirdiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ism'in Kur'an'da genellikle 'günah' anlamında kullanıldığını ve Allah'a karşı işlenen bir itaatsizliği ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ismün kebîr' ifadesi, içki ve kumarın sadece bireysel değil, toplumsal düzeyde de ciddi ahlaki ve dini sorunlara yol açtığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nef'' kelimesinin 'fayda sağlamak, yararlı olmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'menâfi'' (faydalar) ifadesi, içki ve kumarın bazı geçici ve yüzeysel faydaları olabileceğini kabul eder, ancak bu faydaların günahlarının yanında önemsiz kaldığını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'menâfi'' kelimesinin 'nef'' kökünden türediğini ve 'yararlı şeyler' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, içki ve kumarın bazı ekonomik veya sosyal 'faydaları' olabileceği yanılgısını kabul etmekle birlikte, bu faydaların 'günah' karşısında değersiz olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'afv' kelimesinin 'fazlalık, artan' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'el-afv' ifadesi, kişinin temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra elinde kalan fazlalığı infak etmesi gerektiğini ifade eder. Bu, infakta aşırılıktan kaçınmayı ve dengeli bir yaklaşımı önerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'el-afv'ın 'kolay olan, zahmetsiz olan' veya 'ihtiyaç fazlası' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, kişinin zorlanmadan, gönül rahatlığıyla verebileceği fazlalık malı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'afv' kavramının Kur'an'da sadece 'affetmek' anlamında değil, aynı zamanda 'fazlalık' ve 'kolaylık' anlamlarında da kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'el-afv' ifadesi, infakın kişinin kendi ihtiyaçlarını göz ardı etmeden, elindeki fazlalıktan yapılması gerektiğini vurgular, bu da İslam'ın ekonomik adalet anlayışını yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fikr' kelimesinin 'bir şeyi idrak etmek için aklı çalıştırmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tetefekkerûn' ifadesi, Allah'ın ayetleri üzerinde derinlemesine düşünerek, içki, kumar ve infak gibi konulardaki ilahi hikmeti kavramayı ve doğru kararlar almayı teşvik eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'tefekkür'ü, 'kalbin bir şeyi idrak etmek için hareket etmesi' olarak tanımlar. Ayetteki 'lâallekum tetefekkerûn' ifadesi, Allah'ın ayetleri açıklamasının amacının, insanların sadece bilgi edinmekle kalmayıp, bu bilgileri hayatlarına yansıtacak şekilde derinlemesine düşünmelerini sağlamak olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tefekkür'ün Kur'an'da sıkça geçen bir kavram olduğunu ve sadece akıl yürütmeyi değil, aynı zamanda kalbi ve ruhu da kapsayan kapsamlı bir düşünme eylemini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bu ifade, müminlerin dünya ve ahiret işleri hakkında bilinçli ve hikmetli kararlar vermeleri için ayetler üzerinde düşünmelerinin önemini vurgular.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَا أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ كَذَلِكَ يُبيِّنُ اللّهُ لَكُمُ الآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
(2/219) Yes'eluneke anil hamri vel meysir* kul fiyhima ismün kebiyrun ve menafiu linNas* ve ismühüma ekberu min nef'ıhima* ve yes'eluneke ma zâ yunfikun* kulil afv* kezâlike yübeyyinullahu lekümül ayati lealleküm tetefekkerun;
* Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem de insânlar için (bazı zâhirî) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.” Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.
İçkiyi ve kumarı da soruyorlar senden, bunu nefsi emmâre, levvâme arasında gidip gelenler soruyor, çıkmadıkları için oradan, bu yaptığımız işler bize zarar verir mi vermez mi diye onu soruyorlar.
De ki Ey Habibim her ikisi de büyük günahtır, ancak insânlara küçük bir faydasıda vardır, ama onun vermiş olduğu kötülük daha büyüktür,. Kumar ve içki hakkında gelen ilk Âyetler bunlar, son Âyette belirtildiği gibi bunlar birden kesmiş olsaydı, müslümanlardan alışık olanlar birden kesemeyeceklerdi, evvelâ bu Âyet geldi, bir kısım müslümanlar bıraktılar ama bazıları devam etti,
arkasından bir Âyet daha geldi, içmeyenler içenlerden hayırlıdır hükmüyle yine bir kısmı daha bıraktı, en sonunda bütün bunların hepsi haramdır hükmü gelince hepsi kesildi. İnsanın tabiatı bu işte bir şeyi bir anda kesemiyor, yavaş yavaş kesilebiliyor, gerçi bazıları vuruyor bıçağı kesiyor hemen ama hepsini birden kesemiyor yavaş yavaş.
Diğer yönüne gelelim, kumar ve içki seni rûhâni varlığından çıkarıyor ise, nefsâni şekilde sarhoş ediyorsa, yani senin nefsinde daha çok kalmana sebep oluyorsa, İlâh-î varlığına geçmene mani oluyorsa, büyük günah, yalnız buradaki içki “şaraben tahura” olursa o zaman iş değişiyor. Kumarda mânâ itibarıyla nefsiyle oynadığı kumar, yani nefsini başedemediği anda hile ile ortadan kaldırması, nefsi diyor ki bana şunu ver (v.b.) isteklerde bulunuyor, dur acele etme sonra gideriz diye oyalıyor onu, sonra tam tersi oluyor, namaz kılmaya kalkıyor nefsi oyalıyor onu bu sefer, zararı faydasından daha çok.
Biz hala muhabbet ateşiyle yandım, nefsimi şöyle aldattım gibi daha hep oralarda isek orada kalmamız bize daha çok zarar veriyor oradan geçmemiz gerekiyor, yoksa Zat mertebesine ulaşamıyoruz, bu bahsedilen yer ef’al mertebesi ile esmâ mertebesi arası, sıfat mertebesine geçildiği zaman zâten bunlar terkedilmiş oluyor.
Tekrar bakın ne infak edelim diye soruyorlar, De ki Ey Habibim, artanını infak edin deniyor, evvelâ ihtiyacınızı ayırın artanını infak edin deniyor, elinizdekinin hepsini infak ederseniz daha bunun sonrası vardır, yeni gün gelecek kazançtan artanı yani her yeni günde gelen İlâh-î tecelliler geldikçe yenileyerek kalanını infak edin deniyor.
Böylece Allah Âyetlerini size beyan eder, yani Ulûhiyyet mertebesi yolunda yürünen işaretler bunlar, yapılacak tatbikatların şekillerini, oluşumlarını, kimliklerini, nasıl ve niceliklerini anlatıyor, işte bunlarda Âyet’tir.
Umulur ki siz bunları tefekkür ederseniz, işte Cenâb-ı Hakk’ın bizim üzerimizde kanaatı bizim bunları anlayabileceğimiz yönündedir, ama umarım ki çalışırsınız da kolaylıkla bunları anlarsınız deniyor.