Lâ yu-âḣiżukumu(A)llâhu billaġvi fî eymânikum velâkin yu-âḣiżukum bimâ kesebet kulûbukum(k) va(A)llâhu ġafûrun halîm(un)
Allah, sizi kasıtsız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz, fakat sizi kalplerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allah, çok bağışlayandır, halimdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)
Allah, sizi yeminlerinizde bilmeyerek ettiğiniz lağıv (herhangi bir kasıt olmadan, kanaate göre yanlış yere yapılan yemin)dan sorumlu tutmaz. Fakat kalbinizin kazandığı yalan yere yapılan yeminden sorumlu tutar. Allah çok bağışlayıcıdır, çok halimdir.
Bakara 225. ayet, yeminlerin bağlayıcılığı ve Allah'ın bu konudaki muamelesini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'lağv' (rastgele, kasıtsız) yeminler ile 'kesb' (kasdedilen, kazanılan) yeminler arasındaki farkı vurgulayarak, kalbin niyetinin önemini ortaya koymaktadır. Bu ayrım, fıkhi hükümlerin temelini oluştururken, Allah'ın 'Gafûr' ve 'Halîm' sıfatlarıyla tecelli ettiğini göstermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أخذ' kelimesinin temel anlamının 'bir şeyi ele geçirmek, almak' olduğunu belirtir. Ayetteki 'yü'âhizukum' formu ise 'muâheze' babından gelmekte olup, karşılıklı olarak hesaba çekme, bir şeyi birine yükleme anlamını taşır. Bu bağlamda, Allah'ın kullarını yeminlerinden dolayı sorumlu tutması, onların bu yeminlerin sonuçlarına katlanmasını istemesi demektir. (el-Müfredât, s. 28)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yü'âhizukum' ifadesini 'yü'âkıbukum' (cezalandırır) veya 'yücâzîkum' (karşılığını verir) olarak tefsir eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kasıtsız yeminlerden dolayı değil, kalbin niyetiyle yapılan yeminlerden dolayı bir karşılık veya hüküm tayin edeceğini belirtir. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 1, s. 74)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ahz' kökünün Kur'an'daki kullanımının genellikle ilahi bir eylemi ifade ettiğini ve 'yakalama, ele geçirme, cezalandırma' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'yü'âhizukum' ise, Allah'ın insanları belirli eylemlerinden, özellikle de niyetli yeminlerinden dolayı 'hesaba çekme' ve 'sorumluluk yükleme' kudretini gösterir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 185)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'lağv' kelimesini 'boş söz, faydasız konuşma' olarak açıklar. Yemin bağlamında ise, kişinin ağzından yanlışlıkla veya düşünmeden çıkan, kalbinde bir kasıt taşımayan yeminlerdir. Allah bu tür yeminlerden dolayı sorumlu tutmaz. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 83)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'lağv'ı 'faydasız ve boş olan her şey' olarak tanımlar. Yeminlerdeki 'lağv' ise, kişinin alışkanlık gereği veya düşünmeden söylediği, kalbinde yemin etme niyeti bulunmayan sözlerdir. Bu tür yeminler, fıkhi bir bağlayıcılık taşımaz ve kefaret gerektirmez. (el-Müfredât, s. 450)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'lağv' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının genellikle 'boş, faydasız, anlamsız' şeyleri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'bi'l-lağvi fî eymânikum' ifadesi, yeminlerin kasıtsız ve düşüncesizce edilen kısmını kapsar. Bu, Allah'ın kullarına kolaylık sağlaması ve niyetin önemini vurgulamasıdır. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 321)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'yemîn' kelimesinin asıl anlamının 'sağ el' olduğunu, ancak mecazi olarak 'yemin, ant' anlamına geldiğini belirtir. Çünkü Araplar yeminleşirken sağ ellerini birbirine vururlardı. Ayetteki 'eymânikum' ise, kişilerin Allah adına veya başka bir şey üzerine ettikleri yeminleri ifade eder. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 256)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'yemîn' kelimesinin 'kuvvet, güç' anlamından geldiğini ve yemin eden kişinin sözüne güç kattığını ifade eder. Ayetteki 'eymânikum' çoğul formu, kişilerin farklı durumlarda ettikleri çeşitli yeminleri kapsar ve bu yeminlerin bağlayıcılık derecesini 'lağv' ve 'kesb' ayrımıyla ortaya koyar. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 5, s. 300)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yemîn' kelimesinin 'sağ el' ve 'yemin' anlamlarını bir arada verir. Yemin, bir sözü güçlendirmek ve doğruluğunu teyit etmek için kullanılan bir araçtır. Ayetteki 'eymânikum' ifadesi, bireylerin kendi iradeleriyle ve niyetleriyle ettikleri yeminleri kasteder, bu da onların sorumluluk alanına girer. (el-Müfredât, s. 860)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kesb' kelimesinin 'bir şeyi elde etmek, kazanmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kesebet kulûbukum' ifadesi, kalplerin bir şeyi niyet etmesi, kasdetmesi ve bu niyetle bir eylemde bulunması anlamındadır. Bu, yeminlerin sadece dil ile değil, kalbin tasdikiyle gerçekleştiğini vurgular. (el-Müfredât, s. 698)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kesb'in, kişinin kendi iradesiyle ve çabasıyla elde ettiği şey olduğunu açıklar. 'Kesebet kulûbukum' ifadesi, kalbin iradi olarak bir niyeti benimsemesi ve bu niyet doğrultusunda bir yemin etmesi demektir. Bu tür yeminler, kişiyi sorumlu kılar. (el-Külliyyât, s. 757)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kesb' kavramının Kur'an'da genellikle 'kazanmak, elde etmek' anlamında kullanıldığını ve insanın kendi iradesiyle yaptığı eylemlerin sonuçlarını ifade ettiğini belirtir. 'Kesebet kulûbukum' ifadesi, kalbin bilinçli bir niyetle bir eylemi 'kazanması' veya 'üstlenmesi' anlamına gelir. Bu, ahlaki sorumluluğun temelini oluşturur. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 192)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ğafr' kelimesinin 'örtmek' anlamına geldiğini ve 'Gafûr' isminin, Allah'ın kullarının günahlarını örten, bağışlayan ve onları cezalandırmayan sıfatı olduğunu belirtir. Ayetteki 'Gafûr' sıfatı, Allah'ın 'lağv' yeminlerden dolayı sorumlu tutmamasının bir tecellisidir. (el-Müfredât, s. 610)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'Gafûr' isminin, Allah'ın çokça bağışlayan olduğunu ve günahları örttüğünü ifade eder. Bu ayette, Allah'ın 'lağv' yeminleri bağışlaması ve onlardan dolayı hesaba çekmemesi, O'nun 'Gafûr' sıfatının bir göstergesidir. (Umdetü'l-Huffâz, c. 3, s. 120)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hilm' kelimesinin 'öfke anında sakin olmak, acele etmemek' anlamına geldiğini belirtir. 'Halîm' ise, Allah'ın kullarına karşı aceleci davranmayan, günahlarına rağmen hemen cezalandırmayan, sabırlı olan sıfatıdır. Ayetteki 'Halîm' sıfatı, Allah'ın 'lağv' yeminleri affetmesi ve kasıtlı yeminlerde bile hemen cezalandırmamasıyla ilişkilidir. (el-Müfredât, s. 259)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hilm'in, 'öfke ve gazap anında sakin kalma, cezayı erteleme' olduğunu ifade eder. Allah'ın 'Halîm' olması, kullarının hatalarına karşı hemen karşılık vermemesi, onlara tövbe ve ıslah için zaman tanıması demektir. Bu ayette, Allah'ın yeminler konusundaki müsamahası, O'nun 'Halîm' sıfatının bir yansımasıdır. (el-Külliyyât, s. 379)
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
لاَّ يُؤَاخِذُكُمُ اللّهُ بِاللَّغْوِ فِيَ أَيْمَانِكُمْ وَلَكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
(2/225) La yuahızükümüllahu Bil lağvi fiy eymaniküm ve lâkin yuahızüküm Bi ma kesebet kulubüküm* vAllahu Ğafur'un Haliym;
* Allah, sizi kasıtsız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz, fakat sizi kalplerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)