Elem tera ile-lleżîne ḣaracû min diyârihim vehum ulûfun hażera-lmevti fekâle lehumu(A)llâhu mûtû śumme ahyâhum(c) inna(A)llâhe leżû fadlin ‘alâ-nnâsi velâkinne ekśera-nnâsi lâ yeşkurûn(e)
Binlerce kişi oldukları halde, ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah, onlara "ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf ve ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.
Görmedin mi o kimseleri ki kendileri binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıktılar. Allah da kendilerine "ölün!" dedi, sonra da onlara bir hayat verdi. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı bir lütuf sahibidir. Fakat insanların pek çokları şükretmezler.
Bu ayet, ölümden kaçan bir topluluğun ilahi bir müdahale ile ölüp diriltilmesini anlatarak Allah'ın kudretini ve insanlara olan lütfunu vurgular. Anahtar kavramlar, çıkış, ölüm, diriltme ve şükürsüzlük etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Harc (خروج) kelimesi, bir şeyin bulunduğu yerden ayrılması, dışarı çıkması anlamına gelir. Ayetteki 'خرجوا من ديارهم' ifadesi, bu topluluğun ölüm korkusuyla vatanlarını terk etmelerini, yani fiziksel olarak bir yerden ayrılmalarını anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Harc (خروج) kelimesi, bir yerden ayrılma ve uzaklaşma manasına gelir. Burada, ölümden kaçmak amacıyla yurtlarından ayrılan bir topluluğun durumunu mecazi olarak değil, doğrudan bir eylem olarak tasvir eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Elf (ألف) kelimesi, bin sayısını ifade eder. Ulûf (ألوف) ise bunun çoğuludur ve çok sayıda, binlerce kişi anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, ölümden kaçanların azımsanmayacak kadar kalabalık bir grup olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Elf (ألف) kelimesi, bilinen sayı olan bin'i ifade eder. Ulûf (ألوف) ise bu sayının çokluğunu, yani binlerce kişiyi belirtir. Ayette, bu kelimeyle ölümden kaçanların sayısının büyüklüğü ve bu durumun vahameti ortaya konulmuştur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mevt (موت), canlılığın zıddıdır ve ruhun bedenden ayrılmasıyla gerçekleşen durumu ifade eder. Ayette 'hazerel-mevt' (حذر الموت) ifadesi, bu topluluğun ölümden duyduğu korkuyu ve ondan kaçma çabasını açıkça belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'mevt' (ölüm) kavramı, sadece biyolojik bir son değil, aynı zamanda ilahi bir takdir ve kudretin tecellisi olarak da ele alınır. Bu ayette, ölümden kaçışın beyhudeliği ve Allah'ın iradesiyle ölümün gerçekleşebileceği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İhyâ (إحياء), bir şeyi canlandırmak, ona hayat vermek demektir. Ayetteki 'أحياهم' ifadesi, Allah'ın ölmüş olan bu topluluğu tekrar hayata döndürmesini, yani onlara yeniden can vermesini anlatır ki bu, Allah'ın mutlak kudretinin bir göstergesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hayat (حياة) kelimesi, varoluş ve canlılık halini ifade eder. İhyâ (إحياء) ise bu hali tekrar kazandırmak, yani diriltmek anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın ölümden sonra bile hayat verme gücünü ve bu olayın bir mucizevi yönünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fadl (فضل), bir şeyin fazlası, artığı ve iyiliği anlamına gelir. Allah'ın fazlı ise, O'nun kullarına karşılıksız olarak bahşettiği nimetler, ihsanlar ve lütuflardır. Ayette, Allah'ın insanlara olan bu cömertliğini ve iyiliğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Fadl (فضل), Allah'ın kullarına olan ihsanı, cömertliği ve lütfu demektir. Ayetteki 'لذو فضل' ifadesi, Allah'ın insanlara karşı büyük bir lütuf sahibi olduğunu, onlara bolca nimet verdiğini ve bu diriltme olayının da bu lütfun bir parçası olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şükür (شكر), yapılan iyiliğe karşılık övgüde bulunmak, minnettar olmak demektir. Ayetteki 'لا يشكرون' ifadesi, insanların Allah'ın kendilerine bahşettiği bunca nimete ve lütfa rağmen şükretmediklerini, yani nankörlük ettiklerini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'şükür' kavramı, sadece sözlü bir teşekkürden öte, Allah'ın nimetlerini idrak edip O'na itaat etmek ve bu nimetleri doğru yolda kullanmak anlamına gelir. Ayetteki 'çoğu şükretmezler' ifadesi, insanların bu derin anlamdaki şükrü yerine getirmediklerini vurgular.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ خَرَجُواْ مِن دِيَارِهِمْ وَهُمْ أُلُوفٌ حَذَرَ الْمَوْتِ فَقَالَ لَهُمُ اللّهُ مُوتُواْ ثُمَّ أَحْيَاهُمْ إِنَّ اللّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَشْكُرُونَ
(2/243) Elem tera ilelleziyne harecu min diyarihim ve hüm ülufün hazerel mevt* fekale lehümüllahu mutu sümme ahyahüm* innAllahe lezufadlin alenNasi ve lâkinne ekseranNasi la yeşkürun;
* Binlerce kişi oldukları hâlde, ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah, onlara “ölün” dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insânlara karşı lütuf ve ikram sahibidir. Ama insânların çoğu şükretmezler.
O kimseleri görmedin mi ki, diyarlarından çıkartılır onlar, ölüm korkusuyla yerlerinden çıkartılırlar, gerçi burada geçmişteki bir hadiseden bahsediyor ama her geçmiş bir an’dan her gelecekte bir an’dan oluşmaktadır.
Tefsirlerde bunların Kudsü Şeriften çıkartılan Yahudiler olduğu söyleniyor, diğer yönüyle baktığımızda kendi varlığımızda bulunan hakikati İlâh-îyyeyi nefsi emmâremiz, levvâmemiz bulunduğu yerden ölüm korkusuyla çıkartmaya çalışıyor.
Allah (c.c.) onlar için ölünüz dedi, kendilerinde var olan bireysellikleri itibarıyla öldürdü, sonra onlara yine bir hayat verdi, ebedi hayatı verdi, kendindeki Hayy esmâsının zuhurunu onlarda kemâliyle meydana getirdi, ama bu Allah’ın öldürmesiyle oldu ancak, evvelâ onlarda ölüm korkusu vardı fakat kaçmakla ölümden
kurtulamadılar ve Allah onları öldürdü, yani kendi varlıklarının ölmesine razı olmadılar, kimliklerinin ortadan kaybolmasına razı olmadılar, ama onların yapamadığı şeyi Allah yaptı ve onları beşeriyetlerinden öldürdü.
Allah insânlar üzerine fazl sahibidir, onların beşeriyetlerini alır mefta haline sokar, sonra da onlara hakiki hayatı verir. Ancak insânların çoğu şükretmezler, kıymetini bilmezler.