Yemhaku(A)llâhu-rribâ veyurbî-ssadekât(i)(k) va(A)llâhu lâ yuhibbu kulle keffârin eśîm(in)
Allah, faiz malını mahveder, sadakaları ise artırır (bereketlendirir). Allah, hiçbir günahkar nankörü sevmez.
Allah faizi mahveder, oysa sadakaları bereketlendirir. Allah günahta ve inkârda direnen hiç kimseyi sevmez.
Bakara Suresi'nin 276. ayeti, faizin helak edici ve sadakanın bereketlendirici etkisini vurgulayarak, Allah'ın nankör ve günahkar kimselere olan hoşnutsuzluğunu dilbilimsel bir derinlikle ifade etmektedir. Ayet, 'mahv' ve 'bereket' kavramları üzerinden zıtlıkları işlerken, 'küfr' ve 'ism' köklerinden türeyen kelimelerle ahlaki bir çerçeve çizmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mahq' kelimesini bir şeyin tedricen eksilmesi ve yok olması olarak açıklar. Ayetteki 'yemhaqu' ifadesi, faizin zahiren artış gösterse de hakikatte bereketinin kalmadığını, manevi ve dünyevi olarak yok olmaya mahkum olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yemhaqu' fiilini 'yüzhibu' (giderir, yok eder) olarak tefsir eder. Ayetteki kullanımıyla Allah'ın faizin bereketini ve faydasını ortadan kaldırdığını, onu helake sürüklediğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'mahq' kavramının Kur'an'daki kullanımının, bir şeyin değerini, bereketini veya varlığını tedricen kaybetmesi anlamında olduğunu belirtir. Faizin 'mahvedilmesi', onun Allah katında hiçbir değerinin olmadığını ve sonuçta yok olmaya mahkum olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ribâ' kelimesini 'ziyâde' (artış, fazlalık) olarak tanımlar. Şer'î anlamda ise, karşılıksız ve haksız yere alınan fazlalık olduğunu belirtir. Ayetteki 'er-ribâ', Allah'ın bereketini kaldırdığı, helal olmayan kazanç türünü ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ribâ'yı 'ziyâdetü'l-mâl' (malın fazlalığı) olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, bu fazlalığın Allah tarafından hoş görülmeyen ve bereketten mahrum bırakılan bir kazanç olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ribâ' kelimesinin kök anlamının 'artmak, yükselmek' olduğunu ve Kur'an'da bu artışın haksız ve meşru olmayan bir kazanç türü olarak kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'er-ribâ', Allah'ın helak ettiği, bereketsiz kıldığı kazanç türüdür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yurbî' fiilini 'yüzeyyidü' (artırır, çoğaltır) olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla Allah'ın sadakaları hem dünyevi hem de uhrevi olarak bereketlendirdiğini, sevabını kat kat artırdığını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yurbî' fiilini 'yünemmî' (geliştirir, büyütür) olarak tefsir eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın sadakaları hem maddi hem de manevi olarak büyüttüğünü, bereketini artırdığını belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'terbiye' kökünden gelen 'yurbî' fiilinin, bir şeyi tedricen büyütmek, geliştirmek anlamında olduğunu belirtir. Ayetteki 'yurbî' ifadesi, Allah'ın sadakaları kat kat artırarak, hem veren hem de alan için hayırlı sonuçlar doğurduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sadaka' kelimesinin 'sıdk' (doğruluk) kökünden geldiğini ve kişinin imanının doğruluğunun bir göstergesi olarak Allah yolunda verdiği mal olduğunu belirtir. Ayetteki 'es-sadakât', Allah'ın bereketlendirdiği, sevabını artırdığı hayırları ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sadaka'yı 'mâ yutâku bihi ve yutahharu bihi' (kendisiyle itaat edilen ve temizlenilen şey) olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, sadakaların malı ve nefsi temizlediğini, Allah katında makbul olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sadaka'nın Kur'an'da hem zorunlu zekatı hem de gönüllü bağışları kapsayan geniş bir kavram olduğunu belirtir. Temelinde 'doğruluk' ve 'samimiyet' yatar. Ayetteki 'es-sadakât', Allah'ın bereketlendirdiği, samimiyetle verilen her türlü hayrı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' kökünün temel anlamının 'örtmek' olduğunu ve 'keffâr'ın ise nimetleri örtüp nankörlük eden, hakkı inkar eden kimse olduğunu belirtir. Ayetteki 'keffâr', Allah'ın faizi helak etmesine rağmen ondan vazgeçmeyen, nimetlerine şükretmeyen aşırı nankör kişiyi ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'keffâr' kelimesini 'çokça inkar eden, çokça nankörlük eden' olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın faizi yasaklamasına rağmen bu yasağı tanımayan ve nimetlerine karşı nankörlük eden kimseyi kasteder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da sadece inançsızlığı değil, aynı zamanda Allah'ın nimetlerine karşı nankörlüğü de ifade ettiğini vurgular. 'Keffâr' ise bu nankörlüğü sürekli ve aşırı derecede yapan kişidir. Ayetteki 'keffâr', faizle uğraşarak Allah'ın emirlerine karşı gelen ve nimetlerine şükretmeyen kişiyi niteler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ism' kelimesini 'hayır ve sevaptan geri kalmaya sebep olan fiil' olarak tanımlar. 'Esîm' ise günah işlemeyi alışkanlık haline getirmiş, günahkar kişidir. Ayetteki 'esîm', faiz yiyerek büyük günah işleyen ve bu günahta ısrar eden kimseyi ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'esîm' kelimesinin 'ism' kökünden türediğini ve 'çok günahkar' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'esîm', faiz yasağını çiğneyerek Allah'a karşı büyük bir günah işleyen ve bu günahı sürdüren kişiyi tanımlar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ism' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'bilinçli olarak yapılan günah' anlamında kullanıldığını belirtir. 'Esîm' ise bu günahı sürekli işleyen, günahkar bir karakteri olan kişidir. Ayetteki 'esîm', faiz yasağını bilerek çiğneyen ve bu fiiliyle günahkar olan kişiyi ifade eder.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
يَمْحَقُ اللّهُ الْرِّبَا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ
(2/276) YemhakullahurRiba ve yurbis Sadekat* vAllahu la yuhıbbu külle keffarin esiym;
* Allah, faiz malını mahveder, sadakaları ise artırır (bereketlendirir). Allah, hiçbir günahkâr nankörü sevmez.