İnne-lleżîne âmenû ve'amilû-ssâlihâti veekâmû-ssalâte veâtevû-zzekâte lehum ecruhum ‘inde rabbihim velâ ḣavfun ‘aleyhim velâ hum yahzenûn(e)
Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekatı verenlerin mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.
İman edip iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılıp zekatı verenlerin Rabbleri katında elbette mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku olmadığı gibi, onlar mahzun da olmazlar.
Bakara Suresi'nin 277. ayeti, imanın, salih amelin, namazın ve zekatın önemini vurgulayarak, bu eylemleri gerçekleştirenlerin ahiretteki mükafatlarını ve huzurlarını dilbilimsel bir kesinlikle ifade etmektedir. Ayet, temel dini vecibelerin bireyin ruhsal durumu ve ilahi karşılığı üzerindeki etkisini anahtar kavramlar aracılığıyla ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن) kelimesi, emniyet ve güven kökünden gelir. Kalbin tasdiki ve dilin ikrarıyla gerçekleşen bir güven halidir. Ayetteki 'âmenû' (ءَامَنُوا۟) ifadesi, sadece sözlü bir ikrarı değil, aynı zamanda kalbin tam bir teslimiyet ve güvenle Allah'a yönelmesini ifade eder. Bu, kişinin kendisini Allah'a emanet etmesi ve O'nun vaatlerine güvenmesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutu'ya göre 'iman' (أمن), Kur'an'da sadece bir inanç beyanı değil, aynı zamanda bir 'güven' ve 'sadakat' ilişkisi kurma eylemidir. Allah'a iman etmek, O'nunla bir ahit ilişkisine girmek ve O'nun emirlerine güvenle uymaktır. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, bu güven ilişkisinin temelini oluşturur ve diğer salih amellerin ön koşuludur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Salih (صالح) kelimesi, fesadın zıddı olup, düzgün, iyi ve faydalı olanı ifade eder. 'Salihât' (ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ) ise, Allah'ın rızasına uygun, insanlara ve çevreye yarar sağlayan, bozukluktan uzak her türlü eylemi kapsar. Ayetteki kullanımı, imanın pratik hayattaki tezahürü olarak anlaşılmalıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salâh (صلاح), bir şeyin eksiklikten kurtulup tam ve mükemmel hale gelmesidir. 'Salihât' (ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ) ise, hem maddi hem manevi anlamda iyilik ve düzgünlük içeren fiillerdir. Bu ayette, imanın ardından zikredilmesi, imanın sadece bir kalp işi olmadığını, aynı zamanda eyleme dökülmesi gerektiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'salihât' (ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ) kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. Sadece ibadetleri değil, aynı zamanda toplumsal fayda sağlayan, ahlaki değerlere uygun, adaletli ve yapıcı tüm eylemleri içerir. Ayetteki bağlamda, namaz ve zekat gibi belirli ibadetlerin yanı sıra, genel olarak tüm iyi işleri kapsayan bir üst kavramdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Salât (صلاة) kelimesi, lügatte dua ve istiğfar anlamına gelir. Şer'i ıstılahta ise, belirli rükünleri ve şartları olan, Allah'a yöneliş ve O'na tazim ifade eden özel bir ibadettir. Ayetteki 'akâmû's-salâte' (وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ) ifadesi, namazı sadece kılmak değil, aynı zamanda hakkıyla, düzenli ve eksiksiz bir şekilde yerine getirmeyi ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Salât (صلاة), Allah'a yönelmek, O'na dua etmek ve O'nu yüceltmek demektir. Kur'an'da geçen 'salât' (ٱلصَّلَوٰةَ) terimi, İslam'ın temel direklerinden biri olan, belirli vakitlerde eda edilen farz ibadeti ifade eder. Ayetteki kullanımı, imandan sonra zikredilerek, imanın pratik hayattaki en önemli tezahürlerinden biri olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zekât (زكاة) kelimesi, lügatte temizlik, artma ve bereketlenme anlamına gelir. Şer'i ıstılahta ise, belirli mallardan alınan ve belirli yerlere sarf edilen bir haktır. Bu, malı temizler, bereketlendirir ve nefsi arındırır. Ayetteki 'âtavû'z-zekâte' (وَءَاتَوُا۟ ٱلزَّكَوٰةَ) ifadesi, zekatı gönüllü olarak ve hakkıyla vermeyi vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Zekât (زكاة), malın temizlenmesi ve artmasıdır. Terim olarak, belirli bir maldan, belirli bir oranda, belirli kişilere verilen farz bir haktır. Ayette namaz ile birlikte zikredilmesi, İslam'da ibadetlerin sadece Allah'a yönelik olmadığını, aynı zamanda toplumsal dayanışma ve yardımlaşma boyutunun da olduğunu gösterir. Zekat, malın arınması ve toplumun refahı için bir araçtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ecr (أجر), bir iş karşılığında verilen bedeldir. Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına amelleri karşılığında vereceği uhrevi mükafatı ifade eder. Ayetteki 'ecruhum' (أَجْرُهُمْ) ifadesi, iman eden ve salih amel işleyenlerin, namaz kılıp zekat verenlerin bu çabalarının karşılıksız kalmayacağını, Rableri katında kendilerine özel bir ödülün hazırlandığını belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ecr (أجر), yapılan bir işin karşılığıdır. Kur'an'da bu kelime, genellikle Allah'ın vaat ettiği cennet ve diğer nimetler gibi büyük mükafatlar için kullanılır. Ayetteki 'ecruhum' (أَجْرُهُمْ) ifadesi, bu mükafatın sadece maddi bir karşılık olmadığını, aynı zamanda manevi bir tatmin ve ilahi rıza olduğunu da ima eder. Bu, Allah'ın adaletinin ve cömertliğinin bir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hüzn (حزن), kalpte meydana gelen bir keder ve üzüntü halidir. Genellikle geçmişte kaybedilen veya kaçırılan bir şeyden dolayı duyulan pişmanlık ve üzüntüyü ifade eder. Ayetteki 'lâ hum yahzenûn' (وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ) ifadesi, iman edip salih amel işleyenlerin ahirette hiçbir pişmanlık veya keder duymayacaklarını, aksine tam bir huzur içinde olacaklarını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hüzn (حزن), nefsin sıkılması ve kederlenmesidir. Bu, genellikle bir musibet veya kayıp karşısında hissedilen bir duygudur. Ayetteki 'lâ hum yahzenûn' (وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ) ifadesi, bu kişilerin ahiretteki durumlarının, dünya hayatındaki sıkıntı ve kederlerden tamamen arınmış olacağını, Allah'ın lütfuyla tam bir emniyet ve sevinç içinde bulunacaklarını müjdeler.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ 423
(2/277) İnnelleziyne amenu ve amilus salihati ve ekamus Salate ve atevüz Zekate lehüm ecruhüm ınde Rabbihim* ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
* Şüphesiz imân edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenlerin mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.