Ve-iż necceynâkum min âli fir'avne yesûmûnekum sû-e-l'ażâbi yużebbihûne ebnâekum veyestehyûne nisâekum(c) vefî żâlikum belâun min rabbikum ‘azîm(un)
Hani, sizi azabın en kötüsüne uğratan, kadınlarınızı sağ bırakıp, oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbinizden (gelen) büyük bir imtihan vardı.
(Hem hatırlayın ki bir zaman) sizi Firavun ailesinden de kurtardık, (onlar) size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
Bakara Suresi'nin 49. ayeti, İsrailoğulları'nın Firavun ailesinin zulmünden kurtarılmasını ve bunun Allah'tan gelen büyük bir imtihan olduğunu anlatır. Ayet, 'kurtarmak', 'işkence etmek', 'boğazlamak' ve 'imtihan' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi müdahale ve beşeri zorluklar arasındaki ilişkiyi vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Necât (نجاة), bir şeyden kurtulmak, selamet bulmak demektir. Ayetteki 'neccâynâküm' (نجّيناكم) fiili, Allah'ın İsrailoğulları'nı Firavun'un zulmünden, yani boğulmaktan ve öldürülmekten kurtarmasını ifade eder. Bu, onları tehlikeden uzaklaştırma ve güvenliğe çıkarma anlamındadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Necâ (نجا) fiili, bir şeyden kurtulmak, uzaklaşmak manasına gelir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın İsrailoğulları'nı Firavun'un elinden, yani onların maruz kaldığı eziyet ve ölümden kurtarması, onları bu durumdan çıkarıp emniyete alması mecazını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kurtuluş (necât) kavramı Kur'an'da genellikle ilahi bir lütuf ve müdahale olarak karşımıza çıkar. Bu ayetteki 'neccâynâküm' ifadesi, Allah'ın İsrailoğulları'nı Firavun'un zulmünden kurtararak onlara bahşettiği ilahi inayeti ve bu kurtuluşun, Allah'ın kudretinin bir göstergesi olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sâme (سام) fiili, birine bir şeyi yüklemek, onu bir şeye zorlamak anlamına gelir. Ayetteki 'yesûmûneküm' (يسومونكم) ifadesi, Firavun'un İsrailoğulları'na en kötü azabı, yani ağır işkenceleri ve eziyetleri zorla tattırması, onları buna mecbur bırakması demektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sevme (سوم), bir şeyi birine yüklemek, onu bir şeye maruz bırakmak anlamındadır. 'Yesûmûneküm sûe'l-azâb' (يسومونكم سوء العذاب) ifadesi, Firavun'un İsrailoğulları'na en kötü, en şiddetli azabı tattırması, onları bu azaba müptela etmesi demektir. Bu, bir tür zorlama ve dayatma eylemidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): S-v-m kökü, genellikle bir şeyi birine dayatmak, zorla kabul ettirmek veya bir bedel karşılığında bir şeyi teklif etmek anlamlarında kullanılır. Bu ayetteki 'yesûmûneküm' fiili, Firavun'un İsrailoğulları'na en kötü azabı dayatması, onları bu zulme maruz bırakması ve bu durumun onların iradesi dışında gerçekleştiğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Zebh (ذبح), boğazlamak, kesmek demektir. 'Yüzebbihûne' (يذبّحون) fiili, Firavun'un İsrailoğulları'nın erkek çocuklarını kurbanlık hayvan gibi boğazlayarak öldürmesi eylemini anlatır. Bu, vahşice ve acımasız bir katliamı ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Zebh (ذبح), boğazı keserek can almak demektir. Ayetteki 'yüzebbihûne ebnâeküm' (يذبّحون أبناءكم) ifadesi, Firavun'un İsrailoğulları'nın oğullarını acımasızca katletmesini, onları boğazlayarak öldürmesini tasvir eder. Bu, zulmün en şiddetli biçimlerinden biridir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Zebh (ذبح) kelimesi, keskin bir aletle boğazı keserek can alma eylemini ifade eder. Ayetteki kullanımı, Firavun'un İsrailoğulları'nın erkek çocuklarına yönelik uyguladığı soykırım niteliğindeki katliamı, onların hayatlarına kasten ve vahşice son vermesini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İstihyâ' (استحياء), birini sağ bırakmak, yaşamasına izin vermek demektir. Ayetteki 'yestahyûne nisâeküm' (يستحيون نساءكم) ifadesi, Firavun'un İsrailoğulları'nın kadınlarını öldürmeyip sağ bırakmasını, onları köle veya hizmetçi olarak kullanmak amacıyla hayatta tutmasını anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayât (حياة) kelimesinden türeyen istihyâ' (استحياء), birini canlı bırakmak, öldürmemek anlamına gelir. Firavun'un kadınları sağ bırakması, onları erkek çocukların aksine hayatta tutması, ancak bu durumun da bir tür aşağılama ve zulüm olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İstihyâ' (استحياء), bir şeyi canlı tutmak, ona hayat vermek veya hayatını bağışlamak anlamındadır. Ayetteki 'yestahyûne nisâeküm' ifadesi, Firavun'un İsrailoğulları'nın kadınlarını öldürmeyip hayatta bırakmasını, ancak bu durumun da erkek çocukların katledilmesiyle birlikte büyük bir zulmün parçası olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Belâ' (بلاء), hem hayırla hem de şerle imtihan etmek anlamına gelir. Ayetteki 'belâün min rabbiküm azîm' (بلاء من ربكم عظيم) ifadesi, Firavun'un zulmünün ve ardından gelen kurtuluşun, Allah tarafından İsrailoğulları için büyük bir deneme, bir imtihan olduğunu vurgular. Bu imtihan, onların sabrını ve imanını ölçmek içindir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Belâ' (imtihan) kavramı Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarını denemesi, onların imanını, sabrını ve şükrünü sınaması anlamında kullanılır. Bu ayetteki 'belâün azîm' ifadesi, Firavun'un zulmünün ve ardından gelen kurtuluşun, İsrailoğulları için sadece bir olay değil, aynı zamanda Allah'ın onlara yönelik büyük bir sınaması olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): B-l-v kökü, denemek, sınamak, tecrübe etmek anlamlarına gelir. 'Belâ' kelimesi, hem zorluklarla hem de nimetlerle yapılan sınamayı ifade edebilir. Ayetteki 'belâün azîm' ifadesi, Firavun'un zulmünün İsrailoğulları için çok büyük ve çetin bir imtihan olduğunu, bu imtihanın onların dini ve ahlaki duruşlarını ortaya koyduğunu belirtir.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَإِذْ نَجَّيْنَاكُم مِّنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوَءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَاءكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءكُمْ وَفِي ذَلِكُم بَلاءٌ مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ
(2/49) Ve iz necceynaküm min âli fir'avne yesumuneküm suel'azabi yüzebbihune ebnaeküm ve yestahyune nisaeküm, ve fiy zâliküm belâun min Rabbiküm azîym;
* Hani, sizi azabın en kötüsüne uğratan, kadınlarınızı sağ bırakıp, oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbinizden (gelen) büyük bir imtihan vardı.
O vakti hatırla ki biz size kurtuluş verdik, demek ki zamanlarımız arasında bazı zamanlar var ki Cenâb-ı Hakk o zaman içerisinde bize kurtuluş necat veriyor, işte biz hep Hakk istikametinde olduğumuz zaman o necat bize hangi saatlerde gelmiş ise o saati yakalayabiliriz ama Hakk yolunda olmazsak herhangi bir zamanda necat-ı İlâhiyye kurtuluş vesilesi bize gelir ise de biz orada olmadığımız için bizi bulamaz gider ve o rahmette başkasının olur ama biz kendimizde olduğumuz sürece, kendi evimizde olduğumuz sürece evimize birisi gelse kapıyı çalsa içerde olduğumuzdan o misafiri hemen içeriye alırız o necat’ı kullanırız.
Burada Cenâb-ı Hakk Biz kurtardık sizi diyor, zaman ve mekân ötesinde olan bir Allah bu kelimeyi konuşur mu hiç! Peki bu fir’âvn ve âilesi ne yapıyorlardı, size kötülüklerle azab ediyorlardı, yani nefsi emmâre senin veled-i kalp olan gönül evlâdına azab ediyordu, onu rahat bırakmıyordu, sizin erkek evlâtlarınızı kesiyordu ve kız çocuklarınızı bırakıyordu, bakın ne kadar açık bir ifade, erkek çocukları fir’âvn’un kesmesi, yani nefsi emmârenin kesmesi ne demek? Kişide meydana gelen veled-i kâlb olan erkek evlâdı yani İlâh-î ilimleri kesiyordu ve kendinden meydana gelen hayal ve vehim kızlarını bırakıyordu, işte bu erkek evlâtları nefsi emmâre tarafından kesildiği sürece kişinin erkek bir evlâda sahip
olup onu kendisine vâris etmesi mümkün değil, kızlar çoğaldıkça hayal ve vehmi artmış oluyor insânın, işte erkekten kasıt İlâh-î hakikatleri idrak etmek, kızdan kasıtta hayal ve vehmi anlamak, bizdeki nefsi emmâre de Hakk’la ilgili olan şeyleri keser, gerçek irfaniyyet sohbetini dinletmez uykuyu getirir keser, gaflet getirir mâni olur yani ama dünyevi şeylerin yolunu açar, daha çok onu dinletmeye çalışır. İşte bu o mertebe sahipleri için Rab’binden azîm bir belâydı bu.