Ve-iż eḣażnâ mîśâkakum verafa'nâ fevkakumu-ttûra ḣużû mââteynâkum bikuvvetin vesme'û(s) kâlû semi'nâ ve'asaynâ ve uşribû fî kulûbihimu-l'icle bikufrihim(c) kul bi/semâ ye/murukum bihi îmânukum in kuntum mu/minîn(e)
Hani, Tur'u tepenize dikerek sizden söz almıştık, "Size verdiğimiz Kitab'a sımsıkı sarılın; ona kulak verin" demiştik. Onlar, "Dinledik, karşı geldik" demişlerdi. İnkarları yüzünden buzağı sevgisi onların kalplerine sindirilmişti. Onlara de ki: (Tevrat'a beslediğinizi iddia ettiğiniz) imanınızın size emrettiği şey ne kötüdür, eğer inanan kimselerseniz!
Bir zamanlar size, "verdiğimiz kitaba kuvvetle sarılın ve onu dinleyin." diye Tûr'u tepenize kaldırıp mîsakınızı aldık. (O yahudiler): "Duyduk, dinledik, isyan ettik." dediler, kâfirlikleri yüzünden o danayı yüreklerinde besleyip büyüttüler. De ki, " Eğer siz mümin kimseler iseniz, bu imanınız size ne çirkin şeyler emrediyor!
Bakara 93. ayet, İsrailoğulları'nın Allah ile olan ahitlerini bozmalarını, Tur Dağı olayıyla verilen emre karşı gelmelerini ve buzağıya tapma eğilimlerini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'mîsâk', 'kudret', 'sem'' ve 'ıcl' gibi anahtar kavramlar üzerinden, iman ve itaatsizlik arasındaki çelişkiyi vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mîsâk (وثق) kelimesi, bir şeyi sağlam ve güvenilir kılmak anlamına gelen 'vesîka' kökünden türemiştir. Kur'an'da genellikle Allah ile kulları arasında yapılan, uyulması gereken sağlam ve bağlayıcı ahitler için kullanılır. Bu ayette, İsrailoğulları'ndan alınan ve Tur Dağı'nın üzerlerine kaldırılmasıyla pekiştirilen o kesin sözleşmeyi ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mîsâk, 'ahd' (عهد) ile eş anlamlı olup, bir şeyi sağlamlaştırmak ve teyit etmek demektir. Ayetteki 'mîsâkaküm' ifadesi, Allah'ın onlardan aldığı ve kendilerine yüklediği şer'î yükümlülükleri içeren sözleşmeyi mecazi olarak anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Mîsâk, Kur'an'da 'Allah ile insan arasındaki antlaşma' kavramının merkezinde yer alır. Bu antlaşma, insanın Allah'a itaat etme ve O'nun emirlerine uyma yükümlülüğünü içerir. Bakara 93'teki kullanımı, İsrailoğulları'nın bu antlaşmaya sadık kalma sözünü ve bu sözü bozmalarının sonuçlarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kuvvet (قوة), bir şeyin gücü ve kudreti anlamına gelir. 'Bi-kuvvetin' ifadesi, bir şeyi tam bir azim, ciddiyet ve kararlılıkla yapmak demektir. Bu ayette, Tevrat'ın hükümlerine gevşeklik göstermeden, tüm benlikle sarılma emrini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Kuvvet, hem bedensel hem de manevi gücü ifade edebilir. Ayetteki 'bi-kuvvetin' emri, sadece fiziksel bir tutunmayı değil, aynı zamanda kalben ve zihnen tam bir teslimiyet ve ciddiyetle Allah'ın emirlerine bağlanmayı gerektirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'kuvvet' kelimesi, genellikle bir işi hakkıyla yerine getirme, azim ve kararlılıkla hareket etme anlamında kullanılır. Bakara 93'te, İsrailoğulları'ndan Tevrat'ın hükümlerine tam bir ciddiyet ve samimiyetle uymaları istenmektedir; bu, sadece lafzen değil, fiilen ve kalben bir bağlılığı ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sem'' (سمع) kelimesi, sadece kulağın duyma eylemini değil, aynı zamanda anlama, kabul etme ve itaat etme anlamlarını da içerir. Ayetteki 'vesmeû' emri, 'işitin ve itaat edin' demektir. İsrailoğulları'nın 'semi'nâ ve 'asaynâ' (işittik ve karşı geldik) demeleri, bu emrin sadece işitme kısmını yerine getirip, itaat kısmını reddettiklerini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sem'' kelimesi, Kur'an'da genellikle 'idrak etme ve gereğini yerine getirme' anlamında kullanılır. Sadece sesleri algılamak değil, aynı zamanda mesajı kavramak ve ona göre davranmak demektir. Bu ayette, Allah'ın emirlerini işitip onlara uymaları istenmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'sem'' kavramı, pasif bir işitmeden ziyade, aktif bir dinleme ve itaat etme eylemini ifade eder. Allah'ın sözünü 'işitmek', aynı zamanda onu 'anlamak' ve 'gereğini yapmak' anlamına gelir. İsrailoğulları'nın cevabı, bu kavramın olumsuz bir şekilde tezahürünü gösterir; işittiklerini iddia etseler de, itaat etmemişlerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İcl (عجل), buzağı anlamına gelir. Kur'an'da özellikle İsrailoğulları'nın Hz. Musa Tur'a çıktığında taptıkları altın buzağı heykeli için kullanılır. Ayetteki 'uşribû fî kulûbihimu'l-'icle' ifadesi, buzağı sevgisinin kalplerine işlemesi, yani buzağıya tapma eğiliminin derinlemesine yerleşmesi mecazını taşır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İcl, genç sığır yavrusudur. Kur'an'da İsrailoğulları'nın sapkınlıklarının sembolü olarak zikredilir. 'Uşribû fî kulûbihimu'l-'icle' ifadesi, buzağıya olan sevgilerinin ve ona tapma arzusunun, içecek gibi kalplerine nüfuz ettiğini, adeta kanlarına karıştığını anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İcl, buzağıdır ve Kur'an'da İsrailoğulları'nın Allah'a ortak koşma eylemlerinin en belirgin örneklerinden biridir. Bu ayette, onların inkarları sebebiyle buzağı sevgisinin kalplerine yerleşmesi, şirkin ve itaatsizliğin derinliğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Asy (عصي) kelimesi, itaatsizlik etmek, emre karşı gelmek anlamına gelir. 'Asaynâ' ifadesi, 'karşı geldik, isyan ettik' demektir. Bu ayette, İsrailoğulları'nın Allah'ın 'dinleyin' emrine açıkça karşı çıktıklarını ve itaatsizliklerini itiraf ettiklerini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Asy, bir emre muhalefet etmek ve onu yerine getirmemek demektir. İsrailoğulları'nın 'semi'nâ ve 'asaynâ' sözü, onların hem işittiklerini kabul etmelerini hem de bilinçli bir şekilde itaatsizliklerini ifade etmelerini vurgular. Bu, onların ahdi bozmadaki kararlılıklarını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'isyân' (عصيان), Allah'ın iradesine ve emirlerine karşı gelme eylemini ifade eder. Bu, sadece bir hata veya unutkanlık değil, bilinçli bir reddediştir. Bakara 93'teki 'asaynâ' ifadesi, İsrailoğulları'nın Allah'ın emirlerine karşı gösterdikleri kasıtlı ve açık itaatsizliği net bir şekilde ortaya koyar.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَأُشْرِبُواْ فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ إِيمَانُكُمْ إِن كُنتُمْ مُّؤْمِنِينَ
(2/93) Ve iz ehazna miysakaküm ve refa'na fevkakümütTur* huzû ma ateynaküm Bikuvvetin vesme'u* kalu semı'na ve asayna ve üşribu fiy kulubihimul'ıcle Biküfrihim* kul bi'se ma ye'muruküm Bihi iymanuküm in küntüm mu'miniyn;
* Hani, Tûr’u tepenize dikerek sizden söz almıştık, “Size verdiğimiz Kitab’a sımsıkı sarılın; ona kulak verin” demiştik. Onlar, “Dinledik, karşı geldik” demişlerdi. İnkârları yüzünden buzağı sevgisi onların kalplerine sindirilmişti. Onlara de ki: (Tevrat’a beslediğinizi iddia ettiğiniz) imânınızın size emrettiği şey ne kötüdür, eğer inanan kimselerseniz!
Burada yine misaktan bahsediyor, bakın kaç defa Mûsû (a.s.) ın kavminden Cenâb-ı Hakk söz alıyor.
Sizden misak aldık, ve Tur dağını sizin üzerinize yükselttik, “size verdiğim o şeyi sımsıkı tutun ve size anlatılanları dinleyin”, demek ki Mûseviyyet mertebesi daha henüz kulak mertebesidir, dinleme mertebesidir, İlâh-î hakikatleri dinleme, alma, biriktirme mertebesi dışarıya çıkarış mertebesi değildir, küpünün altında delik olursa sen küpü dolduramazsın, onların içeride durması lâzımdır, işte tarikat mertebesi kişinin hayatında ilim alma, ilim doldurma zamanıdır, Hazmi Babam bize öyle derdi, oğlum iki taraflı bir heybe al ve boynuna geçir, bir gözü önde bir gözü arkada olsun, günlük kullanacaklarını öne, daha sonra kullanacaklarını arkaya koy, daha sonra
kullanırsın derdi. Dediler ki, “duyduk ve isyan ettik”, isyanın şuurundalar yani, işte bunun için beni âsrâîl lânetlenip binlerce sene sürgün hayatı yaşadılar. Ve bu isyanları, küfürleri yüzünden onların kalplerine buzağı muhabbeti sevdirildi. Onlara de ki, ey Habibim, yaptığınız iş ne kötü iştir, siz gerçekten imân ehli iseniz imân ehli gibi çalışmışsanız ne kötü bir iştir bu, işte buna da münafık deniyor, yani dışıyla içi başka, başka olana.