Feekelâ minhâ febedet lehumâ sev-âtuhumâ vetafikâ yaḣsifâni ‘aleyhimâ min veraki-lcenne(ti)(c) ve'asâ âdemu rabbehu feġavâ
Bunun üzerine onlar (Adem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Adem, Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı.
Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Hemen ayıp yerleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve üzerlerine cennet yaprağından örtüp yamamaya başladılar. Âdem Rabbinin emrinden çıktı da şaşırdı.
Tâhâ Suresi 121. ayet, Hz. Adem ve Havva'nın yasak ağaçtan yemesi sonucu ortaya çıkan durumu ve Adem'in Rabbine karşı gelmesini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'yeme', 'ayıp yerlerin açığa çıkması', 'örtünme çabası', 'isyan' ve 'şaşırma' gibi temel kavramlar üzerinden insanlığın ilk günahını ve sonuçlarını tasvir eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أكل' (ekl) kelimesini 'bir şeyi ağız yoluyla bedene almak' olarak tanımlar. Ayetteki 'فَأَكَلَا' ifadesi, yasaklanmış meyvenin yenilmesiyle ilahi emre karşı gelme fiilini vurgular ve bu eylemin doğrudan bir sonucu olarak ayıp yerlerin açığa çıkmasına yol açtığını belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'أكل' kelimesinin mecazi kullanımlarına değinse de, bu ayetteki kullanımının doğrudan 'yemek' fiili olduğunu ve yasaklanmış olanı tüketme anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu, ilahi yasağın çiğnenmesinin somut bir eylemi olarak sunulur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'سَوْءَة' (sev'e) kelimesini 'insanın açığa çıkmasından utandığı şey' olarak açıklar. Ayetteki 'سَوْءَٰتُهُمَا' ifadesi, yasak fiilin doğrudan bir sonucu olarak, daha önce örtülü olan avret yerlerinin açığa çıkmasını ve bunun getirdiği utanç duygusunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'سَوْءَة' kelimesinin 'kötü, çirkin ve utanılacak şey' anlamına geldiğini belirtir. Özellikle insanın avret mahalli için kullanıldığını ve bu ayetteki bağlamda, yasak meyvenin yenmesiyle birlikte, örtülü olanın açığa çıkması ve bunun bir 'kötülük' olarak algılanması durumunu ifade ettiğini açıklar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sev'e' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel bir çıplaklığı değil, aynı zamanda ahlaki bir düşüşü ve utancı da ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'سَوْءَٰتُهُمَا' ifadesi, Adem ve Havva'nın masumiyetlerini kaybetmeleri ve ilahi emre itaatsizlikleri sonucunda ortaya çıkan hem fiziksel hem de ahlaki bir 'kötülük' durumunu sembolize eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'خصف' (hasf) fiilinin 'bir şeyi diğerine eklemek, yamalamak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'يَخْصِفَانِ' ifadesi, Adem ve Havva'nın utançlarını gidermek için cennet yapraklarını birleştirerek kendilerine bir örtü yapma eylemini, yani acil bir çözüm arayışını tasvir eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'خصف' fiilinin 'bir şeyi diğerine yapıştırmak, üst üste koymak' anlamında kullanıldığını açıklar. Bu ayetteki bağlamda, Adem ve Havva'nın çıplaklıklarını gidermek için yaprakları birbirine ekleyerek bir tür giysi oluşturma çabasını, yani bir örtünme eylemini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'عصى' (asâ) fiilini 'itaatsizlik etmek, emre karşı gelmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'وَعَصَىٰٓ ءَادَمُ رَبَّهُۥ' ifadesi, Adem'in Allah'ın açık emrini çiğneyerek yasak meyveden yemesini, yani ilahi iradeye karşı gelmesini net bir şekilde ortaya koyar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'عصى' kelimesinin 'emre muhalefet etmek, karşı çıkmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Adem'in Rabbine karşı gelmesinin, yani ilahi yasağı çiğnemesinin bir ifadesi olarak yer alır ve bu eylemin sonuçlarına işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'isyan' (asâ) kavramının Kur'an'da Allah'ın iradesine karşı gelme, O'nun koyduğu sınırları aşma anlamında kullanıldığını vurgular. Adem'in 'isyanı', sadece bir hata değil, aynı zamanda ilahi otoriteye karşı bir meydan okuma olarak değerlendirilir ve bu eylemin derin ahlaki ve dini sonuçları olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'غوى' (ğavâ) fiilini 'şaşırmak, doğru yoldan sapmak, beklentisinin aksine bir duruma düşmek' olarak açıklar. Ayetteki 'فَغَوَىٰ' ifadesi, Adem'in isyanının bir sonucu olarak, cennetteki konumunu kaybetmesi ve ilahi lütuftan uzaklaşması gibi bir 'şaşırma' veya 'sapma' durumunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'غوى' kelimesinin 'doğru yolu kaybetmek, sapmak' anlamına geldiğini ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, Adem'in ilahi emre itaatsizliği sonucunda, beklediği faydayı elde edemeyip aksine zarar görmesi ve doğru yoldan uzaklaşması durumunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ğavâ' fiilinin Kur'an'da genellikle 'doğru yoldan sapma, azgınlık, haktan uzaklaşma' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Adem'in 'ğavâ'sı, onun ilahi rehberlikten uzaklaşması ve kendi iradesiyle yanlış bir seçim yapması sonucu ortaya çıkan bir durumu ifade eder.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/121) “Bunun üzerine ikisi de ondan (o ağaçtan) yediler. O zaman ikisinin de edep yerleri kendilerine açıldı. Cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar. Ve Âdem, Rabbine asi oldu, böylece azdı.”
ثُمَّ اجْتَبَاهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَى
(Summectebâhu rabbuhu fe tâbe aleyhi ve hedâ.)