Śumme-ctebâhu rabbuhu fetâbe ‘aleyhi vehedâ
Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi.
Sonra Rabbi, onu seçti de tevbesini kabul buyurdu ve ona doğru yolu gösterdi.
Tâhâ Suresi 122. ayet, Hz. Âdem'in tevbesinin kabulü ve hidayete erdirilmesi sürecini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, ilahi seçimi, tevbenin kabulünü ve doğru yola iletilmeyi vurgulayan temel fiiller üzerinden anlam katmanları sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İctibâ (اجتباء), 'cebeytü'l-mâe' (suyu topladım) fiilinden türemiştir ve bir şeyi seçip kendine has kılmak, toplamak anlamına gelir. Allah'ın bir kulunu ictibâ etmesi, onu kendi katında özel bir konuma getirmesi ve peygamberlik gibi yüce görevlere seçmesidir. Bu ayette, Hz. Âdem'in tevbesinden sonra Allah tarafından tekrar seçilip özel bir lütfa mazhar kılınmasını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İctibâ, bir şeyi kendi isteğiyle seçmek ve onu diğerlerinden ayırmak demektir. Allah'ın ictibâsı, kulunu hayra ve doğru yola yönlendirmesi, onu günahlardan arındırıp kendine yaklaştırmasıdır. Ayetteki 'ictibâhu', Hz. Âdem'in hatasından sonra Allah'ın onu tekrar rahmetine alıp peygamberlik makamına layık görmesini, yani onu özel olarak seçmesini anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ictibâ' kavramı, Allah'ın belirli kişileri özel bir amaç için seçmesi ve onlara ilahi lütufta bulunması anlamında kullanılır. Bu seçim, genellikle peygamberlik veya özel bir rehberlik göreviyle ilişkilidir. Tâhâ 122'deki kullanımı, Hz. Âdem'in düşüşünden sonra Allah tarafından tekrar seçilerek ilahi rehberliğe mazhar kılınmasını, yani onun 'seçilmiş' statüsünün yeniden teyit edilmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rabb (رب), aslen 'terbiye etmek, bir şeyi tedricen kemale erdirmek' anlamına gelir. Allah için kullanıldığında, yaratma, rızık verme, terbiye etme, sahip olma ve işleri idare etme gibi tüm ilahi sıfatları kapsar. Ayetteki 'Rabbu'hu', Hz. Âdem'in yaratıcısı ve onu terbiye eden, ona yol gösteren ve tevbesini kabul eden ilahi kudreti ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rabb kelimesi, malik, seyyid, mürebbi ve muslih (ıslah edici) anlamlarına gelir. Allah'a nispet edildiğinde, O'nun her şeyin sahibi, yöneticisi ve terbiye edicisi olduğunu gösterir. Bu ayette 'Rabbu'hu' ifadesi, Hz. Âdem'in günahından sonra dahi onu terk etmeyen, aksine ona yönelen, tevbesini kabul eden ve hidayet veren ilahi merhameti ve sahiplenmeyi vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Tevbe (توبة), 'rücu' (geri dönmek) kökünden gelir. Kulun tevbesi, günahtan Allah'a dönmesidir. Allah'ın tevbesi ise, kuluna merhametle yönelmesi, onun günahını bağışlaması ve onu affetmesidir. Ayetteki 'fetâbe aleyhi', Allah'ın Hz. Âdem'in tevbesini kabul ederek ona lütuf ve rahmetiyle yöneldiğini, onu affettiğini açıklar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kur'an'da 'tâbe aleyhi' (تَابَ عَلَيْهِ) ifadesi, Allah'ın kuluna merhametle yönelmesi ve onun günahını bağışlaması anlamında kullanılır. Bu, kulun tevbesinin kabul edildiğini ve Allah'ın ona olan gazabının kalktığını gösterir. Tâhâ 122'de, Hz. Âdem'in hatasından sonra pişmanlık duyup Allah'a yönelmesi üzerine, Allah'ın da ona merhametle yönelip affettiğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tevbe kelimesi, hem kulun Allah'a yönelişini hem de Allah'ın kuluna yönelişini ifade eder. Allah'ın tevbesi, kulun günahını affetmesi, ona rahmetini indirmesi ve onu doğru yola iletmesidir. Bu ayette, Hz. Âdem'in tevbesinin Allah tarafından kabul edildiği ve ona ilahi affın tecelli ettiği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hidâyet (هداية), bir şeyi lütufla doğru yola iletmek, yol göstermek demektir. Allah'ın hidâyeti, kulunu hakka, doğruya ve cennete götüren yolu göstermesidir. Ayetteki 've hedâ', Hz. Âdem'in tevbesinin kabulünden sonra Allah'ın ona tekrar doğru yolu, yani cennete giden yolu ve dünya hayatında takip etmesi gereken ilkeleri gösterdiğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hidâyet, bir kimseye bilmediği bir yolu öğretmek veya onu doğru yola sevk etmektir. Allah'ın hidâyeti, peygamberler aracılığıyla veya ilahi ilhamla kullarına doğruyu göstermesidir. Tâhâ 122'de, Hz. Âdem'in hatasından sonra Allah'ın onu tekrar doğru yola, yani ilahi emir ve yasaklara uygun bir yaşama yönlendirdiğini, ona rehberlik ettiğini anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'hidâyet' kavramı, Allah'ın insanlara doğru yolu göstermesi, onları hakikate ulaştırması ve ilahi rehberlik sağlaması anlamında merkezi bir yere sahiptir. Bu ayetteki 'hedâ', Hz. Âdem'in tevbesinin kabul edilmesinin ardından, Allah'ın ona dünya hayatında nasıl hareket etmesi gerektiği konusunda yol gösterdiğini, yani onu tekrar ilahi rehberliğe mazhar kıldığını belirtir.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/122) “Sonra Rabbi, onu seçti. Böylece onun tövbesini kabul etti ve onu hidâyete erdirdi.”