Efelem yehdi lehum kem ehleknâ kablehum mine-lkurûni yemşûne fî mesâkinihim(k) inne fî żâlike leâyâtin li-ulî-nnuhâ
Yurtlarında dolaşıp durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri helak etmiş olmamız, onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.
Onları, yerlerinde gezip durdukları şu kendilerinden önce yok ettiğimiz bunca nesiller(in o korkunç akibeti) doğru yola sevk etmedi mi? Doğrusu bunda ibret alacak aklı olanlar için nice deliller vardır.
Tâhâ Suresi'nin 128. ayeti, geçmiş nesillerin helakinden ibret alınması gerektiğini vurgulayarak, bu olayların akıl sahipleri için açık deliller barındırdığını ifade eder. Ayet, 'hidayet', 'helak', 'nesiller' ve 'akıl' gibi temel kavramlar üzerinden insanlığa öğüt vermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hidayet' kelimesinin, lütuf ve incelikle doğru yola iletmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'أَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ' ifadesi, geçmiş kavimlerin helakinin, sonraki nesiller için bir yol gösterici, bir ibret olması gerektiğini vurgular. Yani, bu olaylar onlara doğru yolu göstermeliydi.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hidayet'i 'beyan' (açıklama) ve 'irşad' (doğruya yöneltme) olarak açıklar. Ayetteki kullanımında, geçmiş kavimlerin akıbetinin, yaşayanlar için açık bir ders ve uyarı niteliğinde olduğunu, bu durumun onları doğruya sevk etmesi gerektiğini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'helak' kelimesini 'izale' (ortadan kaldırma) ve 'imha' (yok etme) olarak açıklar. Ayetteki 'كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ ٱلْقُرُونِ' ifadesi, Allah'ın kendilerinden önceki nice nesilleri tamamen yok ettiğini, onların varlıklarını sona erdirdiğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'helak'ın bir şeyin tamamen ortadan kalkması, yok olması olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, geçmiş kavimlerin günahları sebebiyle ilahi bir ceza olarak tamamen ortadan kaldırıldığını, onların izlerinin bile silindiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'karn' kelimesinin, aynı zamanda yaşayan veya birbiriyle bağlantılı olan bir grup insanı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'مِّنَ ٱلْقُرُونِ' ifadesi, geçmişte yaşamış, belirli bir dönemde var olmuş ve helak edilmiş toplulukları, nesilleri kasteder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'karn' kelimesinin genellikle yüz yıllık bir zaman dilimini ifade ettiğini, ancak Kur'an'da daha çok 'nesil' veya 'topluluk' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayette, geçmişte yaşamış ve helak edilmiş birçok nesilden bahsedilmektedir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mesken' kelimesinin, bir kişinin ikamet ettiği, yerleştiği ve huzur bulduğu yer olduğunu açıklar. Ayetteki 'يَمْشُونَ فِى مَسَـٰكِنِهِمْ' ifadesi, yaşayan insanların, helak olmuş kavimlerin bir zamanlar yaşadığı, mesken edindiği yerlerde gezip dolaştığını, bu durumun ibret verici olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'mesken'in, 'sükûn' (huzur, dinginlik) kökünden geldiğini ve insanın içinde rahat ettiği, yerleştiği mekan olduğunu belirtir. Ayette, geçmiş kavimlerin bir zamanlar huzur içinde yaşadığı, ancak şimdi harabe olmuş veya başkaları tarafından kullanılan yerleşim yerleri kastedilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ayet' kelimesinin, bir şeyin varlığına veya doğruluğuna işaret eden açık delil olduğunu belirtir. Ayetteki 'لَـَٔايَـٰتٍ' ifadesi, geçmiş nesillerin helakinin ve onların meskenlerinde gezinmenin, akıl sahipleri için açık ve anlaşılır ibretler, dersler ve deliller içerdiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'ayet' kavramının, Allah'ın kudretini, birliğini ve mesajının doğruluğunu gösteren her türlü işaret ve delili kapsadığını ifade eder. Bu ayetteki 'ayetler', geçmiş kavimlerin akıbetinden çıkarılacak ahlaki ve dini dersleri, yani Allah'ın adaletinin ve vaadinin gerçekleştiğini gösteren somut kanıtları temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nühâ' kelimesinin, insanı kötü ve çirkin şeylerden alıkoyan, men eden akıl anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'لِّأُو۟لِى ٱلنُّهَىٰ' ifadesi, bu ibretlerin ancak aklını kullanan, düşünen ve doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğine sahip olan kişiler için anlam ifade edeceğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nühâ' kelimesinin, aklın en üst seviyesi olan, kişiyi yanlışlardan alıkoyan ve doğruya yönelten idrak gücünü ifade ettiğini belirtir. Ayette, geçmiş kavimlerin helakinden çıkarılacak derslerin, ancak bu tür bir akıl ve idrak sahibi olanlar tarafından kavranabileceği vurgulanır.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/128) “Onlar hâlâ hidÂyete ermediler mi? Onlardan önce nice nesilleri helâk etmemize (rağmen) ki şimdi onlar, onların meskenlerinde dolaşıyorlar. İşte bunda nehy sâhipleri (Allah'ın yasaklarına riÂyet edenler) için mutlaka Âyetler (ibretler) vardır.