Velevlâ kelimetun sebekat min rabbike lekâne lizâmen veecelun musemmâ(n)
Rabbin tarafından daha önce söylenmiş bir hüküm ve belirlenmiş bir süre olmasaydı, onlar da hemen cezalandırılırlardı.
Eğer Rabbinin verdiği bir hüküm ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı.
Tâhâ Suresi 129. ayet, ilahi takdirin ve belirlenmiş zamanın önemini vurgulamaktadır. Ayet, Allah'ın vaadinin ve tayin ettiği sürenin, azabın hemen gerçekleşmesini engelleyen temel unsurlar olduğunu dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kelime'nin bazen Allah'ın takdir ettiği şeyleri, bazen de vaatlerini ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'kelime', Allah'ın azabı erteleme veya belirli bir süreye bağlama yönündeki ilahi hükmünü ve vaadini temsil eder. (el-Müfredât, s. 439)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kelime'nin mecazi olarak 'hüküm' veya 'takdir' anlamına gelebileceğini ifade eder. Ayetteki 'kelime', Allah'ın kullarına yönelik takdir edilmiş bir hükmü, yani azabın hemen gerçekleşmeyeceğine dair ilahi kararıdır. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 1, s. 31)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'kelime'nin sadece sözlü bir ifade olmadığını, aynı zamanda ilahi iradenin ve yaratıcı gücün bir tezahürü olduğunu belirtir. Bu bağlamda 'kelime', Allah'ın evrensel yasalarını ve takdirini içeren bir 'buyruk'tur. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 105)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sebekat' fiilinin 'önce olmak, geçmek' anlamının, Allah'ın takdirinin ve vaadinin zamanın ötesinde, her şeyden önce var olduğunu ve değişmezliğini vurguladığını belirtir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 290)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sebeka' fiilinin 'öncelik' anlamının, ilahi kelimenin veya hükmün yaratılış öncesi veya olayların gerçekleşmesinden önce var olduğunu gösterdiğini açıklar. Ayetteki 'sebekat', Allah'ın azabı erteleme kararının önceden verilmiş ve kesinleşmiş olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'lüzum' kelimesinin 'ayrılmaz bir şekilde bağlı olmak, zorunlu olmak' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'lizâmen', eğer ilahi takdir olmasaydı, azabın onlara hemen ve sürekli olarak yapışıp kalacağını, kaçınılmaz olacağını ifade eder. (el-Müfredât, s. 745)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'lüzum'un bir şeyin diğerinden ayrılmaması, ona yapışıp kalması anlamına geldiğini açıklar. Bu ayette 'lizâmen', azabın anında ve sürekli olarak onlara isabet edeceğini, onlardan ayrılmayacağını vurgular. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 4, s. 400)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'lüzum' kelimesinin Kur'an'da 'gereklilik, zorunluluk' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'lizâmen', Allah'ın vaadi olmasaydı, azabın hemen ve zorunlu olarak gerçekleşeceğini, ertelenmesinin mümkün olmayacağını ifade eder. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 320)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ecel'in bir şeyin sonu için belirlenmiş zaman olduğunu belirtir. Bu ayette 'ecel', Allah'ın azabı erteleyerek, belirli bir zamana kadar mühlet tanıdığı süreyi ifade eder. (el-Müfredât, s. 24)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): es-Sicistânî, 'ecel'in 'belirlenmiş vakit, süre' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'ecel', Allah'ın takdir ettiği, azabın gerçekleşeceği nihai zaman dilimini ifade eder. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 10)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'ecel'in hem ömrün sonu hem de bir işin bitimi için tayin edilen zaman olduğunu belirtir. Ayetteki 'ecel', Allah'ın azabı erteleme ve belirli bir süreye bağlama hikmetini gösterir. (el-Külliyyât, s. 108)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tesmiye'nin 'bir şeye isim vermek, onu belirlemek' anlamına geldiğini belirtir. 'Müsemmâ', Allah tarafından adı konulmuş, yani kesin olarak belirlenmiş ve tayin edilmiş bir süreyi ifade eder. (el-Müfredât, s. 421)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'müsemmâ' kelimesinin 'belirlenmiş, tayin edilmiş' anlamının, söz konusu sürenin rastgele değil, ilahi irade ile kesin bir şekilde tespit edildiğini gösterdiğini açıklar. Bu, Allah'ın takdirindeki kesinliği ve hikmeti vurgular.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/129) “Ve eğer Rabbinden, daha önce (söylenmiş) bir kelime (söz) ve belirlenmiş bir müddet olmasaydı, (onlara) mutlaka bir (ceza) lâzım gelirdi.”