Kâlû mâ aḣlefnâ mev'ideke bimelkinâ velâkinnâ hummilnâ evzâran min zîneti-lkavmi fekażefnâhâ fekeżâlike elkâ-ssâmiriyy(u)
Şöyle dediler: "Sana verdiğimiz sözden kendi isteğimizle caymış değiliz. Fakat biz Mısır halkının mücevheratından yüklü miktarlarda takınmıştık. İşte onları ateşe attık. Samiri de aynı şekilde attı."
Onlar dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden, kendiliğimizden caymadık. Fakat biz o (Kıbtî) kavminin süs eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları (ateşe) attık. Sâmirî de (kendi mücevheratını) böylece atmıştı."
Tâhâ Suresi'nin 87. ayeti, İsrailoğullarının Hz. Musa'ya verdikleri sözden dönmelerinin gerekçesini açıklarken, 'ahlefnâ', 'mev'ıdek', 'evzâran', 'zîneti' ve 'kavm' gibi kavramlar üzerinden olayın dilbilimsel ve semantik derinliğini ortaya koymaktadır. Ayet, vaatten dönme, yüklenme, ziynet ve kavim gibi temel kavramlarla, İsrailoğullarının psikolojik durumunu ve Samiri'nin rolünü gözler önüne serer.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halef' kelimesinin bir şeyin yerine geçmesi veya bir şeyin ardından gelmesi anlamlarına geldiğini belirtir. 'İhlâf' ise vaadi yerine getirmemek, sözden dönmek demektir. Ayetteki 'mâ ahlefnâ mev'ıdeke' ifadesi, İsrailoğullarının 'sana verdiğimiz sözü kendi isteğimizle bozmadık' şeklindeki savunmalarını yansıtır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ihlâf' fiilinin 'vaadi bozmak' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu bağlamda, İsrailoğullarının Hz. Musa'ya verdikleri 'Allah'a ibadet etme' sözünden dönmelerini mecazi olarak açıklar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hilâf' kökünden türeyen kelimelerin Kur'an'da genellikle bir şeyin yerine geçmesi veya bir vaadin bozulması bağlamında kullanıldığını vurgular. Bu ayetteki 'ahlefnâ' kelimesi, İsrailoğullarının Allah'a ve peygamberlerine karşı olan ahitlerini bozma eylemini semantik olarak derinleştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mev'ıd' kelimesinin hem vaat edilen zamanı hem de vaat edilen şeyi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Hz. Musa'nın Tûr'a gitmeden önce İsrailoğullarından aldığı 'Allah'a ibadet etme' sözünü kasteder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'va'd' kökünün hayır veya şer için verilen sözü ifade ettiğini, 'mev'ıd'in ise vaat edilen yer veya zaman olduğunu açıklar. Ayetteki 'mev'ıdek' ifadesi, Hz. Musa'nın kavmine verdiği ve onlardan aldığı karşılıklı sözü, yani ahdi temsil eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mev'ıd' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah ile kulları arasındaki ahitleri veya peygamberlerin kavimlerine verdikleri sözleri ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, İsrailoğullarının Hz. Musa'ya verdikleri itaatin ve tevhidin vaadi olarak anlaşılmalıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'vizr' kelimesinin 'yük' ve 'günah' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'evzâran' ifadesi, İsrailoğullarının Mısırlılardan aldıkları ziynet eşyalarını hem maddi bir yük hem de potansiyel bir günah kaynağı olarak taşıdıklarını ima eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'vizr'in sırtı ağırlaştıran yük olduğunu ve mecazi olarak günahı ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'hummilnâ evzâran' ifadesi, bu ziynet eşyalarının onlara bir yük olarak yüklendiğini ve bunun sonucunda günaha sevk edildiklerini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'vizr'in hem maddi yük hem de manevi yük (günah) olduğunu vurgular. Bu ayette, İsrailoğullarının Mısırlılardan aldıkları ziynet eşyalarının, kendilerini buzağı heykeli yapmaya götüren bir günah yükü haline geldiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zînet' kelimesinin bir şeyi güzelleştiren, süsleyen her şey için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'zîneti'l-kavm' ifadesi, Mısırlıların sahip olduğu altın, gümüş gibi değerli süs eşyalarını kasteder ve bu eşyaların İsrailoğulları için bir cazibe unsuru olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'zînet'in hem maddi süs eşyalarını hem de manevi güzellikleri ifade edebileceğini açıklar. Bu ayette, Mısırlılardan alınan maddi ziynet eşyalarının, İsrailoğullarının buzağı heykeli yapma eylemine zemin hazırlayan bir araç olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zînet' kavramının Kur'an'da genellikle dünya hayatının geçici cazibesini ve insanı Allah'tan uzaklaştıran unsurları ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'zîneti'l-kavm', İsrailoğullarının Mısır'ın maddi cazibesine kapılmalarının bir sembolü olarak yorumlanabilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kavm' kelimesinin bir araya gelmiş, belirli bir topluluğu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'zîneti'l-kavm' ifadesi, İsrailoğullarının Mısır'dan çıkarken yanlarına aldıkları, Mısırlılara ait olan ziynet eşyalarını kasteder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kavm'in ayakta duran, bir araya gelmiş insan topluluğu olduğunu ve genellikle erkekler için kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, İsrailoğullarının daha önce içinde yaşadıkları Mısır halkını ve onların kültürel/maddi değerlerini temsil eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kavm' kelimesinin Kur'an'da genellikle belirli bir peygambere muhatap olan veya belirli bir coğrafyada yaşayan insan topluluğunu ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, İsrailoğullarının Firavun ve Mısır halkından aldıkları ziynet eşyaları üzerinden, onların geçmişteki yaşam tarzlarına olan bağlılıklarını ima eder.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Beni İsrâil kavmi Mısır’dan çıkacakları gece kendi düğünlerinde takmak için Kıbti kadınlarından ödünç ziynet eşyası almışlar ve o gece yola çıkılınca geri vermeye fırsat bulamamışlar.
فَأَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هَذَا
(Fe ahrece lehum ıclen ceseden lehu huvârun fe kâlû hâzâ ilâhukum ve ilâhu mûsâ fe nesiye.)