Ellâ tettebi'an(i)(s) efe'asayte emrî
(92-93) Musa, (Tur'dan dönünce) şöyle dedi: "Ey Harun! Saptıklarını gördüğün zaman bana uymana ne engel oldu? Yoksa emrime karşı mı geldin?"
"(Neden) benim yolumu takip etmedin, benim emrime karşı mı geldin?"
Bu ayet, Hz. Musa'nın Hz. Harun'a hitaben, İsrailoğulları'nın buzağıya tapması karşısında neden daha etkili bir müdahalede bulunmadığını sorguladığı bir diyalog içermektedir. Anahtar kavramlar, 'tabi olmak/uymak' ve 'karşı gelmek/isyan etmek' fiilleri üzerinden itaatsizlik ve sorumluluk temalarını vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tebea' (تبع) kelimesinin bir şeyin izinden gitmek, peşinden gelmek ve ona uymak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tettebi'anî' (تَتَّبِعَنِ) ifadesi, Hz. Musa'nın Hz. Harun'dan kendi yolunu, yani Allah'ın emrettiği doğru yolu takip etmesini beklediğini, buzağıya tapanlara karşı durarak bu takibi sürdürmesi gerektiğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ittibâ'' (إتباع) kelimesini bir şeye tabi olmak, onun yolunu benimsemek olarak açıklar. Bu ayette Hz. Musa, Hz. Harun'un, kendisinin yokluğunda İsrailoğulları'nın sapmasına engel olarak kendi yolunu takip etmediğini ima etmektedir. Bu, sadece fiziksel bir takip değil, aynı zamanda inanç ve eylemde bir uyumu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ittibâ'' kavramının Kur'an'da genellikle bir önderin, peygamberin veya ilahi bir emrin izinden gitmek, ona uymak anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'tettebi'anî' ifadesi, Hz. Harun'un, Hz. Musa'nın tebliğ ettiği ilahi mesaja ve onun liderliğine tam olarak uyması gerektiği beklentisini yansıtırken, buzağıya tapma olayında bu uyumun zayıfladığına işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'asâ' (عصى) fiilinin emre muhalefet etmek, itaatsizlik etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'asayte' (عصيت) ifadesi, Hz. Musa'nın, Hz. Harun'un buzağıya tapma olayında yeterince müdahale etmeyerek veya kendisinin yokluğunda toplumu doğru yolda tutma görevini tam olarak yerine getirmeyerek emrine karşı geldiğini sorgulamasını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'isyân' (عصيان) kelimesinin, bir emre veya yasağa uymamak, karşı gelmek olduğunu açıklar. Hz. Musa'nın 'efaasayte emrî' (أَفَعَصَيْتَ أَمْرِى) sorusu, Hz. Harun'un, kendisinin Sina Dağı'na çıkmadan önce verdiği talimatlara veya genel olarak peygamberlik görevine aykırı bir davranışta bulunup bulunmadığını sorgulamaktadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'isyân' kavramının Kur'an'da Allah'a veya peygamberlere karşı gelme, ilahi iradeye muhalefet etme anlamında kullanıldığını vurgular. Bu ayette Hz. Musa, Hz. Harun'un kendi emrine karşı gelmesini, dolaylı olarak Allah'ın emrine karşı gelmekle eşdeğer bir durum olarak ele almakta ve bu itaatsizliğin nedenini sorgulamaktadır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'isyân'ı, emredilen şeyi terk etmek veya yasaklanan şeyi yapmak olarak tanımlar. Ayetteki 'asayte emrî' ifadesi, Hz. Musa'nın, Hz. Harun'un, kendisinin yokluğunda İsrailoğulları'nı buzağıya tapmaktan alıkoyma emrini yerine getirmeyerek veya bu konuda zayıf kalarak bir tür itaatsizlikte bulunduğunu ima ettiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emr' (أمر) kelimesinin hem bir şeyin durumu, hali hem de bir buyruk, talimat anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'emrî' (أَمْرِى) ifadesi, Hz. Musa'nın Hz. Harun'a Sina Dağı'na çıkmadan önce verdiği özel talimatları veya genel olarak peygamberlik vasfıyla verdiği yönlendirmeleri ifade eder. Bu, Hz. Harun'un uyması gereken bir otoriteyi temsil eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'emr' kelimesinin, bir üst makamdan gelen kesin talimat ve hüküm anlamını taşıdığını vurgular. Hz. Musa'nın 'emrî' ifadesi, Hz. Harun'un, kendisinin yokluğunda İsrailoğulları'nı doğru yolda tutma ve sapmalarına engel olma konusundaki sorumluluğunu belirleyen peygamberlik otoritesinden kaynaklanan buyruğunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'emr' kelimesinin, bir şeyi yapmayı veya yapmamayı gerektiren sözlü veya fiili talimat olduğunu açıklar. Ayetteki 'emrî' ifadesi, Hz. Musa'nın, Hz. Harun'a bıraktığı ve İsrailoğulları'nın inanç bütünlüğünü korumayı hedefleyen özel bir talimatı veya genel bir sorumluluğu işaret eder. Hz. Musa, bu emre karşı gelindiğini düşünmektedir.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/93) “Niçin bana tâbî olmadın? Yoksa emrime isyan mı ettin?”