İçeriğe atla
Enbiyâ 104Cüz 17 · Sayfa 331

Enbiyâ Sûresi 104. Âyet

الأنبياء

Sohbete sor

Yevme natvî-ssemâe ketayyi-ssicilli lilkutub(i)(c) kemâ bede/nâ evvele ḣalkin nu'îduh(u)(c) va'den ‘aleynâ(c) innâ kunnâ fâ'ilîn(e)

Yazılı kağıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaad olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız.

Enbiyâ Sûresi

“Yevme natvî-ssemâe ketayyi-ssicilli lilkutub(i) kemâ bede/nâ evvele halkin nu’îduh(u) va’den aleynâ innâ kunnâ fâ’ilîn(e)” Yazılı kâğıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaad olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız. (21/104)


Müşabehet ve misliyet sebebiyle Kur’an-ı Kerim’de “iade” tabiri geçmiştir. 21/104 O gün, semâyı yazılı sayfaları dürer gibi düreriz! İlk yaratmaya başladığımız gibi (yer-gök bitişik hâle) onu iade ederiz! “ O gün gökleri yazılı kağıtların tomarı gibi düreriz, nitekim evvel-i halka yaymış idik onu iade ederiz. Yani geri döndürürüz. Fen erbabına malumdur ki sema tabir ettiğimiz semavi cisimleri iptida-i tekevvünlerinden sehab-ı muzi halinde idiler. Bunların fezada devirlerinde merkezkaç kuvvetleri sebebiyle kendilerinden birer küreler infikak ederek onların etrafında devre başladılar.

Devretmelerinin nuruyla meydana geldiler, merkezde kalan cirim vüs’at ve cesameti hasabiyle teberrüt ve tasallub etmeyerek buhar-ı nari halinde kendi mihferi etrafında devreyledi, kendinden meydana gelen ecram-ı müteberride ve mutasallibeyi hararetiyle teshin ve ziyasıyla münevver etti. Yani bu manzumenin güneşi oldu, fezada bu gibi manzumeler adetlendirilemeyecek kadar çoktur. Bizim manzumemiz dahi Merkür ve plutoya kadar dokuz gezegen den oluşur, bunlar ortadaki güneş etrafında dönerler. Üzerinde bulunduğumuz dünyaya nazaran güneş ve gezegenler ve küçük gezegenler bizim semamız yani uluvvümüzdür. Yani bizim yüceliğimizdir.

İptida-i hilkatta semavat ve arzın bitişik olduğu halde yek diğerinden ayrıldığı ayet-i Kerimede eyan buyurulur. 21/30 O hakikat bilgisini inkâr edenler görmediler mi? emâlar ve arz birleşik idi de biz onları yarıp ayırdık! “ Hakikatı örtenler nazar-ı istidadı ile görmediler mi yani görüş deliliyle bakmadılar mı semavat ve arz bitişik idi biz onları ayırdık. Bundan anlaşılır ki kıyamet-i kübrada tomar halinde yazılmış bir kitabın sahifeleri nasıl dürülüp bükülür ise semavatı teşkil eden cisimler dahi muvazenesini kayıp ederek yek diğeri ile tesadüm ve bu müsameden çarpışmadan büyük sıcaklık meydana gelerek cümlesi eriyecek ve kitap sahifelerinin intivası gibi birbirine indimaç ve intiva eyleyerek yine sehab-ı muzi haline gelecek.[104]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)