Vekem kasamnâ min karyetin kânet zâlimeten veenşe/nâ ba'dehâ kavmen âḣarîn(e)
Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik.
Biz halkı zalim olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler var ettik.
Enbiyâ Suresi'nin 11. ayeti, Allah'ın zalim toplulukları helak edip yerlerine başkalarını getirmesi temasını işler. Ayet, ilahi adaletin tecellisini ve toplumsal değişim yasasını vurgularken, 'kırmak, helak etmek', 'zalim olmak' ve 'yaratmak, var etmek' gibi anahtar kavramlar üzerinden bu mesajı dilbilimsel ve semantik derinlikle aktarır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kasamna' fiilini 'kırmak, parçalamak' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda ise, bir topluluğun gücünü kırmak, onları helak ederek varlıklarına son vermek anlamında kullanıldığını belirtir. Bu, sadece fiziksel bir kırma değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasi bir çöküşü de ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kasam' kelimesinin 'bir şeyi şiddetle kırmak, parçalamak' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'kasamna' fiili, Allah'ın zalim kavimleri kökten yok etmesini, onların gücünü ve varlığını tamamen ortadan kaldırmasını sembolize eder. Bu, ilahi bir ceza ve kudretin göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki helak kavramlarını incelerken, 'kasam' gibi fiillerin sadece fiziksel yıkımı değil, aynı zamanda ahlaki çöküş ve ilahi gazap sonucu gelen toplumsal yok oluşu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'kasamna', zalimlikleri nedeniyle bir toplumun ilahi iradeyle ortadan kaldırılmasını, onların tarih sahnesinden silinmesini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'karye' kelimesinin Kur'an'da bazen 'şehir' bazen de 'şehir halkı' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette 'karyetin kanet zalimeh' ifadesiyle, zalim olanın şehrin kendisi değil, o şehirde yaşayan halk olduğu vurgulanır. Dolayısıyla 'karye', burada halkıyla birlikte bir yerleşim birimini temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'karye' kelimesinin 'insanların toplandığı yer' anlamına geldiğini ve hem yerleşim yerini hem de orada yaşayan insanları ifade edebileceğini belirtir. Ayetteki kullanımı, helak edilenin sadece binalar değil, o binalarda yaşayan ve zalimlik eden topluluk olduğunu açıkça ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'karye' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'şehir' veya 'kasaba' anlamında kullanıldığını, ancak bağlama göre 'o şehrin ahalisi' anlamını da taşıdığını ifade eder. Enbiyâ 11'deki 'karyetin kanet zalimeh' ifadesi, zalimlik vasfının doğrudan şehre değil, şehirde yaşayan insanlara ait olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zulm' kelimesinin 'bir şeyi ait olduğu yerden başka yere koymak, haddi aşmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'zalimeh' ifadesi, helak edilen kasabanın halkının Allah'ın emirlerine karşı gelerek, başkalarına haksızlık ederek ve hadlerini aşarak zulmettiğini gösterir. Bu zulüm, ilahi cezanın temel sebebidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulm' kelimesini 'bir şeyi yerinden saptırmak, hakkı sahibine vermemek' olarak tanımlar. Ayetteki 'zalimeh' kelimesi, o kasaba halkının Allah'a karşı isyan ederek, kendi nefislerine ve diğer insanlara haksızlık ederek ilahi sınırları aştığını ve bu nedenle helakı hak ettiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'zulm' kavramının geniş bir anlama sahip olduğunu, sadece başkalarına haksızlık etmekle kalmayıp, Allah'a şirk koşmak ve O'nun emirlerine uymamak gibi büyük günahları da kapsadığını belirtir. Ayetteki 'zalimeh' ifadesi, helak edilen toplumun bu geniş anlamdaki zulmü işlediğini ve bu durumun onların sonunu getirdiğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'inşa' fiilinin 'yoktan var etmek, bir şeyi ortaya çıkarmak, büyütmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'enşe'na', Allah'ın helak ettiği zalim toplulukların yerine, yeni bir nesil veya topluluk yaratarak onların yerini doldurduğunu ifade eder. Bu, Allah'ın yaratma ve değiştirme kudretini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'neş'e' kökünün 'bir şeyi başlangıçtan itibaren meydana getirmek, yaratmak' anlamını taşıdığını açıklar. Ayetteki 'enşe'na', Allah'ın helak olan kavimlerin ardından, onların yerine yeni bir 'kavm'i (milleti) var ettiğini, onları yeniden inşa ettiğini vurgular. Bu, ilahi iradenin kesintisiz tecellisini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'inşa' kelimesinin 'bir şeyi yoktan var etmek, onu meydana getirmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'enşe'na', Allah'ın zalim toplulukları yok ettikten sonra, onların yerine yeni bir topluluk yaratarak yeryüzündeki düzeni ve yaşamı devam ettirdiğini ifade eder. Bu, ilahi kudretin ve hikmetin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kavm' kelimesinin 'bir araya gelmiş, birbiriyle ilişkili insanlar topluluğu' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kavmen âharîn' ifadesi, helak edilen zalim topluluğun yerine, Allah'ın yeni bir insan topluluğu, yeni bir millet veya nesil yarattığını ve onları yeryüzüne yerleştirdiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'kavm' kavramının genellikle belirli bir peygambere gönderilen veya belirli bir coğrafyada yaşayan insan topluluğunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'kavmen âharîn', önceki zalim kavmin yerine, ilahi iradeyle yeni bir topluluğun ortaya çıkarıldığını ve onlara yeni bir başlangıç verildiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kavm' kelimesinin Kur'an'da 'millet, halk, topluluk' anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Enbiyâ 11'deki 'kavmen âharîn' ifadesi, Allah'ın zalim toplulukları helak ettikten sonra, onların yerine başka bir insan topluluğunu var ederek, yeryüzündeki halefiyet prensibini ve ilahi adaleti gösterdiğini belirtir.
Enbiyâ Sûresi
“Vekem kasamnâ min karyetin kânet zâlimeten veenşe/nâ ba’dehâ kavmen âharîn(e)” Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik. (21/11)
Bu memleketler ve halleri kûr’ân-ı kerimde muhtelif yerlerde geçmektedir.
Bireysel ma’nâ ise kim içsel yaşantısında hangi memleket halkının hali ve ahlakı ise nefsi emmare ona o mertebeden zulmektedir. Yani bir hayali âdem-i yaşantı işinde nefsi emmare şeytan yönünden zulmeder. Hayali Museviyet yaşamı içinde ise nefsi emmare Firavun yönünden o beden memleketine zulmeder.
Ancak irfani hakiki bir seyr-i süluk içinde bu sıkıntılı nefsi emarenin zulmetinden ve hayalinden kurtulunabilir.
İsrâ sûresinde;
(Ve iza eredna en nühlike karyeten emerna mütrefiyha fefeseku fiyha fehakka aleyhel kavlü fedemmernaha tedmiyr;)
“Biz bir ülkeyi yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklılarına emrederiz, onlar itaat etmeyip orada kötülük işlerler. Böylece, o ülke helaka müstahak olur, biz de onu yerle bir ederiz.” (17/16) Bâtınına, yani kendi üzerimizdeki tahakkukuna bakarsak, bizim kendi beden varlığımız bir karye yani bir topluluk, varlığımızda her türlü esmâi İlâhiyyenin zuhurları vardır, zaman, zaman meleki özellikler gösteriyoruz, zaman, zaman da hayvani özellikler gösteriyoruz, Cenâb-ı Hakkk’ta kitapları ve peygamberleri ile bu hallerinizi düzeltin, eğer düzetlmez iseniz sizin karyenizi ortadan kaldırırım diyor. Bizim karyemiz iyi veya kötü sonuçta ortadan kalkacaktır, fakat iyilik yaparak ömrümüz sona ererse ahiret hayatımız güzelliklerle devam edecek, eğer burada belirtildiği üzere Hakk’ın sözünü dinlemeden ortadan kaldırılsak ahiret hayatımız hebâ olmuş oluyordur, fark buradadır.[21]