İż kâle li-ebîhi vekavmihi mâ hâżihi-ttemâśîlu-lletî entum lehâ ‘âkifûn(e)
Hani o, babasına ve kavmine, "Ne bu tapınıp durduğunuz heykeller?" demişti.
O zaman o, babasına ve kavmine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti.
Enbiyâ Suresi'nin 52. ayeti, Hz. İbrahim'in babasına ve kavmine putlara tapınmalarını sorgulamasını konu alır. Ayet, 'temâsîl' kelimesi üzerinden putperestliğin anlamsızlığını vurgularken, 'âkifûn' kelimesiyle de bu tapınmanın sürekliliğini ve bağlılığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir düşünceyi veya anlamı ifade eden, harflerle veya harfsiz olabilen her türlü ifadeyi kapsar. Ayetteki 'kâle' (قال) fiili, Hz. İbrahim'in putperestliğe karşı çıkışını ve bu inancın anlamsızlığını dile getiren sözlü bir beyanı ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavl (قول), bir fikrin veya inancın dil aracılığıyla dışa vurulmasıdır. Bu ayetteki kullanımı, Hz. İbrahim'in kavminin inanç sistemini sorgulayan ve onlara hakikati tebliğ etme çabasını gösteren bir konuşma eylemini belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Temâsîl (تماثيل), 'misâl' (مثال) kelimesinin çoğulu olup, bir şeyin benzeri veya sureti anlamına gelir. Ayetteki 'mâ hâzihi't-temâsîl' ifadesi, Hz. İbrahim'in kavminin tapındığı, belirli bir şekle sahip, cansız nesneleri, yani putları kasteder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Misl (مثل), bir şeyin benzeri veya dengi demektir. Temâsîl (تماثيل) ise, bir şeyin suretini, şeklini taklit ederek yapılan heykellerdir. Ayetteki kullanımı, insanların kendi elleriyle yapıp tanrılaştırdıkları, gerçekte hiçbir gücü olmayan putları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'misâl' ve türevleri, genellikle bir şeyin benzerini, örneğini veya suretini ifade eder. 'Temâsîl' kelimesi ise, özellikle putperestlik bağlamında, tanrılaştırılan ve tapınılan heykelleri, yani 'idolleri' belirtir. Hz. İbrahim'in sorgulaması, bu cansız suretlerin ilahlık vasfını reddetmeye yöneliktir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Akf (عكف), bir şeye yönelip orada kalmak, ona bağlı olmak demektir. Ayetteki 'lehâ âkifûn' (لها عاكفون) ifadesi, kavmin bu heykellere sürekli olarak yöneldiğini, onlara ibadet ettiğini ve bu tapınma eylemini sürdürdüğünü mecazi olarak anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İtikâf (اعتكاف), bir yerde durup kalmak, bir şeye yönelmek ve ondan ayrılmamak anlamına gelir. 'Âkifûn' (عاكفون) kelimesi, kavmin putlara karşı gösterdiği aşırı bağlılığı, onlara adanmışlığı ve sürekli olarak tapınma halini ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir duruş değil, aynı zamanda zihinsel ve ruhsal bir bağlılığı da içerir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Akf (عكف) kökü, bir şeye yönelip onu bırakmamak, ona bağlanmak anlamındadır. Ayetteki 'âkifûn' kelimesi, kavmin putlara karşı gösterdiği sürekli ve kararlı bir tapınma eylemini, onlardan vazgeçmeme durumunu vurgular. Bu, onların putperestlikteki ısrarlarını ve bu inanca olan derin bağlılıklarını gösterir.
Enbiyâ Sûresi
“İz kâle li-ebîhi vekavmihi mâ hâzihi-ttemâsîlu-lletî entum lehâ âkifûn(e)” Hani O vakit ki, babasına ve kavmine dedi ki: Nedir bu heykeller ki, siz onlara -tapınmaya- devam edip duruyorsunuz? (21/52)
(Temâsil) “Temsiller” Putlar. Heykeller. Resim ler. Sûretler. Semboller.Tasvirler.“Nedir bu heykeller” Yâni bunların sizin yanınızda ne kıymeti olabilir.? Diye sormaktadır. Aslında İbrâhîm (a.s.) onların ne olduğunu hakikatleri itibari ile biliyordu. Ancak onların anlayış ve yönelmeleri itibari ile babasını ve kavmini onlardan men etmeye çalışıyordu. Gerçekte men edilme onlardan-temsiller’den değil onları, anlayışlarından dolayı men etmekteydi.
Aslında “Tevhîd-i Ef’âl” mertebsi idrakinde bütün varlık zuhurlarının Hakk’ın birer isimlerinin zuhuru olduğu anlayışı itibari ile, her zuhurda Hakk’ın gayrı olmadığından, bu yönüyle onlara yönelmek suç unsuru olmaz. Suç unsuru tek ve belli zuhurlara yönelmektir. Ancak onların anlayışı itibari ile hakk’ın zuhuru sadece kendi ürettiklerinde ve gökyüzünde gördükleri bazı yıldazlara Ulûhiyyet ve Rubiyyet isnâd etmeleri ve diğerlerini ayrı görmeleri men edilme sebebi olmuştur. İşte asıl putperestlik budur. Hakk’ın zuhurlarını bir birinden ayırıp onları ayrı ayrı görmek ve kendilerini müstakil varlıklar zannederek (Esmâül Hüsnâ)nın bütünlüğünü bozmak suçun en büyüğüdür. İsmine kesret ve (şirk) denir. En büyük günahtır.
“siz onlara -tapınmaya- devam edip duruyorsu-nuz?” Onlara tapınmakla büyük günah olan (şirk) i işlemeye devam ediyorsunuz. İşte şirk’in hakikati “Tek”i çok ve sevdiğini-yöneldiğini “tek-yegâne” görmektir.[70]
قَالُوا وَجَدْنَا آبَاءنَا لَهَا عَابِدِينَ {الأنبياء/53}
“Kâlû vecednâ âbâenâ lehâ âbidîn(e)”