İçeriğe atla
Enbiyâ 51Cüz 17 · Sayfa 326

Enbiyâ Sûresi 51. Âyet

الأنبياء

Sohbete sor

Velekad âteynâ ibrâhîme ruşdehu min kablu vekunnâ bihi ‘âlimîn(e)

Andolsun, daha önce de İbrahim'e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk.

Enbiyâ Sûresi

“Velekad âteynâ ibrâhîme ruşdehu min kablu vekunnâ bihi âlimîn(e)” Ve andolsun ki, İbrâhim'e de bundan evvel rüşdünü vermiştik ve biz onu bilenler idik. (21/51)


Yine Zât-î Âyetlerden biridir, Cenâb-ı Hakk “kasem” yemin ederek, “rüşd” ün Kendisine daha evvelden verildiğini açık olarak bildirmektedir.

(Rüşd) Lügat’ta, Hakk yolunda salâbet, metânet, ve kemâli isâbetle dosdoğru gitmek* Hayra isâbet etmek* Buluğa ermek* İstikamette olmak* Dînine ve malına zarar verecek şeyi bilmek* Doğru düşünmek* Kişinin akıl ve idrâki kâvî ve tedbiri metîn olmak, diye ifade edilmektedir.

Yukarıda bahsedilen “rüşd” tarifleri beşeri anlamda olan tariflerdir. Allah’ın (c.c.) verdiği “rüşd” ise, “İlâh-î kemâlât’ın kemâl-i ve hikmet-i yönünden gelmektedir.” Burada ki, “rüşd” ise o güne kadar olan Allah (c.c.) anlayışının en yükseği olan (Hanif) anlayışı ve idrâkidir.

(Hanif) Lügat’ta= (İslâmiyyet’ten önce Allah’ın birliğine inanan ve Hz. İbrâhîm dinine bağlı olan kimse.) Diye tarif edilmektedir.

Diğer şekli ile ise, (Hanif) hayâlî ve ötelerde olan bir “Allah” anlayışından, âlemde zuhurda olan gerçek “Tevhîd-i Ef’al” mertbesi, “Allah” anlayışına geçmektir. “Tefhîd-i Ef’al” (İbrâhîmiyyet) mertebesi, aynı zamanda “Tevhîd-i Zât”sız, (Teşbih)tir de, diyebiliriz.

(Mürşid) Lügatta; “Rüşd”en. İrşad eden* Doğru yolu gösteren* Gafletten uyandıran* Peygamber varisi olan* Kılavuz* Tarikat Pîri, şeyhi. Diye de geçmekte’dir.

Diğer şekli ile ise, (Mürşid) evvelâ; “Allah” (c.c.) sonra “Kûr’ân” sonra da “Muhammed” (s.a.v.) dir. O halde tüm mertebeleri kapsayan “irşâd” bu yoldan gelen irşât’tır. Kimlere bu hakikatler’den hisse verilmiş ise gerçek kemâlât “Mürşit” leri bunlardır.

İbrâhîmiyyet mertebesinde verilen (Rüşd) ise daha henüz, (Kûr’ân ve Hz. Muhammed (s.a.v.) gelmediği için. Buranın (Rüşd) ü “10 suhuf” “Hanif” “Hullet” ve o mertebenin “İmâmet” hakikatleri’ dir diyebiliriz.

Bu hakikatler daha evvelce gelenlere verilmemiş idi. İlk def’a bunlar İbrâhîmiyyet mertebesinin zuhur mahalli olan Hz. İbrâhîm’e verildi bunların toplamı ona Allah (c.c.) tarfından verilen özel (Rüşd) tür. Böylece o da bu (Rüşd) ü kavmine aktarması sûretiyle bâtınen onların (Mürşit) leri, yine aynı zamanda, zâhiren ve bâtınen de “Nebî ve Rasûl” leri olmuştur. Bilindiği gibi zâten kendisi (Ulül azm) olan Peygamberlerin ikinci sidir. Böylece Peygamberliği de tasdik edilmiş oluyordu.

İşte Ümmet-i Muhammed’ten olan bizlere Cenâb-ı Hakk Peygamberimiz vasıtası ile bu hakikatleri açması bu hakikatler vasıtasıyla da, bizleri İbrâhîmiyyet mertebesi itibariyle irşâd etmesidir. Bize düşen ise bunları kendi bünyemizde olabildiğince yaşamak ve gerçek bir (Mürşid-i Kâmil) in kontrolunda seyr-i sülûğumuz da, tatbik etmek olmalıdır.

“ve biz onu bilenler idik.”

A’yan-ı sabitesi ve hakikat-i İbrâhîmiyyet, itibari ile biz onu bilenlerden idik.[69]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)