İçeriğe atla
Enbiyâ 71Cüz 17 · Sayfa 327

Enbiyâ Sûresi 71. Âyet

الأنبياء

Sohbete sor

Venecceynâhu velûtan ilâ-l-ardi-lletî bâraknâ fîhâ lil'âlemîn(e)

Onu Lut ile beraber kurtarıp, içinde alemler için bereketler kıldığımız yere ulaştırdık.

Enbiyâ Sûresi

“Venecceynâhu velûtan ilâ-l-ardi-lletî bâraknâ fîhâ lil’âlemîn(e)” Ve onu ve Lût'u kurtarıp bir yere kavuşturduk ki, o yerde âlemler için bereketler vermişizdir. (21/71)


Fusus’ul Hikem de Lût a.s. ın izafi yoklu mertebesinde olduğunu onu için kendide yoktur ve bunun için Cenâb-ı Hakk ona yardım etmiştir diye açıklamaktadır.

Lût (a.s.)ın: "Eğer benim sizi karşı kuvvetim olsaydı" (Hûd, 11/80) demesinin sebebi, Hakk'ın: "Allah Teâlâ sizi asıl olarak zayıflıktan hâlk etti ve o zayıflıktan sonra kuvvet verdi" (Rûm, 30/54) sözünün ma‟nâsını ilâhi nûr ile idrâk etmesinden dolayı idi. Çünkü kendisi fenâfillah makâmında idi. Ve onun bu ma‟nâyı idrâki, işitmekle oluşan ilim türünden değil, belki hakka'l-yakîn mertebesinden olan bir idrâk idi. Bundan dolayı bildi ki, kendisi izâfî yokluktan mahlûk ve Hakk‟ın vücûdu ile mevcûddur. Ve aslı izâfi yokluktan ibâret olan kimsenin kuvveti yoktur. Bunun için kuvveti sâhibine gönderip kendisi asıl ile zâhir oldu. Şu halde, insandaki kuvvet sonradan yapılma şekliyle ârız yânî geçici oldu ki, bu kuvvet de araz olan kuvvettir. Ve "araz", ortaya çıkmak için bir vücûda muhtâc olan ve iki zamanda dâimi olamayan şeye derler.

Ma'rifetin, ârifin himmetle tasarruf etmeye izin vermemesi iki yönden ileri gelir. Yönün birisi budur ki:

Ârif ubûdiyyet makâmında tahakkuk etmiştir; kendiliğinden tasarrufa kalkışmaz. Efendisinin emrini bekler; her ne emrederse, onu yerine getirir. Çünkü me'murdur; me'mûr ise ma'zûrdur. Fiil ve tasarruf, ancak efendisinin- dir. Kendi irâdesini, efendisinin irâdesinde fânî yapmıştır. Ve ubûdiyyet makâmında tahakkukla berâber, tabîî olan hilkatinin aslına bakar. Kendisinin "zayıflık' olan izâfi yokluktan mahlûk olduğunu ve Hakk'ın vücûduyla kâim bulunduğunu görür ve tasarrufu terk ederek bu husûsta Hakk'ı vekîl edinir.

İkinci yönü de budur ki: Ârif, tasarruf eden ile tasarruf olunanı bir vücûddan ibâret bilir ve ikisinin ahad oluşunu müşâhede eder. Ve kendisinin taayyünü ile çevresinde bulunan bütün taayyünlerin, bir olan mutlak vücûdun kayıtlanması ve taayyünü olduğuna hakka'l-yakîn ile ârîf olur. Bundan dolayı üzerine himmeti gönderebileceği bir kimseyi göremez. Çünkü mutlak vücûdun ahadiyyetini müşâhede etmektedir. O‟nun vücûdundan başka bir şey göremez. Şu halde kimin üzerinde tasarrufunu icrâ edecektir? İşte ârifin bu ma'rifeti ve müşâhedesi, kendisini tasarruftan men' eder.[84]