İçeriğe atla
Enbiyâ 86Cüz 17 · Sayfa 329

Enbiyâ Sûresi 86. Âyet

الأنبياء

Sohbete sor

Veedḣalnâhum fî rahmetinâ innehum mine-ssâlihîn(e)

Onları da rahmetimizin içine soktuk. Şüphesiz onlar salih kimselerdendi.

Enbiyâ Sûresi

“Veedhalnâhum fî rahmetinâ innehum mine-ssâlihîn(e)” Onları da rahmetimizin içine soktuk. Şüphesiz onlar salih kimselerdendi. (21/86)


Arapça bir kelime olmayan İsmâîl’in aslının İşmavil olduğu, İsmâîn şeklinin de bulunduğu (Mevhûb b. Ahmed el-Cevâlîkī, s. 7, 13, 14; Horovitz, s. 91-92; Jeffery, s. 63-64), Süryânîce olup “Allah’a itaatkâr” anlamına geldiği nakledilmekle birlikte (Tâcü’l-ʿarûs, “İsmâʿîl” md.; Fîrûzâbâdî, VI, 39) kelimenin aslı İbrânîce Yişmâ’êl’dir ve “Tanrı işitir” mânasındadır. Tevrat’ta Yişmael kelimesi meleğin, “İşte sen gebesin ve bir oğul doğuracaksın ve onun adını İsmâil koyacaksın, çünkü Rab sana olan cefayı işitti” (Tekvîn, 16/11) sözünden hareketle İbrânîce’de “işitmek, bir dilek veya isteği kabul etmek” anlamına gelen şâma fiiline bağlanmaktadır. Bu fiil, Hâcer’e yapılan cefanın Rab tarafından duyulması (Tekvîn, 16/11) veya İbrâhim’in, oğlu İsmâil’le ilgili temennisinin (Tekvîn, 17/20), ayrıca çölde çocuğun susuzluktan ağlamasının Allah tarafından işitilmesi olaylarıyla da bağlantılı kılınmaktadır (Tekvîn, 21/17). Kelime Kitâb-ı Mukaddes’in eski nüshalarında Hismael, Ismahel, Hismahel ve Smahel şekillerinde de yazılmıştır (DB, III/1, s. 991).[96]

İdrîs’le ilgili olarak gerek tarih, tabakat ve tefsir kitaplarında gerekse kısas-ı enbiyâ türü eserlerde oldukça farklı ve ayrıntılı rivayetler yer almakta, idrîs kelimesinin menşei ve anlamına dair çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Arap lugatçıları, idrîsin yabancı bir kelime olduğunu belirtmektedir (Tâcü’l-ʿarûs, “drs” md.; Kāmus Tercümesi, “drs” md., el-Muʿarreb, s. 102). Aloys Sprenger ve Eickmann gibi bazı Batılılar ise kelimenin Arapça olduğu görüşündedir (Jeffery, s. 51). Bazı İslâmî kaynaklarda İdrîs’in asıl adının Uhnûh (Ahnûh) olduğu, Allah’ın kitabını çok okuduğu için kendisine İdrîs denildiği nakledilirse de (İbn Kuteybe, s. 10) bu görüş doğru kabul edilmemektedir. İdrîs kelimesinin İbrânîce ve Süryânîce’de aslının bulunmadığı nakledildiği gibi “ders” kökünden “if‘îl” kalıbında Arapça bir kelime olup İbrânîce’de “öğretti, alıştırdı, eğitti” anlamındaki “hnh” kelimesinin tercümesi olduğu da ileri sürülmüştür (Ahmed el-Cevâlîkī, s. 102-103; Jeffery, s. 51). Zemahşerî, idrîsin ders kökünden Arapça bir kelime olduğu, Allah’ın kitabını çok okuyup incelediği için kendisine bu ismin verildiği yolundaki görüşü reddeder (el-Keşşâf, II, 513).[97]

Sözlükte “sahip, mâlik” anlamındaki zû ile “nasip, kısmet; eş, benzer; kefalet” gibi anlamlara gelen kifl kelimesinden oluşan zülkifl “nasip, kısmet veya kefalet sahibi” demektir (Lisânü’l-ʿArab, “kfl” md.).[98]

İsmail a.s. Tevhid-i Ef’âl mertebesi prygamberiydi. İsminin anlamı işitmek olduğundan yola çıkarak, Hakk’ı işitme mertebesi peygamberi ve programını hayata geçirendir. Kim seyrinde İsmâiliyet mertebesine gelmiş ise Hakk’ı işitme mertebesine gelmiştir.

Yeryüzünde ilk mi’racı yapıp yükselen kişi İdrîs (a.s.) dır. Muhyiddîni Arabî hazretleri Füsûs-ül Hikem isimli eserinde bu mekânın güneş feleği olduğunu ve İdrîs (a.s.) ın rûhanîyyet makâmının onda olduğunu bildirmektedir.

İdrisiyet mertebesine gelen ise Mi’racını “yükseltilişini” idrak etme ve Mi’racın tedrisi dersini yapmaktadır.

Zülkifl a.s. mertebesine elen kimse ise Hakk’tan nasibini yani ilhamat ve doğuşatları alma mertebesine gelmedir.