Hattâ iżâ futihat ye/cûcu veme/cûcu vehum min kulli hadebin yensilûn(e)
Nihayet Ye'cüc ve Me'cüc'ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler.
Nihayet Ye'cûc ve Me'cûc(un seddi) açıldığı zaman, ki onlar her dere ve tepeden akın edip çıkarlar.
Bu ayet, kıyamet alametlerinden biri olan Yecüc ve Mecüc'ün ortaya çıkışını tasvir etmektedir. Ayet, onların seddin açılmasıyla birlikte yeryüzüne yayılmalarını ve her yönden akın etmelerini dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'feth' kelimesinin bir şeyi kapalı halden açık hale getirmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'futihat' ifadesi, Yecüc ve Mecüc'ün önündeki engelin, yani seddin ilahi bir kudretle açılmasını, yarılmasını ifade eder. Bu açılma, onların yeryüzüne yayılmalarına imkan tanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'feth' kelimesinin mecazi anlamlarına değinir. Burada 'futihat' kelimesi, seddin fiziksel olarak açılmasının yanı sıra, Yecüc ve Mecüc'ün çıkışına izin veren ilahi bir hükmün gerçekleşmesi olarak da anlaşılabilir. Bu, onların yeryüzüne yayılmalarının kaçınılmazlığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'feth' kavramının genellikle ilahi bir müdahale ile bir engelin kaldırılması veya bir kapının açılması anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'futihat', Yecüc ve Mecüc'ün çıkışını engelleyen seddin, ilahi bir iradeyle ortadan kalkmasını ve böylece onların yeryüzüne yayılmasının önünün açılmasını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, Yecüc ve Mecüc'ün Kur'an'da zikredilen, yeryüzünde fesat çıkaran, sayıları çok olan bir kavim olduğunu belirtir. Ayetteki 'Yecüc', bu kavmin ilk ismidir ve onların ortaya çıkışıyla birlikte yaşanacak büyük karışıklığa işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, Yecüc ve Mecüc'ün 'ecîc' kökünden türediğini ve bu kökün 'alevlenmek, tutuşmak' anlamına geldiğini ifade eder. Bu, onların yeryüzüne yayıldıklarında çıkaracakları fitne ve fesadın şiddetini, adeta bir ateş gibi her yeri saracağını mecazi olarak anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Yecüc ve Mecüc'ün Kur'an'da özel isim olarak geçtiğini ve genellikle kıyamet öncesi ortaya çıkacak, sayıca çok ve yıkıcı bir topluluğu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, onların seddin açılmasıyla birlikte yeryüzüne akın edeceklerini ve bu durumun büyük bir alamet olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, Mecüc'ün Yecüc ile birlikte anılan, aynı soydan gelen veya aynı özellikleri taşıyan bir kavim olduğunu belirtir. Ayetteki 'Mecüc', Yecüc ile birlikte onların toplu halde ortaya çıkışını ve yeryüzüne yayılmalarını pekiştirir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, Mecüc'ün de Yecüc gibi 'ecîc' kökünden geldiğini ve 'ateşin alevi' veya 'çok hızlı hareket eden' anlamlarına işaret ettiğini belirtir. Bu, onların seddin açılmasıyla birlikte yeryüzüne hızla yayılacaklarını ve büyük bir yıkım getireceklerini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, Yecüc ve Mecüc'ün Kur'an'da daima birlikte zikredildiğini ve birbirini tamamlayan iki kavim olduğunu ifade eder. Ayetteki 'Mecüc', Yecüc ile birlikte onların sayılarının çokluğunu ve yeryüzünü kaplayacak yayılımlarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hadab' kelimesinin 'yüksek yer, tepe' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'min külli hadabin' ifadesi, Yecüc ve Mecüc'ün sadece belirli bir yerden değil, her türlü yüksek ve engebeli araziden, yani yeryüzünün her köşesinden akın ederek yayılacaklarını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hadab' kelimesinin mecazi olarak 'zorlu ve engebeli yerler' anlamına da gelebileceğini ifade eder. Bu bağlamda, Yecüc ve Mecüc'ün hiçbir engelle karşılaşmadan, her türlü coğrafi zorluğu aşarak yeryüzüne yayılacaklarını anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nesl' kökünün 'hızla inmek, akmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yensilûn' ifadesi, Yecüc ve Mecüc'ün seddin açılmasıyla birlikte, adeta bir sel gibi, durdurulamaz bir şekilde yeryüzüne hızla yayılacaklarını ve akın edeceklerini tasvir eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nesl' kelimesinin 'yokuş aşağı hızla inmek' ve 'çoğalmak, üremek' anlamlarını da içerdiğini ifade eder. Bu, Yecüc ve Mecüc'ün sadece hızla hareket etmekle kalmayıp, aynı zamanda sayıca da çok fazla olduklarını ve yeryüzünü dolduracaklarını ima eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'nesl' kelimesinin 'bir yerden hızla çıkmak ve yayılmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yensilûn', Yecüc ve Mecüc'ün seddin açılmasıyla birlikte, sanki bir yerden fışkırır gibi yeryüzüne dağılacaklarını ve her yeri kaplayacaklarını vurgular.
Enbiyâ Sûresi
“Hattâ izâ futihat ye/cûcu veme/cûcu vehum min kulli hadebin yensilûn(e)” Nihayet Ye’cüc ve Me’cüc’ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler. (21/96)
Bu âyet-i anlamak için Kehf sûresinde Zülkarneyn, Ye’cüc ve Me’cüc kıssasına bakalım;
Hatta iza belağa beynes seddeyni vecede min dunihima kavmen la yekâdune yefkahune kavla;
* İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu. (21/93)
“Bizim yeryüzümüz olan kendi varlığımızda dağlarda bir tanesi nefsi levvâme dağı diğeri mülhime dağıdır ve ikisinin arasında da nefsi emmâre kavmi bulunmaktadır.
Kalu ya Zelkarneyni inne ye'cuce ve me'cuce müfsidune fiyl Ardı fehel nec'alü leke harcen alâ en tec'ale beynena ve beynehüm sedda;
* Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?” (21/94) Zülkarkeyn’ni o mertebenin komutanı yani aklı olarak, içerdekileride Esmâ-i İlâhiyeden bazı isimler olarak düşündüğümüzde.
Kale ma mekkenniy fiyhi Rabbiy hayrun feeıynuniy Bi kuvvetin ec'al beyneküm ve beynehüm radma;
* Zülkarneyn, “Rabbimin bana verdiği (imkân ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım” dedi.
Aklı temsil eden Zülkarkeyn’de onlara “kendi oluşumunuz gereği olan İlâh-î mânâda ki, gücünüzle bana yardım edin” diyor, çünkü bu Esmâ-i İlâhiyyelerin nefsi mânâda bir de hayali tarafları var. (21/95) Atuniy züberel hadiyd hatta iza sava beynes sadefeyni kalenfühu hatta iza cealehu naren kale atuniy üfriğ aleyhi kıtra;
“Bana (yeterince) demir madeni getirin” dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince, “körükleyin!” dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, “Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım” dedi. (21/96) Körük, nefesi ifade etmektedir, yani “Hu” zikrini çekin diyor. Onun ateşiyle demir gibi olan nefislerinizdeki kabalıklar erimeye başlasın ve zikir ile o demirler kor haline gelince, hayal ve vehmin geçiş yeri olan emmâre, levvâme dağının arasına mutmainne bakırlarını döktüğümüz zaman nefsi emmâre dışarıda kalıyor ve artık beden sahasına girip zarar veremiyor.
Femestau en yazharuhu ve mestetau lehu nakba;