Hâżâni ḣasmâni-ḣtesamû fî rabbihim(s) felleżîne keferû kutti'at lehum śiyâbun min nârin yusabbu min fevki ruûsihimu-lhamîm(u)
İşte iki hasım taraf ki, Rableri hakkında tartışmaya girmişlerdir. Bunlardan inkar edenler için ateşten giysiler biçilmiştir. Başlarının üstünden de kaynar su dökülür.
Şu ikisi Rableri hakkında tartışmaya girmiş iki hasımdır. O'nu inkar edenler için ateşten elbiseleri biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar su dökülür.
Hac Suresi'nin 19. ayeti, ahiret azabını tasvir ederken, Allah hakkında tartışan iki zıt grubu (müminler ve kafirler) ele almaktadır. Ayet, özellikle inkar edenlerin karşılaşacağı şiddetli azabı, ateşten elbiseler ve kaynar su metaforlarıyla vurgulayarak, bu kavramların dilbilimsel ve semantik derinliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hasm' kelimesinin 'birine karşı gelmek, muhalefet etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'hasmân' ise, Allah'ın varlığı, birliği veya sıfatları hakkında birbirine zıt görüşlere sahip olan iki grubu, yani müminler ve kafirleri ifade eder. Bu, sadece bir anlaşmazlık değil, aynı zamanda bir mücadele ve çekişme halidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hasm' kelimesinin hem tekil hem de çoğul için kullanılabileceğini belirtir. Ayetteki 'hasmân' (iki hasım) ise, mecazi olarak iki zıt tarafı, yani Allah'a iman edenlerle O'nu inkar edenleri temsil eder. Bu, Kur'an'ın dilindeki belagatli kullanımlardan biridir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hasm' gibi kelimelerin Kur'an'daki kullanımının, sadece sözlü bir tartışmadan öte, varoluşsal bir karşıtlığı ve çatışmayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'hasmân', iman ve küfür arasındaki temel ontolojik ayrımı ve bu ayrımın ahiretteki sonuçlarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' kelimesinin temel anlamının 'örtmek, gizlemek' olduğunu belirtir. Bu bağlamda 'keferû', Allah'ın varlığını, birliğini ve peygamberlerini bile bile inkar eden, hakikati örtbas eden kimseleri ifade eder. Ayetteki kullanımı, bu inkarın ahiretteki cezasını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'küfr'ü 'nimeti inkar etmek, nankörlük etmek' olarak açıklar. Ayetteki 'ellezîne keferû', Allah'ın kendilerine verdiği nimetlere karşı nankörlük eden ve O'nun ayetlerini reddeden kişileri işaret eder. Bu, sadece bir inanmama hali değil, aynı zamanda bir karşı çıkış ve reddediştir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da sadece bir inançsızlık değil, aynı zamanda Allah'a karşı bir isyan ve O'nun otoritesini reddetme eylemi olduğunu vurgular. Ayetteki 'keferû', bu reddedişin ve isyanın ahiretteki somut sonuçlarını, yani azabı hak edenleri tanımlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kat'' kelimesinin 'bir şeyi ayırmak, bölmek, kesmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kuttı'at', ateşten elbiselerin inkar edenler için özel olarak kesilip biçildiğini, yani onların bedenlerine uygun olarak hazırlandığını ifade eder. Bu, azabın kişiye özel ve kaçınılmaz olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kat'' fiilinin 'bir şeyi parçalara ayırmak' anlamını vurgular. Ayetteki 'kuttı'at', ateşten elbiselerin sadece kesilmekle kalmayıp, aynı zamanda azabın şiddetini artıracak şekilde parçalara ayrıldığını ve inkar edenlerin üzerine giydirildiğini ima eder. Bu, azabın dehşetini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sevb' kelimesinin 'giysi, elbise' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'siyâb' (elbiseler), inkar edenlerin bedenlerini saracak olan, ancak normal elbiseler gibi koruyucu değil, aksine azap verici nitelikteki ateşten mamul giysileri ifade eder. Bu, azabın dışsal ve sürekli bir unsuru olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'sevb' kelimesinin 'geri dönmek' anlamından türediğini ve giysinin bedene geri dönmesiyle ilişkilendirildiğini belirtir. Ayetteki 'siyâb min nâr', inkar edenlerin üzerine giydirilen ve onlara sürekli azap veren, adeta bedenlerine yapışan ateşten elbiseleri tasvir eder. Bu, azabın kaçınılmazlığını ve sürekli oluşunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hamîm' kelimesinin 'çok sıcak su' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-hamîm', cehennemde inkar edenlerin başlarına dökülecek olan, derileri ve iç organları eritecek derecede kaynar suyu ifade eder. Bu, azabın içsel ve yakıcı bir unsuru olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hamîm'i 'şiddetli sıcaklıkta olan su' olarak açıklar. Ayetteki 'yusabbu min fevki ru'ûsihimu'l-hamîm', bu kaynar suyun başlardan aşağı dökülerek tüm bedeni etkileyeceğini ve iç organlara kadar nüfuz edeceğini vurgular. Bu, azabın kapsamlı ve derinlemesine olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'hamîm'in 'dost' anlamına da geldiğini, ancak cehennem bağlamında 'şiddetli sıcak su' olarak kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'el-hamîm', inkar edenler için bir dost değil, aksine en büyük azap kaynaklarından biri olan, yakıcı ve eritici bir sıvıyı ifade eder. Bu, kelimenin zıt anlamlı kullanımının belagatini gösterir.
Hac Sûresi
“Hâzâni hasmâni-htesamû fî rabbihim fellezîne keferû kutti’at lehum siyâbun min nârin yusabbu min fevki ruûsihimu-lhamîm(u)” İşte iki hasım taraf ki, Rableri hakkında tartışmaya girmişlerdir. Bunlardan inkâr edenler için ateşten giysiler biçilmiştir. Başlarının üstünden de kaynar su dökülür. (22/19)
Buhari ve Müslim`in Ebu Zer (r.a.)`den rivayet ettiklerine göre bu ayeti kerime Hamza (r.a.), Ubeyde (r.a.) ve Ali bin Ebi Talib (r.a.) ile (Bedir`de onlarla çarpışmaya girmiş olan) Utbe, Şeybe ve Velid bin Utbe hakkında indirilmiştir.
Bedir`de Hz. Ali (r.a.) Velid bin Atebe ile, Hz. Hamza (r.a.) Şeybe ile Ubeyde (r.a.) de Utbe ile ikili çarpışmaya girmiş ve adları geçen sahabilerin hepsi de müşriklerden olan hasımlarını kısa sürede öldürmüşlerdir.
Hakim`in Hz. Ali (r.a.)`den rivayet ettiğine göre o: "Bu ayeti kerime bizim hakkımızda bizim Bedir`deki ikili çarpışmamız (mübarezemiz) hakkında indirildi" demiştir.
İbnu Cerir`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre de, bu ayeti kerime ehli kitap ile Müslümanlar arasındaki tartışma hakkında inmiştir. Ehli kitap: "Biz Allah`a sizden daha yakınız. Çünkü bizim kitabımız daha eskidir ve peygamberimiz sizin peygamberiminizden önce gelmiştir" dediler. Müslümanlar da: "Biz Allah`a yakın olmaya daha lâyığız. Çünkü biz Muhammed`e de sizin peygamberinize de ve Allah`ın indirdiği bütün kitaplara da iman ettik" dediler. İbnu Ebi Hatim de Katade`den bunun benzeri bir rivayet nakletmiştir.
Rivayetlerden de inananların Rabbi Hadi ve İnkar ehlinin Rabbi mudil esmâsı hakkında tartışmaya girilmiştir. İnkar edenler kendilerine biçilen Aziz, Cabbar, Mütekebbir esmâlarını ateş olarak gyinmişlerdir. Kişinin başı arşı ve aklının bulunduğu mahaldir. “Rahmân”ı yalanladıklarından hayat suları kaynamış ve akıllarında bu ilmi düşünceler akmaktadır.