Velehum mekâmi'u min hadîd(in)
Onlar için bir de demirden topuzlar vardır.
Bir de bunlara demirden kamçılar vardır.
Hac Suresi'nin 21. ayeti, cehennem azabının şiddetini ve inkar edenlere yönelik ilahi cezayı tasvir etmektedir. Ayet, özellikle demir topuzlar aracılığıyla fiziksel azabın dehşetini vurgulamaktadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'makāmi'' kelimesini, 'kam'a' fiilinden türemiş olarak, bir şeyi bastırmak, ezmek ve vurmak için kullanılan aletler olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, cehennem ehlinin üzerine indirilen, onları bastıran ve ezen demir topuzları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'makāmi'' kelimesinin 'kam' kökünden geldiğini ve bir şeyi zorla bastırmak, engellemek anlamı taşıdığını belirtir. Ayetteki kullanımı, cehennemdekileri azapla bastıran ve kaçmalarını engelleyen demir topuzları ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'makāmi'' kelimesinin 'mif'al' vezninde bir alet ismi olduğunu ve 'kam'a' fiilinin 'bir şeyi bastırmak, vurmak' anlamından türediğini açıklar. Ayette, cehennem ehlinin başlarına vurulan, onları ezen ve azap veren demir topuzları kasteder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hadîd' kelimesinin bilinen metal olan demir olduğunu ve Kur'an'da genellikle güç ve sertlik sembolü olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayette, topuzların yapıldığı maddenin sertliğini ve dolayısıyla azabın şiddetini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hadîd' kelimesinin 'hadd' kökünden geldiğini ve keskinlik, sınırlama ve güç anlamları taşıdığını ifade eder. Ayette, 'makāmi'' kelimesiyle birlikte kullanılarak, bu topuzların demirden yapılmış olmasıyla azabın keskinliğini ve dayanıklılığını pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hadîd' kelimesinin Kur'an'daki kullanımında sadece bir madde adı olmaktan öte, ilahi gücün ve azabın somut bir tezahürü olarak da işlev gördüğünü belirtir. Ayetteki 'demir topuzlar' ifadesi, cehennem azabının katı ve acımasız doğasını sembolize eder.
Hac Sûresi
“Velehum mekâmi’u min hadîd(in)” Onlar için bir de demirden topuzlar vardır. (22/21)
“Demirden topuzlar” hakkında Mesnevi-i Şerif beyitleri ile yolumuza devam edelim.
4331. Şimdi o sert sesin kıssasını dinle ki, o nîh-balıt onun sebebiyle yerinden gitmedi.
O adam öldürücü mescidde yatan misâfırin işittiği o korkunç ve sert sesin kıssasını dinle ki, o saâdet-i ezeliyye sâhibi olan misâfır, o korkunç ses sebebiyle kendisini gâib etmedi.
4332. Niçin korkayım, çünkü bu bayram davuludur, nihâyet davul korksun ki, darbe ona erişti.
4333. Ey kalbsiz boş davullar, sizin nasibiniz can bayramından çomak darbı oldu.
Ey kalbleri idrâkden boş olan davul mesâbesindeki münkirler, sizin kıymetiniz ve nasibiniz can bayramı olan mevt ve kıyâmet vaktinde çomak darbesi oldu. Bu beyt-i şerîfde sûre-i Hac’da olan (Hac, 22/21) ya’ni “O küffâr için demirden çomaklar vardır” âyet-i kerîmesine işâret buyurulur.
4334. Kıyâmet, bayram ve dinsizler davul oldu; biz bayram ehli gibi, gül gibi handanız.
4335. Şimdi dinle, vaktaki bu davul ses vurdu, devlet tenceresi çorbayı nasıl pişirir?
“Bâ”, çorba ma’nâsınadır. “Ey dîn sâhibi şimdi dinle, kıyâmet bayramının davulu çalındığı vakit, devlet ve saâdet tenceresi, ikrâm-ı ilâhı çorbası nasıl pişirir?"
4336. Vaktaki o görgü adamı o davulu işitti, dedi: "göniil bayram davulundan niçin korkar?" Ya’ni “Mescidde misâfir olan hakîkat-i hayâtı müşâhede eden misâfir, o korkunç sesi işitti ve dedi ki: “Ölüm âşıklann bayramıdır, zîrâ âşıkları ma’şûkuna kavuşturur ve ölümün vukü’unu haber veren sesler de, bayram davulu mesabesindedir; binâenaleyh benim gönlüm bayram davulundan niçin korksun?"
4337. Kendi kendine dedi: "Agâh ol, gönlü titretme ki, bundan yakînsiz olan kötü kalblerin canı öldü." Misâfir dedi ki: “Kendine gel, kalbine bu sesten korku getirme, zîrâ bu sesten, ölümün hayât idi[ğine] ye ma’şûka vuslat olduğuna yakîni olmayan fenâ kalblerin canı, ya’ni rûh-i hayvânîsi öldü ve hayât-ı dünyeviyyesi korkudan münkatı’ oldu.”
4338. "O vakit geldi ki, ben Haydar gibi mülk tutarım, yahud bedeni uçururum." Ya’ni “Tarîk-i Hak’da cihâd vakti geldi ki, ben Haydar-ı Kerrâr olan İmâm-ı Ali (kerremallâhu vechehû) efendimiz gibi, ya düşmana galebe edip onu esîr ve temellük ederim veyâhud bu cism-i kesîfi fedâ edip, mertebe-i şehâdete nâil olurum.”[24]