İçeriğe atla
Hac 46Cüz 17 · Sayfa 337

Hac Sûresi 46. Âyet

الحج

Sohbete sor

Efelem yesîrû fî-l-ardi fetekûne lehum kulûbun ya'kilûne bihâ ev âżânun yesme'ûne bihâ(s) fe-innehâ lâ ta'mâ-l-ebsâru velâkin ta'mâ-lkulûbu-lletî fî-ssudûr(i)

Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur.

Hac Sûresi

“Efelem yesîrû fî-l-ardi fetekûne lehum kulûbun ya’kilûne bihâ ev âzânun yesme’ûne bihâ fe-innehâ lâ ta’mâ-l-ebsâru velâkin ta’mâ-lkulûbu-lletî fî-ssudûr(i)” Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur. (22/46)


Zahiri olarak gezip dolaştığınız gibi kendi iç âleminiz olan enfüsünüzü nefsiniz ve mertebelerini dolaşın ki “Men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu” nefsinizi ve rabbinize arif olun. İşte o zaman düşünecek bir gönlünüz. Hakk’ı işitecek bir kulağınız olsun. İşte bunun için bir seyr-i sülük eğitimi ile o kulağa irfan ehli tarafından nefesi rahmani üflenmesi ile olur. Yani bu yağ tabakası olan göz kör olmaz, gönül gözü denilen basiret olmadığından ve Hakk’ın nûru ile eşyanın hakikatını görmediğinden kör olur.

Kör olma hakkkında Mesnevi-i Şerif beyitlerini inceleyelim;

1430. Yüzünüzü ve başınızı elbiselerinize sarıp sarmalamışsınız; şüphesiz gözünüz var ve göremiyorsunuz.

Yüzünüz ve başınız elbiseleriniz ile sarılı olduğu için, başınızın üstünde gözünüz bulunduğu halde onun görme hâlini devre dışı bırakıp görmekten kastedileni görmez bir hâle gelmişsiniz. Ya'nî, madde bedeninizin hükümleri, kalb gözünüzü örtmüş, hakîkatleri göremez bir hâle gelmişsiniz. Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: “fe innehâ lâ ta’mal ebsâru ve lâkin ta’mal kulûbulletî fîs sudûr” (Hac, 22/46) Ya’nî "Onların baş gözü kör degildir; fakat sînelerindeki kalblerinin gözü kördür."

1431. İnsan gözdür ve gerisi kabuktur. O şey ki dostu görmektir, görmek odur.

Ya’nî insanın kıymeti görmesinde olduğu için, o insan, âlemde ancak bir göz mesâbesindedir. Bundan dolayı onun görüşü iç ve diğer kuvvetleri ve a’zâsı kabuk gibidir; ve onun görüşünün kıymeti de, hakîkî asıl olan Hakk’ı görmesindedir; ve görmek de ancak bundan ibârettir.

1432. Dostun görüşü olmayınca kör olmak evlâdır. Bâkî olmayan dostun uzak olması evlâdır.

Gözün görüşü, hakîki mahbûb olan Hak olmayınca, O gözün kör olması evlâdır. Ey sâlik, senin nefsinin gözü bâkî olmayan dostları görmektedir, bu dostların senden uzak olması evlâdır; çünkü onlar Hakk’ın mâsivâsı olup, senin bakışını Hak’tan yana perdeler.[56]

1855. Bizden bu lâyık oldu, bizden böyle geldi. Kum gözde ne ziyâdeleş-tirir? Körlük!

“Kum”dan murâd, sıfât-ı nefsâniyyedir. “Körlük "ten murâd, kalb gözünün körlüğüdür. Nitekim âyet-i kerîmede, (Hacc, 22/46) “Onlann his gözleri kör değildir; ve fakat göğüslerindeki kalbleri kördür!” buyurulur. Ve hadîs-i şerîfte de, “Kör, zâhir gözü kör olan değildir; kör ancak kalbi kör olandır!” buyurulur. Ya’ni, “Te’sîr-i havâ ile göze kaçan kum zerreleri zâhir gözünü kör ettiği gibi, hevâ-yı nefsânî te’sîriyle kabaran sıfât-ı nefsâniyye de kalb gözünü kör eder.”

1856. Ey azîz olan kühl, sana hu lâyık olur ki, her nâçîz senden hir şey hula!

“Kühl” sürme demektir; murâd, insân-ı kâmildir. Ya’ni, “Ey kalb gözüne kuvvet ve his gözüne ibret veren nâdir ve azîz bir sürme mesâbesindeki insân-ı kâmil! Sana lâyık olan budur ki, her mertebe-i süfliyyette kalmış olan nâçîz bir ferd-i beşer senden istifâde edip, isti’dâdına münâsib bir ma'rifet nûru bulsun!”[57]

Fusûs’ül Hikem İshak Fassında;

Onlar nass-ı Kur'an'da, Ma'sum'un bize isma' için getirdiği, sağırlar ve dilsizlerdir (12).

Ya'ni bu marifetler ve hakikatler kabule adem-i isti'dadları bulunan taifeyi bize işittirmek için, "ma'sum" olan Peygamber'imiz (aleyhi's-salatii ve's-selam) Efendimiz, nass-ı Kur'an'da bizlere tavsif buyurdu, vasıflarını anlattı. Yani akıl almayacak insanların halini bize belirttidiyor, onun için bunlarla uğraşmayın boşuna demek istiyor. Nitekim ayet-i kerimede buyurulur: Bakara, 2/171) صُمٌّ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لايَعْقِلُونَ onların gözleri kördür kulakları sağırdır onların akıllarıda yoktur, ve فَاِنَّهَا لا تَعْمَى الاَبْصَارُ وَلَكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِى فِى الصُّدُورِ (Hacc, 22/46) orada onları hissedecek kalpleri, işitecek kulakları olsun. Ne var ki, yalnız gözler kör olmaz, göğüslerde olan kalpler de körelir. Ve 7/179 ayetinde لا يَسْمَعُونَ بِهَا اُولۤئِكَ كَالاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ Binaenaleyh onlar sağir, dilsiz, kördür. Akl-ı cuz'inin idrakatiyla kulakları kapalıdır. Kelam-i Hak'ın kelamıyla konuşmada dilleri söz söylemez. Delail-i akliyye ve fikri nazarı ile dilleri mühürlenmiştir . Ve onların gözleri, mazharlarda Hakk'ı görmekten kördür.[58]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(7)