Efelem yesîrû fî-l-ardi fetekûne lehum kulûbun ya'kilûne bihâ ev âżânun yesme'ûne bihâ(s) fe-innehâ lâ ta'mâ-l-ebsâru velâkin ta'mâ-lkulûbu-lletî fî-ssudûr(i)
Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur.
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur.
Bu ayet, insanın hakikati idrak etme yeteneğini, fiziksel duyuların ötesinde kalbin rolüyle ilişkilendirir. Seyahat etmenin ve gözlemlemenin, kalbin akletme ve kulakların işitme fonksiyonlarını harekete geçirmesi gerektiği vurgulanırken, asıl körlüğün maddi gözlerde değil, manevi idrak merkezi olan kalplerde meydana geldiği belirtilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Seyr (سير), bir yerde hareket etmek, yürümek demektir. Ayetteki 'yeryüzünde dolaşmak' ifadesi, sadece fiziksel bir hareketi değil, aynı zamanda geçmiş kavimlerin akıbetlerini ve Allah'ın kudret delillerini tefekkür etmek amacıyla yapılan bir yolculuğu işaret eder. Bu, kalbin ibret alması için bir vesiledir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'yeryüzünde dolaşmak' (يسيروا في الأرض) mecazi bir anlam taşır. İnsanların geçmiş ümmetlerin başına gelenleri görmeleri, onların akıbetlerinden ders çıkarmaları ve böylece kalplerinin idrak etme yeteneğini geliştirmeleri kastedilir. Bu, sadece gözle görmek değil, aynı zamanda akılla idrak etmektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kalp (قلب), bir şeyin özü ve merkezi anlamına gelir. İnsan için ise hem bedenin kan pompalayan organı hem de idrak, akıl, anlayış ve iradenin merkezi olan manevi latifedir. Ayetteki 'akledecek kalpler' ifadesi, kalbin düşünme, anlama ve hakikati kavrama fonksiyonuna vurgu yapar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'kalb' (قلب) kelimesi, genellikle insanın entelektüel ve ruhsal merkezini ifade eder. Akıl yürütme, anlama, inanma ve hissetme gibi tüm içsel süreçlerin kaynağıdır. Bu ayette, kalbin 'akletme' (يعقلون) yeteneğiyle birlikte anılması, onun sadece duygusal değil, aynı zamanda bilişsel bir merkez olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kalp (قلب), hakikatleri idrak eden, ilimleri kabul eden ve marifetleri kuşatan latifedir. Ayetteki 'göğüslerdeki kalpler' ifadesi, kalbin fiziki konumuna işaret etse de, asıl vurgu onun manevi ve idraki fonksiyonunadır. Körleşen kalpler, hakikati göremeyen, anlayamayan kalplerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Akıl (عقل), bir şeyi bağlamak, tutmak anlamına gelir. İnsan için ise, doğruyu yanlıştan ayırma, bilgiyi kavrama ve idrak etme yeteneğidir. Ayetteki 'akledecek kalpler' (قلوب يعقلون بها) ifadesi, kalbin sadece hissetme değil, aynı zamanda düşünme ve anlama fonksiyonunu yerine getirdiğini gösterir. Bu, kalbin hakikati kavraması için bir araçtır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'akl' (عقل) kavramı, genellikle doğruyu yanlıştan ayırma, Allah'ın ayetlerini anlama ve onlardan ders çıkarma yeteneği olarak kullanılır. Bu ayette, 'kalplerin akletmesi' (يعقلون بها) ifadesi, kalbin sadece duygusal değil, aynı zamanda rasyonel ve idraki bir fonksiyonu olduğunu vurgular. Hakikati göremeyen kalpler, akletme yeteneğini yitirmiş demektir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Akıl (عقل), Kur'an'da genellikle düşünme, anlama, idrak etme ve sonuç çıkarma eylemi olarak geçer. Ayetteki 'akledecek kalpler' ifadesi, kalbin bu bilişsel süreçleri gerçekleştiren bir merkez olduğunu gösterir. Yeryüzünde dolaşmanın amacı, kalbin bu akletme yeteneğini kullanarak ibret almasını sağlamaktır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Amâ (عمى), görme yeteneğinin kaybolmasıdır. Bu, hem gözlerin körlüğü (basar) hem de kalbin körlüğü (basîret) için kullanılır. Ayetteki 'gözler kör olmaz, fakat kalpler körleşir' ifadesi, fiziksel körlüğün aksine, asıl tehlikenin hakikati idrak edemeyen manevi körlük olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Amâ (عمى), gözün görme yeteneğini kaybetmesi ve kalbin hakikati idrak etme yeteneğini kaybetmesi olmak üzere iki türlüdür. Ayetteki 'gözler kör olmaz, fakat kalpler körleşir' ifadesi, kalbin körlüğünün, yani basiretsizliğin, gözün körlüğünden daha büyük ve daha tehlikeli olduğunu açıkça belirtir. Bu, manevi bir körlüktür.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Buradaki 'kör olmak' (تعمى) kelimesi, gözler için kullanıldığında fiziksel görme kaybını, kalpler için kullanıldığında ise hakikati anlama ve idrak etme yeteneğinin kaybını ifade eder. Ayet, asıl körlüğün, Allah'ın ayetlerini ve delillerini göremeyen, onlardan ibret alamayan kalplerde olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sadr (صدر), göğüs demektir. Kur'an'da genellikle kalbin bulunduğu yer olarak zikredilir ve kalbin taşıdığı düşüncelerin, sırların ve duyguların mecazi mekanı olarak kullanılır. Ayetteki 'göğüslerdeki kalpler' (القلوب التي في الصدور) ifadesi, kalbin fiziki konumuna işaret etmekle birlikte, asıl vurgu kalbin manevi fonksiyonlarına ve onun hakikati idrak etme veya körleşme durumuna yöneliktir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sadr (صدر), kalbin muhafaza edildiği yerdir. Kur'an'da 'göğüslerde olan' ifadesiyle, kalbin içsel ve gizli yönlerine dikkat çekilir. Bu ayette, kalbin körleşmesinin, insanın en derin idrak ve anlayış merkezinde meydana gelen bir bozulma olduğunu vurgulamak için 'göğüslerdeki kalpler' tabiri kullanılmıştır.
Hac Sûresi
“Efelem yesîrû fî-l-ardi fetekûne lehum kulûbun ya’kilûne bihâ ev âzânun yesme’ûne bihâ fe-innehâ lâ ta’mâ-l-ebsâru velâkin ta’mâ-lkulûbu-lletî fî-ssudûr(i)” Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur. (22/46)
Zahiri olarak gezip dolaştığınız gibi kendi iç âleminiz olan enfüsünüzü nefsiniz ve mertebelerini dolaşın ki “Men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu” nefsinizi ve rabbinize arif olun. İşte o zaman düşünecek bir gönlünüz. Hakk’ı işitecek bir kulağınız olsun. İşte bunun için bir seyr-i sülük eğitimi ile o kulağa irfan ehli tarafından nefesi rahmani üflenmesi ile olur. Yani bu yağ tabakası olan göz kör olmaz, gönül gözü denilen basiret olmadığından ve Hakk’ın nûru ile eşyanın hakikatını görmediğinden kör olur.
Kör olma hakkkında Mesnevi-i Şerif beyitlerini inceleyelim;
1430. Yüzünüzü ve başınızı elbiselerinize sarıp sarmalamışsınız; şüphesiz gözünüz var ve göremiyorsunuz.
Yüzünüz ve başınız elbiseleriniz ile sarılı olduğu için, başınızın üstünde gözünüz bulunduğu halde onun görme hâlini devre dışı bırakıp görmekten kastedileni görmez bir hâle gelmişsiniz. Ya'nî, madde bedeninizin hükümleri, kalb gözünüzü örtmüş, hakîkatleri göremez bir hâle gelmişsiniz. Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: “fe innehâ lâ ta’mal ebsâru ve lâkin ta’mal kulûbulletî fîs sudûr” (Hac, 22/46) Ya’nî "Onların baş gözü kör degildir; fakat sînelerindeki kalblerinin gözü kördür."
1431. İnsan gözdür ve gerisi kabuktur. O şey ki dostu görmektir, görmek odur.
Ya’nî insanın kıymeti görmesinde olduğu için, o insan, âlemde ancak bir göz mesâbesindedir. Bundan dolayı onun görüşü iç ve diğer kuvvetleri ve a’zâsı kabuk gibidir; ve onun görüşünün kıymeti de, hakîkî asıl olan Hakk’ı görmesindedir; ve görmek de ancak bundan ibârettir.
1432. Dostun görüşü olmayınca kör olmak evlâdır. Bâkî olmayan dostun uzak olması evlâdır.
Gözün görüşü, hakîki mahbûb olan Hak olmayınca, O gözün kör olması evlâdır. Ey sâlik, senin nefsinin gözü bâkî olmayan dostları görmektedir, bu dostların senden uzak olması evlâdır; çünkü onlar Hakk’ın mâsivâsı olup, senin bakışını Hak’tan yana perdeler.[56]
1855. Bizden bu lâyık oldu, bizden böyle geldi. Kum gözde ne ziyâdeleş-tirir? Körlük!
“Kum”dan murâd, sıfât-ı nefsâniyyedir. “Körlük "ten murâd, kalb gözünün körlüğüdür. Nitekim âyet-i kerîmede, (Hacc, 22/46) “Onlann his gözleri kör değildir; ve fakat göğüslerindeki kalbleri kördür!” buyurulur. Ve hadîs-i şerîfte de, “Kör, zâhir gözü kör olan değildir; kör ancak kalbi kör olandır!” buyurulur. Ya’ni, “Te’sîr-i havâ ile göze kaçan kum zerreleri zâhir gözünü kör ettiği gibi, hevâ-yı nefsânî te’sîriyle kabaran sıfât-ı nefsâniyye de kalb gözünü kör eder.”
1856. Ey azîz olan kühl, sana hu lâyık olur ki, her nâçîz senden hir şey hula!
“Kühl” sürme demektir; murâd, insân-ı kâmildir. Ya’ni, “Ey kalb gözüne kuvvet ve his gözüne ibret veren nâdir ve azîz bir sürme mesâbesindeki insân-ı kâmil! Sana lâyık olan budur ki, her mertebe-i süfliyyette kalmış olan nâçîz bir ferd-i beşer senden istifâde edip, isti’dâdına münâsib bir ma'rifet nûru bulsun!”[57]
Fusûs’ül Hikem İshak Fassında;
Onlar nass-ı Kur'an'da, Ma'sum'un bize isma' için getirdiği, sağırlar ve dilsizlerdir (12).
Ya'ni bu marifetler ve hakikatler kabule adem-i isti'dadları bulunan taifeyi bize işittirmek için, "ma'sum" olan Peygamber'imiz (aleyhi's-salatii ve's-selam) Efendimiz, nass-ı Kur'an'da bizlere tavsif buyurdu, vasıflarını anlattı. Yani akıl almayacak insanların halini bize belirttidiyor, onun için bunlarla uğraşmayın boşuna demek istiyor. Nitekim ayet-i kerimede buyurulur: Bakara, 2/171) صُمٌّ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لايَعْقِلُونَ onların gözleri kördür kulakları sağırdır onların akıllarıda yoktur, ve فَاِنَّهَا لا تَعْمَى الاَبْصَارُ وَلَكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِى فِى الصُّدُورِ (Hacc, 22/46) orada onları hissedecek kalpleri, işitecek kulakları olsun. Ne var ki, yalnız gözler kör olmaz, göğüslerde olan kalpler de körelir. Ve 7/179 ayetinde لا يَسْمَعُونَ بِهَا اُولۤئِكَ كَالاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ Binaenaleyh onlar sağir, dilsiz, kördür. Akl-ı cuz'inin idrakatiyla kulakları kapalıdır. Kelam-i Hak'ın kelamıyla konuşmada dilleri söz söylemez. Delail-i akliyye ve fikri nazarı ile dilleri mühürlenmiştir . Ve onların gözleri, mazharlarda Hakk'ı görmekten kördür.[58]