Yâ eyyuhâ-nnâsu duribe meśelun festemi'û leh(u)(c) inne-lleżîne ted'ûne min dûni(A)llâhi len yaḣlukû żubâben velevi-cteme'û leh(u)(s) ve-in yeslubuhumu-żżubâbu şey-en lâ yestenkiżûhu minh(u)(c) da'ufe-ttâlibu velmatlûb(u)
Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi ona iyi kulak verin. Sizin Allah'tan başka taptıklarınız bir sinek dahi yaratamazlar, hepsi bunun için toplansalar bile. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de aciz, istenen de.
Ey insanlar! Bir misal verilmektedir, şimdi ona iyi kulak verin: Sizin Allah'ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamayacaklardır. Sinek onlardan bir şey kapsa onu kurtaramazlar. İsteyen de, istenen de âcizdir.
Hac Suresi 73. ayet, Allah'tan başkasına tapmanın anlamsızlığını ve acizliğini vurgulamak için sinek örneğini kullanır. Ayet, yaratma, güçsüzlük ve acizlik gibi temel kavramlar üzerinden tevhid inancının önemini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'darabe' fiilinin asıl anlamının bir şeyi bir şeye vurmak olduğunu belirtir. Ancak mecazi olarak bir şeyi açıklamak, örnek vermek, misal getirmek anlamlarında da kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'duribe meselün' ifadesi, bir misalin ortaya konulduğunu, insanların dikkatine sunulduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'darabe' fiilinin Kur'an'da 'beyân' (açıklama) ve 'temsîl' (misal verme) anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayette de 'duribe meselün' ifadesiyle bir açıklama ve örnek sunulduğu, böylece konunun daha iyi anlaşılmasının hedeflendiği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'da'v' kelimesinin asıl anlamının bir şeyi kendine doğru çekmek olduğunu belirtir. 'Duâ' ise, bir şeyi Allah'tan veya bir başkasından istemek, talep etmek anlamına gelir. Ayetteki 'ted'ûne min dûnillâh' ifadesi, Allah'ı bırakıp başka varlıklara yönelme, onlara ibadet etme ve onlardan medet umma fiilini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'duâ' kavramının Kur'an'da sadece 'çağırmak' veya 'istemek' anlamına gelmediğini, aynı zamanda 'ibadet etmek' ve 'tapmak' anlamlarını da içerdiğini vurgular. Özellikle 'min dûnillâh' ifadesiyle birlikte kullanıldığında, Allah'ın dışında bir varlığa yönelmenin, ona ibadet etmenin ve onu ilah edinmenin karşılığı olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halk' kelimesinin asıl anlamının bir şeyi ölçü ve düzen içinde takdir etmek, sonra da onu bu takdire uygun olarak var etmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'len yahliku zübâben' ifadesi, Allah'tan başka hiçbir varlığın, en basit bir canlı olan sineği bile yoktan var etme gücüne sahip olmadığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'halk'ın, bir şeyi örneksiz ve benzersiz bir şekilde icat etmek olduğunu ifade eder. Bu, sadece Allah'a mahsus bir sıfattır. Ayetteki kullanım, Allah'tan başkalarının yaratma fiilinden aciz olduğunu, dolayısıyla ilahlık vasfını taşımadığını açıkça ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zübâb' kelimesinin bilinen sinek olduğunu belirtir. Ayette bu küçük ve zayıf canlının seçilmesi, taptıkları ilahların ne kadar aciz olduğunu göstermek içindir; zira en basit bir varlığı bile yaratmaktan acizdirler.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'zübâb'ın, zayıflığı ve küçüklüğü ile bilinen bir hayvan olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, taptıkları putların veya ilahların, bu kadar küçük ve zayıf bir varlığı bile yaratmaktan aciz olmaları, onların ilahlık iddialarının geçersizliğini kanıtlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'selb'in, bir şeyi sahibinden zorla almak, gasp etmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'in yeslübhümü'z-zübâbü şey'en' ifadesi, sineğin taptıkları varlıklardan bir şeyi alıp götürmesi durumunda, o varlıkların bunu geri almaya bile güçlerinin yetmediğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'selb'in, bir şeyi zorla veya hile ile ele geçirmek olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanım, taptıkları ilahların sadece yaratmaktan aciz olmakla kalmayıp, aynı zamanda kendilerinden çalınan en basit bir şeyi bile geri alma gücünden yoksun olduklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'da'f' kelimesinin, bir şeyin gücünün veya kuvvetinin azalması, zayıflaması anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'da'ufe'l-tâlibu ve'l-matlûbu' ifadesi, hem Allah'tan başkasına tapanların (tâlib) hem de taptıkları varlıkların (matlûb) mutlak bir acizlik ve güçsüzlük içinde olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'da'f' kavramının Kur'an'da genellikle güçsüzlük, yetersizlik ve acizlik anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın kudretine karşılık, putların ve onlara tapanların mutlak acizliğini ve zayıflığını çarpıcı bir şekilde ortaya koyar.
Hac Sûresi
“(A)llâhi len yahlukû zubâben velevi-cteme’û leh(u) ve-in yeslubuhumu-zzubâbu şey-en lâ yestenkizûhu minh(u) da’ufe-ttâlibu velmatlûb(u)” Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi ona iyi kulak verin. Sizin Allah’tan başka taptıklarınız bir sinek dahi yaratamazlar (halk edemezler), hepsi bunun için toplansalar bile. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de âciz, istenen de. (22/73)
Burada Allah başka tapılanların hepsi bir araya gelseler “zubâbu” sinek bile halk edemezler diye örnek vermektedir.
Rabbimiz bir şeyi boş yere örnek olarak vermez. “Zubâbu” Sinek sayısal değeri “Ze 7” “Be”2 “Elif 1” “Be 2” dir. Toplarsak 7+2+1+2= 12 dir.
(12) Hakikat-i Muhammediyedir.
Sinek denilen varlık Hakikat-i Muhammediye genel programının içinde kendi birimsel varlığından bir programdır.
“Zu” Sahip demektir, “Babu” ise kapıdır… Sinek denilen varlık Hakikat-i Muhammediye içinde esmâ-museviyet mertebesinde bir kapı sahibidir. Görüldüğü kendi küçük ama ilmi büyük gözüküyor. Buna istinaden aşağıdaki beyiti okuyalım..
“Bir sinek bir kartalı salladı vurdu yere Yalan değil gerçektir ben de gördüm tozunu” Yunus Emre Şimdi bu ilmi ilahi proramı ile olan bir açılımdır. Sinek örneği kartal gibi olan nefsi emmare sahiplerini yere çarpıp vurmuştur.
Ama kişi sinek gibi nefsi emmare yaşantısı içinde ise necis sayılan her şeye konar ve mide bulandırır.
Bir gün sineğin biri at nalı oluşturmuş olduğu çamurun üstünde bir yaprak görmüş ve üstüne çıkıp işte derya, işte gemi, işte gemi işte kaptan diye kendini derya kaptanı sanmış. Nefsi emmare yaşantısı içinde hayal deryası içinde kendi gemisinin kaptanı sanar.