Elleżîne yeriśûne-lfirdevse hum fîhâ ḣâlidûn(e)
Onlar Firdevs cennetlerine varis olurlar. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
Ki, Firdevs'e varis olan bu kimseler orada ebedî kalırlar.
Mü'minûn Suresi'nin 11. ayeti, müminlerin ahiretteki nihai mükafatını, yani Firdevs cennetine varis olmalarını ve orada ebedi kalışlarını vurgulamaktadır. Ayet, 'veraset' ve 'ebediyet' kavramları üzerinden cennetin kalıcı ve hak edilmiş bir mülk olduğunu dilbilimsel olarak ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'veraset' kelimesinin bir başkasından kalan mala sahip olmak veya bir makama geçmek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yarisûne' ifadesi, müminlerin Firdevs'e, sanki kendilerine miras kalmış gibi, hak ederek ve kalıcı bir şekilde sahip olacaklarını vurgular. Bu, cennetin onlara Allah tarafından bahşedilmiş bir mülk olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'veraset'in mecazi anlamda bir şeye sahip olmak, bir şeyin sahibi olmak anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'yarisûne' kelimesi, müminlerin Firdevs'e, sanki bir mirasçı gibi, nihai ve tam bir sahiplikle sahip olacaklarını, bu sahipliğin onların amellerinin bir neticesi olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'veraset' kavramının Kur'an'da sadece maddi miras değil, aynı zamanda manevi bir mirası, yani Allah'ın lütfuyla kazanılan bir makamı veya cenneti ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'yarisûne', müminlerin Firdevs'i, Allah'ın vaadi ve kendi salih amelleri neticesinde elde ettikleri kalıcı bir mülk olarak devraldıklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, Firdevs'in aslen Farsça kökenli olup 'bahçe' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da cennetin en üstün ve en güzel kısmını ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'el-Firdevs' kelimesi, müminlerin ulaşacağı cennetin sadece herhangi bir bahçe değil, en seçkin ve en değerli bölümü olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, Firdevs'in 'içinde her türlü ağacın bulunduğu bahçe' anlamına geldiğini ve cennetin en güzel yerlerinden biri olduğunu ifade eder. Bu ayette Firdevs, müminlerin salih amelleri karşılığında nail olacakları, her türlü güzelliği barındıran yüce bir makam olarak zikredilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, Firdevs'in cennetin en yüksek derecesi ve en geniş bahçesi olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, müminlerin sadece cennete girmekle kalmayıp, cennetin en müstesna ve en üstün mertebesine ulaşacaklarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hulûd' kelimesinin bir şeyin uzun süre kalması veya hiç yok olmaması anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'halidûn' ifadesi, müminlerin Firdevs'te kalışlarının geçici değil, sonsuz ve kesintisiz olacağını, bu durumun cennetin en önemli özelliklerinden biri olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'hulûd'un bir şeyin varlığının devamlılığı ve son bulmaması anlamına geldiğini açıklar. Bu ayette 'halidûn', müminlerin Firdevs'teki ikametlerinin mutlak ve ebedi olduğunu, ölüm veya yok oluş gibi bir sonun söz konusu olmadığını kesin bir dille ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hulûd' kelimesinin Kur'an'da genellikle ahiret hayatının sürekliliğini ve ebediyetini ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'halidûn', Firdevs'in müminler için sadece bir geçiş durağı değil, sonsuza dek sürecek bir ikametgah olduğunu, bu durumun cennetin en büyük mükafatlarından biri olduğunu gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.