İçeriğe atla
Mü'minûn 18Cüz 18 · Sayfa 343

Mü'minûn Sûresi 18. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Veenzelnâ mine-ssemâ-i mâen bikaderin feeskennâhu fî-l-ard(i)(s) ve-innâ ‘alâ żehâbin bihi lekâdirûn(e)

Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter.

Mü'minûn Sûresi

Zâhirde bir tabiât olayını anlatan bu âyet, bâtında mânevî feyzin ve ilâhî ilmin insân kalbine inişinin muazzam bir ifâdesidir. 

"Enzelnâ", "Feeskennâhu" ve "İnnâ" kelimelerinde geçen "" (Biz) takısı, bu âyetin kaynağının Zât mertebesi olduğunu açık olarak göstermektedir. "Ben" yerine "Biz" den-mesi iki şekilde anlaşılır. Birincisi, "bu işi isim ve sıfatlarımla birlikte yaptık" demektir. İkincisi, "bu işi Zâtî tecellîgâhım olan İnsân-ı Kâmil ile birlikte yaptık" demektir.

"Semâ" (Gök): Gönül âlemidir ki, ilâhî hakîkatler ve feyzler burada tecellî eder.

"Mâen" (Su): Kalpleri dirilitip hayât veren ilâhî ve irfânî ilimlerdir. Ayrıca, ilâhî rahmettir.

"Ard" (Yeryüzü): İnsânın maddî ve mânevî varlığıdır.

Buraya kadarki bölüm, ma'rifet suyunun Zât-ı İlâhî tara-fından önce gönül âlemine oradan da beden arzına indirildiğini ve orada kök salıp zuhûra geldiğini ifâde etmektedir.

"Bikaderin" (Belli bir ölçüde): Kader ölçü demektir. İlâhî rahmet ve ilim, sonsuz ve sınırsızdır. Ancak, kişinin gönlünden beden arzına indirilen ilâhî ilim ve feyzler, her bir varlığı a'yân-ı sâbitesindeki isti'dâdı ölçüsünde iner, rastgele inmez.

"Feeskennâhu" (Biz onu iskân ettik, tuttuk, yerleştir-dik). Gönüllerde kaynayan ilâhî ma'rifet kulun kalbinden akıp da gitmedi, Allâh'ın rahmeti ve Kayyûm tecellîsiyle orada istikrar kazandı, sâbitlendi, varlığının bir parçası hâline geldi.

"İnnâ alâ zehâbim bihî legâdirûn" (Şüphesiz Biz onu gidermeye de kâdiriz): Kula verilen ilâhî rahmetin devâmlılığı mutlak irâde ve kudret sâhibi Allâh Teâlâ'nın irâdesine ve kulun da temiz ve iyi hâllerini sürdürmesine bağlıdır.


Âyet 19

فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ

~ ~ ~
Fe enşe'nâ lekum bihî cennâtin min nahîlin ve a'nâb, lekum fîhâ fevâkihu kesîretun ve minhâ te'kulûn.

Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır ve siz onlardan yiyorsunuz.