Veenzelnâ mine-ssemâ-i mâen bikaderin feeskennâhu fî-l-ard(i)(s) ve-innâ ‘alâ żehâbin bihi lekâdirûn(e)
Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter.
Gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu yerde durgunlaştırdık. Bizim onu gidermeye de elbet gücümüz yeter.
Bu ayet, suyun gökten indirilmesi, yeryüzünde tutulması ve geri alınması süreçlerini ele alarak Allah'ın kudretini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, suyun ölçülü inişini, yeryüzünde yerleşmesini ve Allah'ın onu giderme gücünü dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nüzûl (نزول), bir şeyin yukarıdan aşağıya doğru inmesidir. Ayetteki 'enzelnâ' (أَنزَلْنَا) fiili, Allah'ın gökten suyu bir düzen ve hikmetle indirmesini ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir iniş değil, aynı zamanda ilahi bir lütuf ve takdirin tecellisidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İnzâl (إنزال), bir şeyi yüksek bir yerden alçak bir yere sevk etmektir. Ayetteki 'enzelnâ' (أَنزَلْنَا) fiili, suyun gökten yeryüzüne indirilmesini, yani yağmurun yağdırılmasını ifade eder. Bu, canlıların yaşaması için temel bir ihtiyaç olan suyun ilahi bir fiille sağlanmasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kader (قدر), bir şeyin ölçüsü ve miktarıdır. Ayetteki 'bikaderin' (بِقَدَرٍ) ifadesi, suyun gökten yeryüzüne belirli bir ölçü ve miktarda indirildiğini, ne eksik ne fazla olduğunu gösterir. Bu, suyun israf edilmemesi ve canlıların ihtiyacını karşılaması için ilahi bir düzenlemedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kader (قدر), takdir ve ölçü demektir. Ayetteki 'bikaderin' (بِقَدَرٍ) ifadesi, suyun yeryüzüne indirilişinin rastgele değil, belirli bir plan ve ölçü dahilinde olduğunu vurgular. Bu, suyun yeryüzündeki döngüsünün ve canlılar için faydasının ilahi bir takdirle gerçekleştiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kader (قدر) kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın evrendeki her şeyi belirli bir ölçü ve düzen içinde yaratmasını ifade eder. Ayetteki 'bikaderin' (بِقَدَرٍ) ifadesi, suyun yeryüzüne indirilişinin tesadüfi olmadığını, aksine ilahi bir plan ve ölçüye göre gerçekleştiğini gösterir. Bu, Allah'ın kudretinin ve hikmetinin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sükûn (سكون), hareketin durması ve yerleşmesidir. Ayetteki 'fe'eskennaahu' (فَأَسْكَنَّـٰهُ) fiili, indirilen suyun yeryüzünde, yani toprağın altında, göllerde veya nehirlerde durdurulmasını ve yerleşmesini ifade eder. Bu, suyun yeryüzünde depolanarak canlıların sürekli istifadesine sunulmasını sağlar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İskân (إسكان), bir şeyi bir yere yerleştirmek ve orada kalmasını sağlamaktır. Ayetteki 'fe'eskennaahu' (فَأَسْكَنَّـٰهُ) fiili, Allah'ın suyu yeryüzünde sabit kıldığını, onu akıp gitmekten alıkoyduğunu ve böylece canlıların ondan faydalanmasını mümkün kıldığını belirtir. Bu, Allah'ın yaratmadaki mükemmelliğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kadir (قادر), her şeye gücü yeten demektir. Ayetteki 'lekâdirûn' (لَقَـٰدِرُونَ) ifadesi, Allah'ın indirdiği suyu geri almaya, yani onu yeryüzünden yok etmeye veya başka bir yere sevk etmeye tam gücünün olduğunu vurgular. Bu, Allah'ın mutlak kudretini ve dilediği zaman her şeyi değiştirebileceğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kadir (قادر) kelimesi, Kur'an'da Allah'ın sınırsız gücünü ve her şeyi yapabilme yeteneğini ifade etmek için kullanılır. Ayetteki 'lekâdirûn' (لَقَـٰدِرُونَ) ifadesi, Allah'ın suyu yeryüzüne indirdiği gibi, dilediği zaman onu geri alma veya yok etme gücüne de sahip olduğunu belirtir. Bu, insanın Allah'ın kudreti karşısındaki acizliğini ve O'na olan bağımlılığını hatırlatır.
Mü'minûn Sûresi
Zâhirde bir tabiât olayını anlatan bu âyet, bâtında mânevî feyzin ve ilâhî ilmin insân kalbine inişinin muazzam bir ifâdesidir.
"Enzelnâ", "Feeskennâhu" ve "İnnâ" kelimelerinde geçen "nâ" (Biz) takısı, bu âyetin kaynağının Zât mertebesi olduğunu açık olarak göstermektedir. "Ben" yerine "Biz" den-mesi iki şekilde anlaşılır. Birincisi, "bu işi isim ve sıfatlarımla birlikte yaptık" demektir. İkincisi, "bu işi Zâtî tecellîgâhım olan İnsân-ı Kâmil ile birlikte yaptık" demektir.
"Semâ" (Gök): Gönül âlemidir ki, ilâhî hakîkatler ve feyzler burada tecellî eder.
"Mâen" (Su): Kalpleri dirilitip hayât veren ilâhî ve irfânî ilimlerdir. Ayrıca, ilâhî rahmettir.
"Ard" (Yeryüzü): İnsânın maddî ve mânevî varlığıdır.
Buraya kadarki bölüm, ma'rifet suyunun Zât-ı İlâhî tara-fından önce gönül âlemine oradan da beden arzına indirildiğini ve orada kök salıp zuhûra geldiğini ifâde etmektedir.
"Bikaderin" (Belli bir ölçüde): Kader ölçü demektir. İlâhî rahmet ve ilim, sonsuz ve sınırsızdır. Ancak, kişinin gönlünden beden arzına indirilen ilâhî ilim ve feyzler, her bir varlığı a'yân-ı sâbitesindeki isti'dâdı ölçüsünde iner, rastgele inmez.
"Feeskennâhu" (Biz onu iskân ettik, tuttuk, yerleştir-dik). Gönüllerde kaynayan ilâhî ma'rifet kulun kalbinden akıp da gitmedi, Allâh'ın rahmeti ve Kayyûm tecellîsiyle orada istikrar kazandı, sâbitlendi, varlığının bir parçası hâline geldi.
"İnnâ alâ zehâbim bihî legâdirûn" (Şüphesiz Biz onu gidermeye de kâdiriz): Kula verilen ilâhî rahmetin devâmlılığı mutlak irâde ve kudret sâhibi Allâh Teâlâ'nın irâdesine ve kulun da temiz ve iyi hâllerini sürdürmesine bağlıdır.
فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ
~ ~ ~
Fe enşe'nâ lekum bihî cennâtin min nahîlin ve a'nâb, lekum fîhâ fevâkihu kesîretun ve minhâ te'kulûn.
Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır ve siz onlardan yiyorsunuz.