Feenşe/nâ lekum bihi cennâtin min neḣîlin vea'nâbin lekum fîhâ fevâkihu keśîratun veminhâ te/kulûn(e)
Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır ve siz onlardan yiyorsunuz.
Böylece onun (yağmurun) sayesinde sizin yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik ki, bunlarda sizin için bir çok meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz.
Bu ayet, Allah'ın insanlara bahşettiği nimetleri, özellikle de hurma ve üzüm bağları aracılığıyla sağladığı rızıkları ve meyveleri vurgulamaktadır. 'İnşa etme', 'cennetler' (bahçeler) ve 'meyveler' kavramları, ilahi yaratıcılığın ve lütfun somut göstergeleri olarak öne çıkmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Neş'e (نَشْأَة) kelimesi, bir şeyin başlangıcı ve ortaya çıkışı anlamına gelir. İnşâ (إنشاء) ise bir şeyi yoktan var etmek, meydana getirmek ve onu tedricen geliştirmek demektir. Ayetteki 'fe-enşe'nâ' ifadesi, Allah'ın hurma ve üzüm bağlarını yaratıp, onların yetişmesini ve meyve vermesini sağlamasını ifade eder, bu da ilahi kudretin bir tecellisidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Enşe'nâ (أنشأنا) fiili, 'halknâ' (خلقنا) yani 'yarattık' anlamındadır. Burada Allah'ın, insanlara fayda sağlamak üzere hurma ve üzüm bağlarını var ettiğini, onları meydana getirdiğini mecazi bir anlatımla belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): N-ş-e kökü, bir şeyin başlangıcını, ortaya çıkışını ve gelişimini ifade eder. 'Enşe'nâ' fiili, sadece yaratmayı değil, aynı zamanda yaratılan şeyin belirli bir olgunluğa erişmesini ve faydalı hale gelmesini de kapsar. Ayetteki bağlamda, hurma ve üzüm bağlarının sadece var edilmesini değil, aynı zamanda meyve verecek olgunluğa ulaşmasını da anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cennet (جنة) kelimesi, 'cenn' (جَنّ) kökünden türemiştir ve 'örtmek, gizlemek' anlamına gelir. Cennet, ağaçları ve bitkileriyle yeri örttüğü için bu adı almıştır. Ayetteki 'cennâtin' ifadesi, hurma ve üzüm ağaçlarıyla kaplı, göz alıcı ve verimli bahçeleri ifade eder ki bunlar Allah'ın insanlara sunduğu dünyevi nimetlerdendir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Cennet, ağaçların ve bitkilerin sık olmasından dolayı yerin görünmediği, örtülü olduğu yerdir. Bu ayetteki 'cennâtin' kelimesi, özellikle hurma ve üzüm ağaçlarının yoğun olduğu, verimli ve güzel bahçeleri tanımlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'cennet' kavramı, genellikle ahiretteki ödül yeri olarak kullanılsa da, bu ayette olduğu gibi dünyevi bağlamda da 'bahçe' veya 'bağ' anlamında geçer. Burada, Allah'ın insanlara dünyada bahşettiği, yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli olan doğal güzellikleri ve rızık kaynaklarını temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nahîl (نخيل), hurma ağacının çoğuludur. Hurma, Arap Yarımadası'nda ve çevresinde temel gıda maddelerinden biri olduğu için Kur'an'da sıkça zikredilir. Ayetteki 'min nahîlin' ifadesi, Allah'ın yarattığı bahçelerin hurma ağaçlarını içerdiğini, bu ağaçların insanlara rızık sağladığını belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Nahîl, hurma ağacı demektir. Bu ayette, Allah'ın insanlara lütfettiği nimetlerden biri olarak hurma ağaçlarının varlığına işaret edilir. Hurma, hem meyvesi hem de diğer kısımlarıyla insan hayatında önemli bir yere sahiptir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İneb (عنب), üzüm demektir. Çoğulu a'nâb (أعناب) olarak gelir. Kur'an'da hurma ile birlikte zikredilmesi, bu iki meyvenin Arap toplumunda ve genel olarak insanlık için ne kadar değerli ve besleyici olduğunu gösterir. Ayetteki 've a'nâbin' ifadesi, Allah'ın yarattığı bahçelerde üzüm bağlarının da bulunduğunu, bunun da bir nimet olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İneb, bilinen meyvedir. Çoğulu 'a'nâb'dır. Ayette hurma ile birlikte anılması, bu iki meyvenin besin değeri ve insanlara sağladığı faydalar açısından önemine işaret eder. Allah'ın kudretinin ve cömertliğinin bir göstergesi olarak sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fâkihe (فاكهة), meyve demektir. Çoğulu fevâkih (فواكه) olarak gelir. Genellikle keyif ve lezzet için yenen şeyleri ifade eder. Ayetteki 'fevâkihu kesîratun' ifadesi, hurma ve üzümün yanı sıra bu bahçelerde bol miktarda başka meyvelerin de bulunduğunu, bunun da Allah'ın insanlara sunduğu zengin rızkı ve lütfu gösterdiğini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Fâkihe, ağaçlardan elde edilen ve genellikle çiğ olarak yenen her türlü meyvedir. Bu ayetteki 'fevâkihu kesîratun' ifadesi, Allah'ın yarattığı bahçelerin sadece belirli meyvelerle sınırlı olmadığını, aksine çok çeşitli ve bol miktarda meyve sunduğunu vurgular, bu da ilahi cömertliğin bir işaretidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Fâkihe, yiyecek olarak kullanılan, ağaçlarda yetişen ürünlerdir. 'Fevâkihu kesîratun' ifadesi, bu bahçelerde sadece hurma ve üzümle sınırlı kalmayıp, insanların istifade edebileceği pek çok farklı türde meyvenin bulunduğunu, bu çeşitliliğin Allah'ın insanlara olan ikramını gösterdiğini açıklar.
Mü'minûn Sûresi
"Enşe'nâ" (Biz inşâ ettik, meydana getirdik): Bu ifâde, âyetin kaynağının Zât mertebesi olduğunu göstermektedir.
"Cennâtin min nahîlin ve a'nâb" (Hurma bahçeleri ve üzüm bağları): Önceki âyette gökten inen ma'rifet suyundan bahsedilmişti. Bu su, sâlikin kalbinin kurak topraklarına indi-ğinde, orayı "cennete" dönüştürür ve bu cennette hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirir.
"Nahl" (Hurma ağacı): Hurma ağacı, tek gövdeli oluşu, "Elif" gibi dimdik duruşu ve tek çekirdekli olan meyvesiyle "tevhîd"in, ayrıca "İnsân-ı Kâmil" sembolüdür. Yüksekteki besleyici ve tatlı meyvesi, doğrudan ilâhî kaynaktan gelen saf feyiz, hikmet ve ma'rifettir.[8]
"A'nâb" (Üzüm bağları): "Üzüm" "kesrette vahdet"in ve "teşbîh"in ifâdesidir. Salkımları ve taneleriyle kesreti, preslendiğinde elde edilen üzüm suyuyla vahdeti ifâde eder. Üzümün vahdet suyu, Hakk yolcularını aşkullâh ile kendinden geçirip fenâ'ya kavuşturur.
"Fevâkihu kesîratun" (Birçok meyveler): Bunlar, âriflerin gönlünden zuhûr eden diğer manevi zevkler, keşifler, ve tecellîlerdir.
"Minhâ te'kulûn" (Onlardan yersiniz): Bu çeşit çeşit meyvelerden ârifler hem kendileri yerler hem de çevrelerindekiler ilmî ve mânevî olarak rızıklandırır, istifâde ettirirler.
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ
~ ~ ~
Ve şecereten tahrucu min tûri seynâe tenbutu bid duhni ve sıbgın lil âkilîn.
Yine o su ile Sînâ dağında bir ağaç (zeytin ağacı) bitirdik ki hem yağ, hem de yiyenlere katık verir.