Efelem yeddebberû-lkavle em câehum mâ lem ye/ti âbâehumu-l-evvelîn(e)
Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
Onlar bu sözü (Kur'ân'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
Mü'minûn Suresi 68. ayet, inkarcıların Kur'an'a karşı tutumunu sorgularken, 'tedebbür' kavramı üzerinden derinlemesine düşünme ve anlama eksikliğini vurgular. Ayet, Kur'an'ın mesajının evrenselliğini ve atalardan geleneksel kabullerin ötesinde bir hakikat olduğunu ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tedebbür' kelimesini bir şeyin sonunu ve akıbetini düşünmek, işlerin arkasını görmek olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Kur'an'ın ayetlerinin anlamları ve hikmetleri üzerinde tefekkür etmeyi, yüzeysel bir okumanın ötesine geçmeyi ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'tedebbür'ü, bir şeyin evvelini ve ahirini düşünerek, akıbetini idrak etmek olarak tanımlar. Ayetteki 'yeddebberû' ifadesi, Kur'an'ın sözlerini sadece işitmekle kalmayıp, onların derin manalarını, maksatlarını ve sonuçlarını kavramaya yönelik bir çabayı işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'tedebbür'ün, vahyin mesajını anlamak için zihinsel bir çaba ve derinlemesine düşünme eylemi olduğunu belirtir. Bu ayette, inkarcıların Kur'an'ın 'kavl'ini (sözünü) bu şekilde ele almadıkları, dolayısıyla hakikati kaçırdıkları vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kavl' kelimesinin genel anlamda söz olduğunu belirtir. Ancak bu ayetteki bağlamda, 'el-kavl' marife olarak gelerek, kastedilenin belirli bir söz, yani Allah'ın vahyettiği Kur'an olduğunu açıkça ortaya koyar. İnkarcıların üzerinde düşünmeleri gereken ilahi kelamdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kavl'in Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını, ancak bu ayetteki gibi 'tedebbür' ile birlikte anıldığında, kastedilenin Allah'ın kelamı, yani Kur'an olduğunu ifade eder. Bu, sadece bir söz değil, üzerinde düşünülmesi gereken bir mesajdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kavl'in Kur'an'da genellikle Allah'ın sözü, emri veya hükmü anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'el-kavl', inkarcıların üzerinde durup düşünmeleri gereken, kendilerine tebliğ edilen ilahi mesajı temsil eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'câe' fiilinin bir şeyin bir yere veya bir kimseye ulaşması, gelmesi anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'câehum', Kur'an'ın mesajının veya peygamberin tebliğinin inkarcılara ulaştığını, dolayısıyla onların bu mesaja muhatap olduklarını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'câe' fiilinin hem maddi hem de manevi anlamda 'gelme'yi ifade ettiğini açıklar. Bu ayette, 'onlara gelmeyen bir şey' ifadesiyle, Kur'an'ın getirdiği mesajın, önceki nesillerin alışık olmadığı, yeni ve şaşırtıcı bir hakikat olarak algılanıp algılanmadığı sorgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'eb' kelimesinin hem biyolojik baba hem de atalar, dedeler anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'âbâehum' ifadesi, inkarcıların bağlı kaldığı, atalarından miras aldıkları inanç ve yaşam tarzlarını, Kur'an'ın getirdiği yeni mesaja karşı bir argüman olarak kullanmalarına atıfta bulunur.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'âbâ' kelimesinin Kur'an'da genellikle geçmiş nesilleri, ataları ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, inkarcıların Kur'an'ı reddetme gerekçelerinden birinin, atalarının bu tür bir mesaja muhatap olmaması olduğu, dolayısıyla kendilerinin de buna uymak zorunda hissetmedikleri ima edilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'evvelîn' kelimesinin 'öncekiler, eskiler' anlamında kullanıldığını belirtir. 'Âbâehumü'l-evvelîn' terkibi, inkarcıların atalarından gelenekselleşmiş inançlara sıkı sıkıya bağlılığını ve Kur'an'ın getirdiği mesajın bu geleneksel kabullere aykırı olduğu düşüncesini pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'evvelîn' kelimesinin Kur'an'da genellikle geçmiş ümmetleri veya çok eski nesilleri ifade etmek için kullanıldığını açıklar. Bu ayette, inkarcıların, Kur'an'ın getirdiği mesajın 'ilk atalarına' gelmemiş olmasını bir reddetme sebebi olarak görmeleri eleştirilir.
Mü'minûn Sûresi
"E fe lem yeddebberûl kavle" (Onlar bu sözü hiç düşünmediler mi?): "Kavl" kelimesi "söz, kelâm" mânasındadır. Âlemdeki tüm mevcûdât ve her bir zerre, Allâh'ın "Ol!" (Kün) sözü ile tecellî etmiş olup, her biri Allâh'ı kendilerine uygun bir dille tesbîh etmektedir. Kur'ân da Allâh'ın sözü olup bu âlem kitâbının "toplanmış" ve "açıklanmış" hâlidir.
"Tedebbür" kelimesi "derinlemesine düşünmek" demektir. Sözün ardındaki ilâhî ma'nâya ve hakîkatlere nüfûz etmektir. Kâfirler, Kur'ân'ın lâfzına ve kâinatın sûretine takılıp kaldılar. Eğer gerçekten tedebbür etselerdi, yâni Söz'ün derinliklerine inselerdi, onun sıradan bir kelâm olmadığını, tüm varoluşun hakîkatini içinde barındırdığını idrâk edebilirlerdi.
"Em câehum mâ lem ye'ti âbâehumul evvelîn" (Yoksa kendilerine, önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?): Bu ifâde zâhiren, Allâh'ın kullarını hiçbir dönemde başıboş bırakmayıp daha evvelki kavimlere de ilâhî kelâmı peygamberler vâsıtasıyla indirdiğini, Kur'ân'ın da bu vahy geleneğinin son ve en mükemmel halkası olduğunu bildirmektedir.
Bâtınen ise, bezm-i elest ahitleşmesine işâret etmektedir diye düşünebiliriz. Orada Cenâb-ı Hakk rûhlara "Elestu bi-Rabbikum?" (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) diye sormuş, onlar da "Belâ!" (Evet, öylesin!) diye şâhitlik etmişti. Bu durumda âyetin ma'nâsı şöyle olur: "Size okunan bu 'Kavl', sizin rûhlarınızın tâ derinliklerinde zâten mevcûd olan ve 'evet' dediğiniz o ezelî hakîkate yabancı bir şey mi? Hayır, bu Söz, size unuttuğunuz o aslî hakîkatinizi hatırlatmak için geldi." Not: Bezm-i elest ile ilgili daha geniş îzâhât (8)'inci âyetin yorumunda yapılmıştır.
اَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَۘ
Em lem ya'rifû rasûlehum fe hum lehu munkirûn.
Ya da onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar da o yüzden mi onu inkâr ediyorlar?