Velevlâ fadlu(A)llâhi ‘aleykum verahmetuhu veenna(A)llâhe tevvâbun hakîm(un)
Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah tövbeleri kabul eden, hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı, haliniz nice olurdu?
Ya Allah'ın size bol lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (haliniz nice olurdu.)?
Nûr Suresi'nin 10. ayeti, Allah'ın kullarına olan lütuf ve rahmetinin, O'nun tövbeleri kabul eden ve hikmet sahibi olmasının önemini vurgular. Ayet, bu ilahi sıfatların olmaması durumunda insanların karşılaşacağı zorluklara işaret ederek, Allah'ın affediciliğini ve adaletini ön plana çıkarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fadl, bir şeyin fazlası ve ziyadesidir. Allah'ın fadlı ise, O'nun kullarına karşılıksız olarak verdiği nimetler ve ihsanlardır. Ayetteki bağlamda, Allah'ın insanlara günahlarına rağmen hemen ceza vermeyip tövbe kapısını açık bırakması, O'nun bu fazlının bir tecellisidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Fadl, Allah'ın kullarına olan ihsanıdır. Bu ayetteki 'levlâ fadlullâhi aleykum' ifadesi, Allah'ın lütfu olmasaydı başınıza gelecekleri anlatır. Bu lütuf, günahkârların hemen cezalandırılmaması ve onlara tövbe imkânı verilmesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Fadl kavramı, Kur'an'da Allah'ın cömertliğini ve lütfunu ifade eder. Bu, O'nun hak etmeyenlere bile bahşettiği iyilikleri kapsar. Nûr Suresi 10. ayetteki kullanımı, Allah'ın merhametinin ve affediciliğinin bir göstergesi olarak, insanların günahlarına rağmen hemen cezalandırılmamasını sağlayan ilahi bir lütuftur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet, kalpteki incelik ve şefkatin gerektirdiği iyilik ve ihsandır. Allah'ın rahmeti ise, O'nun kullarına yönelik lütfu, bağışlaması ve onlara iyilik dilemesidir. Ayetteki 'rahmetuhu' ifadesi, Allah'ın kullarına olan şefkatinin bir sonucu olarak, onların günahlarına rağmen tövbe etme ve affedilme imkanına sahip olmalarını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rahmet, Allah'ın kullarına olan lütfu ve onlara yönelik iyiliğidir. Bu ayetteki rahmet, Allah'ın kullarına karşı gösterdiği merhamet ve şefkatin bir tezahürüdür; bu sayede günahkarlar hemen cezalandırılmaz, aksine tövbe etme fırsatı bulurlar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Rahmet, Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biridir ve O'nun yaratılmışlara karşı duyduğu şefkat ve merhameti ifade eder. Nûr Suresi 10. ayetteki rahmet, Allah'ın kullarına olan lütfunun bir parçası olarak, onların hatalarına rağmen affedilme ve doğru yola dönme şansına sahip olmalarını sağlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tevbe, günahtan dönmek ve pişman olmaktır. Tevvâb ise, tövbeleri çokça kabul eden demektir. Allah'ın Tevvâb olması, O'nun kullarının günahlarından pişman olup kendisine yönelmeleri halinde onları affedeceğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın bu sıfatı, insanların günahlarına rağmen umutsuzluğa kapılmamaları gerektiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Tevvâb, Allah'ın isimlerinden olup, kullarının tövbelerini tekrar tekrar kabul eden demektir. Bu ayetteki 'Allah Tevvâb' ifadesi, O'nun kullarına karşı ne kadar bağışlayıcı olduğunu gösterir; günah işleyenlerin pişman olup O'na yönelmesi durumunda affedileceğini bildirir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Tevvâb, mübalağa sigası olup, tövbeleri çokça kabul eden anlamına gelir. Allah'ın bu sıfatı, O'nun kullarına olan merhametinin ve affediciliğinin bir göstergesidir. Nûr Suresi 10. ayette, Allah'ın Tevvâb olması, O'nun lütuf ve rahmetinin bir parçası olarak, günahkârların hemen cezalandırılmamasının ve onlara tövbe kapısının açık tutulmasının temel nedenidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hakîm, hikmet sahibi demektir. Hikmet ise, bir şeyi en doğru ve en uygun şekilde bilmek ve yapmaktır. Allah'ın Hakîm olması, O'nun her işinde bir hikmetin bulunması ve hükümlerinin adaletli olmasıdır. Ayetteki bağlamda, Allah'ın Tevvâb olmasının yanı sıra Hakîm olması, O'nun tövbeleri kabul etmesinin ve cezayı ertelemesinin de belirli bir hikmete dayandığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hakîm, işlerinde isabetli olan, her şeyi yerli yerince yapan demektir. Allah'ın Hakîm olması, O'nun koyduğu kanunların ve verdiği hükümlerin tam bir adalet ve hikmet üzere olduğunu ifade eder. Nûr Suresi 10. ayette, Allah'ın Hakîm sıfatı, O'nun tövbeleri kabul etmesinin ve insanlara mühlet vermesinin rastgele değil, belirli bir ilahi plan ve adalet çerçevesinde gerçekleştiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hakîm, Kur'an'da Allah'ın mutlak bilgeliğini ve adaletini ifade eden bir sıfattır. Bu, O'nun her eyleminin ve hükmünün derin bir anlam ve amaca sahip olduğunu gösterir. Nûr Suresi 10. ayetteki 'Hakîm' sıfatı, Allah'ın tövbeleri kabul etmesinin ve insanlara lütuf ve rahmet göstermesinin, O'nun adalet ve hikmetinden ayrı düşünülemeyeceğini, her şeyin ilahi bir düzen içinde olduğunu belirtir.
Nûr Sûresi
“Velevlâ fadlu(A)llâhi aleykum verahmetuhu veenna(A)llâhe tevvâbun hakîm(un)” Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah tövbeleri kabul eden, hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı, hâliniz nice olurdu? (24/10)
Hakikat-i Muhammediye ye vakıf olmadan yapılmış olan Nefsi emmare ve aklı cüz ile işlenmiş günahlar, varlık günahından tövbe ile rahmet olunması Allah’ın lütfudur. Fazlı ve lütfu “Haza min fazli” (27/40) âyeti bizlere anlatır.
Umredeyken Tarık-isminde arkadaşımız ilk günlerde çok büyük otel-yeni açılmış-otel boşça ve rahatmış. 3-5 gün geçtikten sonra umreciler artmış. Otel hareketlenmeye başladı. Asansörler hareketlenmeye başladı. Sıra bekliyorduk. Arkada da bekleyenler var. Akşamüstü yukarı çıkacağız. Üç kişilik bir grup geldi. Arap grubu bir hanım Arabi iki de Arabi kardeşler. Kapıdan girmeye başladılar. Orada bir gürültü geldi zâten başımıza. O arap hanımı çok bağırıyormuş 2 tane kişiye. Bütün otelciler, görevliler, umreciler ayağa kalktı, asansörün kapısına kadar bekliyorlar bizle birlikte oradan nasıl yağdırıyor o arap kadın neler söylediğini anlamıyoruz ama şiddetle bir şeyler anlattığı bağırdığı açık. Tarık Bey orada “Haza min fadlı rabbi” diyip bizim hanımlar öyle bağırmıyor, diye..
Bu Âyet-i kerîme’yi de ben demiştim başımıza herhangi bir şey geldiğinde vird edinelim hep birlikte diye, oradan hatırında kalmış. Bu Âyet orada yaşanan bir Âyettir. Her birerlerimizin başında da bu tip şeyler vardır. Vird edinelim. Zorlanıyorsak eğer güç veriyor, lütf varsa o lütfun karşılığını anında takdim etmiş oluyoruz. Hakkın bizimle birlikte olduğunu onu unutmayacağımızı her an onu lisâne getirdiğimizi düşünmeye gönlümüze muhab bete getirdiğimizi belirtmiş oluyoruz böylece. Ve bizi gafletten uyandırıyor ve hâdiseleri analiz etmemize faydası oluyor. Hangi bir hâdise karşısında nasıl hareket ediyoruz bize bunu belirtmiş oluyor. “T.B.”
إِنَّ الَّذِينَ جَاؤُوا بِالْإِفْكِ عُصْبَةٌ مِّنكُمْ لَا تَحْسَبُوهُ شَرًّا لَّكُم بَلْ هُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ لِكُلِّ امْرِئٍ مِّنْهُم مَّا اكْتَسَبَ مِنَ الْإِثْمِ وَالَّذِي تَوَلَّى كِبْرَهُ مِنْهُمْ لَهُ عَذَابٌ عَظِيمٌ {النور/11}
“İnne-llezîne câû bil-ifki usbetun minkum lâ tahsebûhu şerran lekum bel huve hayrun lekum likulli-mri-in minhum mâ-ktesebe mine-l-ism(i) vellezî tevellâ kibrahu minhum lehu azâbun azîm(un)”