Bel keżżebû bi-ssâ'a(ti)(s) vea'tednâ limen keżżebe bi-ssâ'ati se'îrâ(n)
Hayır, onlar Kıyameti de yalanladılar. Biz ise o Kıyameti yalanlayanlara çılgın bir cehennem ateşi hazırlamışızdır.
Fakat onlar o saati (kıyameti) de yalanladılar. Biz ise o saati yalanlayanlara çılgın alevli bir ateş hazırladık.
Bu ayet, kıyamet saatini yalanlayanların akıbetini ele almaktadır. Temel kavramlar, yalanlama eylemi, kıyamet saati ve bu yalanlamanın karşılığı olan cehennem ateşidir. Ayet, inkarın ciddiyetini ve sonuçlarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kezzabe (كَذَّبَ) fiili, bir sözü veya haberi yalanlamak, doğru olmadığını söylemek anlamına gelir. Ayetteki 'bel kezzebû bi's-sâ'ati' ifadesi, müşriklerin kıyametin vuku bulacağına dair haberi kesin bir dille reddettiklerini, onu tamamen asılsız saydıklarını belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kezzabe (كَذَّبَ) fiili, 'yalanladı' demektir. Burada kıyamet saatini yalanlamak, onun gerçekleşeceğine inanmamak, onu imkansız görmek anlamındadır. Bu, sadece bir sözü yalanlamak değil, aynı zamanda bir gerçeği inkar etmektir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'tekzîb' (yalanlama), genellikle Allah'ın ayetlerini, peygamberlerini veya ahiret gününü inkar etme bağlamında kullanılır. Bu ayetteki 'kıyamet saatini yalanlama', sadece bir olayın gerçekleşmeyeceğini düşünmekten öte, ilahi bir hakikati reddetme ve ona karşı çıkma anlamını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sâ'at (سَاعَة), genellikle kıyamet günü için kullanılan bir terimdir. Bu kullanım, kıyametin aniden ve beklenmedik bir anda gelmesi, tıpkı bir saatin çabucak geçmesi gibi olması nedeniyledir. Ayetteki 'bi's-sâ'ati' ifadesi, kıyametin vuku bulacağı zamanı ve o günü ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sâ'at (سَاعَة), Kur'an'da kıyamet günü için kullanılan özel bir isimdir. Bu ayette, inkarcıların yalanladığı şeyin, dünyanın sonu ve diriliş günü olduğu açıkça belirtilmektedir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'es-Sâ'at' kelimesi, belirli bir zaman diliminden ziyade, genellikle kıyamet gününü, yani diriliş ve hesap gününü ifade eden bir terimdir. Bu ayette, inkarcıların yalanladığı şey, bu büyük olayın kendisidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İ'tâd (إِعْتَاد), bir şeyi önceden hazırlamak, tedarik etmek anlamına gelir. Ayetteki 'a'tednâ' (hazırladık) ifadesi, Allah'ın kıyameti yalanlayanlar için cehennem ateşini önceden ve kesin olarak hazırladığını, bunun kaçınılmaz bir sonuç olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İ'tâd (إِعْتَاد), bir şeyi bir amaç için hazır ve nazır kılmaktır. Bu ayette, Allah'ın inkarcılar için 'sa'îr'i (çılgın alevli ateşi) hazırlaması, onların bu akıbete müstahak olduklarını ve bunun ilahi bir takdir olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sa'îr (سَعِير), şiddetli bir şekilde yanan, alevleri yükselen ateştir. Kur'an'da cehennemin isimlerinden biridir ve onun yakıcı, kavurucu özelliğini vurgular. Ayetteki 'sa'îran' kelimesi, kıyameti yalanlayanlara vaat edilen azabın dehşetini ve şiddetini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sa'îr (سَعِير), cehennemin bir adıdır ve 'sa'ara' fiilinden türemiştir ki bu, ateşi tutuşturmak, alevlendirmek demektir. Bu ayette, 'sa'îran' kelimesi, kıyameti inkar edenler için hazırlanan ateşin, alevleri şiddetli ve yakıcı bir ateş olduğunu belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Sa'îr (سَعِير), cehennemin yedi tabakasından biri veya cehennemin genel bir vasfı olarak kullanılır. Bu kelime, ateşin şiddetini, yakıcılığını ve alevlerinin yükselişini ifade eder. Ayetteki kullanımı, inkarcıların karşılaşacağı azabın korkunçluğunu tasvir eder.
Furkân Sûresi
“Bel kezzebû bi-ssâ’a(ti) vea’tednâ limen kezzebe bi-ssâ’ati se’îrâ(n)” Hayır, onlar Kıyameti de yalanladılar. Biz ise o Kıyameti yalanlayanlara çılgın bir cehennem ateşi hazırlamışızdır. (25/11)
Âyet rububiyet mertebesi âyetlerindendir.
BEL: Bir bağlaç harfidir ki, asıl mânâsı ıdrabdır (Yeni bir hükme dönüştür). Bazen de "hattâ" gibi terakkî, ileriye geçme ifade eder.
İDRAB: Sözü üstünden altına çevirmek, yani bakışı öncesinden keserek geleceğe yöneltmektir. Bunu "belki" diye tercüme etmek meşhur olmuştur. Gerçekte, kelimenin yapısına ve söylenişine göre ondan alınmış, denilecek kadar da uygundur. Fakat dilimizde "belki" idrabtan (sözü ve nazarı üstten keserek alta yöneltmekten) çok ümid ve ihtimal için kullanılmaktadır. "Dur bakalım belki gelir" demekte hiç İdrab mânâsı yoktur. İdrab; "Yok, hayır" "daha doğrusu" demektir. Bu mânâ kasır ve istidrake benzer olduğundan son zamanlarda "fakat" kelimesi de "bel" ve "lakin" yerinde kullanılır olmuştur. Böylece "fakat onlar kıyameti yalanladılar" demek olur. Bu cümle yukardaki bölümüne atfolunmuş ve ondan İdrab ile diğer küfürlerini anlatmaya ve açık bir şekilde kötü sonlarını haber verip korkutmaya intikaldir. Yani, daha doğrusu onlar saate, kıyamet ve ahirete inanmıyorlar, Kur'ân'ın öyle uydurma olmadığını bilmediklerinden değil, ahirete, cezaya inanmadıklarından dolayı o inançsızlığa ve sapıklığa düşüyorlar, o haksızlığa ve yalancılığa gidiyorlar.[37]
Kişi kendi varlığında nefsin karanlığında inkar içindeyse oranın bugünden cehennmem ateşi içinde olduğunun farkında olamaz ve nefsinin idraken kıyametini yalanlar ama zaruri ölüm ile bunu tadadacaktır. (Murat Derûni)