Yâ veyletâ leytenî lem etteḣiż fulânen ḣalîlâ(n)
"Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim!"
"Eyvah!" diyecek, "keşke falancayı dost edinmeseydim.
Bu ayet, kıyamet gününde zalimin pişmanlığını dile getirdiği bir sahneyi tasvir eder. Özellikle 'dost edinme' ve 'saptırma' kavramları üzerinden, kötü arkadaşlığın ahiretteki vahim sonuçlarına vurgu yapılmaktadır. Dilbilimsel olarak, pişmanlık ve hayıflanma ifadeleri ön plandadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'veyl' kelimesinin helak ve şer anlamlarına geldiğini, 'yâ veyletâ' ifadesinin ise kişinin başına gelen büyük bir musibet veya pişmanlık anında kullandığı bir nida olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, zalimin kıyamet gününde içine düştüğü çaresizliği ve büyük pişmanlığı vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yâ veyletâ' ifadesini 'yâ helâkî' (ey helakım!) veya 'yâ hasretî' (ey hasretim!) şeklinde açıklar. Ayette, zalimin dünyadaki yanlış tercihleri nedeniyle ahiretteki acı sonunu idrak etmesiyle duyduğu derin üzüntü ve pişmanlığı mecazi olarak ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ittihâz' fiilinin bir şeyi kendine mal etmek, benimsemek veya bir konumda tutmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lem ettehız' ifadesi, zalimin 'falancayı dost edinmeseydim' şeklindeki pişmanlığını dile getirerek, yanlış dost seçiminin sonuçlarına işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ahz' kökünden türeyen 'ittihâz'ın, bir şeyi kendine tahsis etme, onu bir vasıf veya konum olarak benimseme manasını taşıdığını açıklar. Ayette, zalimin belirli bir kişiyi 'halîl' (yakın dost) olarak seçme eylemini ve bu seçimin yanlışlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halîl' kelimesinin 'hull' kökünden geldiğini ve bu kökün bir şeyin içine nüfuz etme, arasına girme anlamı taşıdığını belirtir. 'Halîl', dostluğu kalbin derinliklerine işlemiş, arasına hiçbir boşluk girmeyen samimi dost demektir. Ayette, zalimin bu denli yakın bir dostluğu yanlış bir kişiyle kurmasından duyduğu pişmanlığı ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'halîl'in, sevgisi kalbe işlemiş, dostluğu içten olan kişi olduğunu açıklar. Ayrıca, 'halîl'in, ihtiyaçlarını gideren ve sırdaş olan kişi anlamına da geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, zalimin kendisine rehberlik etmesi gereken bir dost yerine, kendisini saptıran birini seçmesinden duyduğu hayıflanmayı gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'halîl' kavramının Kur'an'da özellikle Hz. İbrahim için kullanıldığını ve 'Allah'ın halîli' ifadesinin derin bir sevgi ve yakınlık ilişkisini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'halîl' kelimesi, bu derin dostluk bağının yanlış bir kişiye yöneltilmesiyle ortaya çıkan trajik sonucu vurgular.
Furkân Sûresi
“Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim!” (25/28)
Mesnevi-i Şerif beyitleri ile yolumuza devam edelim;
1497. Mün’imliği O ndan iste, hazîneden ve maldan değil! Yardımı ondan iste, amcadan ve dayıdan değil!
“Ni‘met vericilik" Hakk’ın sıfatıdır. Binâenaleyh ni’meti ondan iste, hazîneden ve maldan bekleme! Kezâlik “yardım”ı dahi Hak’tan iste, amca ve da-yıdan ve şâir taallukâttan ve ahbâb ve yârândan bekleme! Onlann cümlesi de senin gibi Hakk’ın yardımına muhtaçtırlar.
1498. Âkıbet bunlardan kalacaksın; âgâh ol, hu demde kimi çağıracaksın?
Ya’ni, ölüm geldiği vakit kimi çağıracak ve kimden istimdâd edeceksin. Hak Teâlâ’dan başka senin imdâdına yetişen kim olur?
1499. Bu demde onu çağır ve hâkiyi bırak, tâ ki sen mülk-i cihanın vârisi olasın!
Mâdemki ölüm deminde, Hak’tan başka istimdâd edecek bir kimse yoktur; binâenaleyh şimdi bu hayât-ı dünyeviyye deminde de her bir ihtiyâcında Hakk’ı çağır ve ondan başkalarını ve bâlâ kalan ağyârı bırak! Eğer böyle yaparsan, Hakk’ın nâibi olan bir insân-ı kâmil olup mülk-i cihanda mülk-i cihânın da vârisi olursun.
1500. Vaktaki kişinin kardeşinden kaçması gele, çocuk o gün babasından kaçar.
Bu beyt-i şerîfte Abese sûre-i şerîfesinde vâki’ (Abese 80/34-37) ya’ni “O kıyâmet gününde kişi kardeşinden ve anasından ve babasından ve dostundan kaçar. O günde onlardan her bir kimse kendisini iğnâ eden bir şe’nde ve meşgalededir." âyet-i kerîmesine işâret buyrulur. Ya’ni, kıyâmet gününde herkes kendi başının derdiyle meşgûl olur ve hiçbir kimsenin birbirine bakacak mecâli olmaz.
1501. Ondan dolayı her dost o saatte düşman olur, zîrâ o senin putun ve yoldan mâni'in idi.
Ya’ni, hayât-ı dünyeviyyede, bir put gibi kendisine taptığın bir dostun, seni Hak yolundan men ettiği için, yevm-i kıyâmette sen o dostunun düşmanı olursun ve (Furkân 25/28) “Keşke hayat-ı dünyeviyyede fâlân kimseyi dost ittihâz etmese idim!” dersin. Nitekim diğer bir âyet-i kerîmede (Zuhruf 43/67) ya’ni “Dostlar oradaki o günde ba‘zısı ba‘zısına düşmandır, müttakîler müstesnâdır!” buyrulur.[51]
لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنسَانِ خَذُولًا {الفرقان/29}
“Lekad edallenî ani-zzikri ba’de iz câenî vekâne-şşeytânu lil-insâni hazûlâ(n)”