Vekâle-lleżîne keferû levlâ nuzzile ‘aleyhi-lkur-ânu cumleten vâhide(ten)(c) keżâlike linuśebbite bihi fu-âdeke ve rattelnâhu tertîlâ(n)
İnkar edenler, "Kur'an ona bir defada toptan indirilseydi ya!" dediler. Biz, Kur'an'la senin kalbini pekiştirmek için onu böyle kısım kısım indirdik ve onu ağır ağır okuduk.
Yine o inkâr edenler dediler ki: "O Kur'ân ona, hepsi birden indirilseydi ya"! Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk.
Bu ayet, Kur'an'ın iniş şekline yönelik müşriklerin itirazını ve Allah'ın bu itiraza verdiği cevabı dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Özellikle 'nüzûl' (indirme), 'cümle' (toplu halde), 'fûâd' (kalp) ve 'tertîl' (ağır ağır okuma) kavramları, vahyin mahiyetini ve Peygamber üzerindeki etkisini açıklamak için merkezi bir rol oynamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-f-r kökünün asıl anlamının 'örtmek' olduğunu belirtir. Çiftçinin tohumu toprağa örtmesi gibi, gerçeği örtmek, Allah'ın nimetlerini inkar etmek de bu kökten gelir. Ayetteki 'kefarû' ifadesi, Kur'an'ın iniş şekline itiraz ederek hakikati örtmeye çalışan müşrikleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): K-f-r kavramının Kur'an'daki temel anlamının 'nankörlük' ve 'Allah'ın lütfunu reddetmek' olduğunu vurgular. Bu ayetteki kullanılışı, Allah'ın vahiy gönderme biçimini sorgulayarak O'nun hikmetini ve lütfunu reddedenlerin tutumunu yansıtır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): N-z-l kökünün genel olarak bir şeyin yüksek bir yerden alçak bir yere inmesini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'nuzzile' (tef'îl babından) fiili, Kur'an'ın Allah katından peyderpey indirilişini, yani tedrici nüzulünü vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): N-z-l fiilinin Kur'an bağlamında, Allah'ın kelamının Cebrail aracılığıyla Peygamber'e ulaştırılması anlamında kullanıldığını açıklar. Müşriklerin 'bir defada indirilseydi' şeklindeki itirazları, bu tedrici inişin hikmetini anlamadıklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): C-m-l kökünün 'bir araya getirmek, toplamak' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Cümleten' kelimesi ise bir şeyin parçalar halinde değil, tek bir bütün olarak gerçekleştiğini ifade eder. Ayetteki 'cümleten vâhidah' (bir defada, toplu halde) ifadesi, müşriklerin Kur'an'ın inişine dair beklentilerini dile getirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Cümle kelimesinin, 'bir araya getirilmiş, toplanmış şey' anlamına geldiğini ve bu bağlamda 'bir bütün olarak' veya 'tek seferde' anlamını taşıdığını açıklar. Müşriklerin talebi, Kur'an'ın tümünün aynı anda indirilmesi yönündedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): F-'-d kelimesinin 'kalp' anlamına geldiğini ve özellikle 'yanıp tutuşan, hararetli kalp' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'linüsebbitü bihî fuâdeke' ifadesi, Kur'an'ın azar azar indirilmesinin, Peygamber'in kalbini güçlendirme ve teskin etme hikmetini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Fûâd'ın, kalbin içindeki derin duyguların ve idrakin merkezi olduğunu ifade eder. Kur'an'ın tedrici inişi, Peygamber'in kalbine yerleşmesini, onu sağlamlaştırmasını ve her yeni vahiy ile imanını pekiştirmesini sağlar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): R-t-l kökünün 'bir şeyi güzel ve düzenli yapmak' anlamına geldiğini belirtir. 'Tertîl' ise Kur'an'ı ağır ağır, harflerin ve kelimelerin hakkını vererek okumak demektir. Ayetteki 'verettelnahu tertîlen' ifadesi, Kur'an'ın sadece tedrici inişini değil, aynı zamanda okunuşunun da bir hikmete binaen ağır ve düzenli olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Tertîl'in, kelimeleri birbirinden ayırarak, acele etmeden, tefekkürle okumak olduğunu açıklar. Bu, Kur'an'ın anlaşılmasını, ezberlenmesini ve kalplere yerleşmesini kolaylaştıran bir yöntemdir. Ayet, bu okuma şeklinin ilahi bir emir olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tertîl kavramının, Kur'an'ın hem iniş şeklini (tedricilik) hem de okunuş şeklini (ağır ağır, tecvid kurallarına uygun) kapsayan geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. Bu ayette, vahyin Peygamber'in kalbine yerleşmesi için hem inişin hem de okunuşun bu şekilde olması gerektiği vurgulanır.
Furkân Sûresi
“Vekâle-llezîne keferû levlâ nuzzile aleyhi-lkur-ânu cumleten vâhide(ten) kezâlike linusebbite bihi fu-âdeke ve rattelnâhu tertîlâ(n)” İnkâr edenler, “Kûr’ân ona bir defada toptan indirilseydi ya!” dediler. Biz, Kûr’ân’la senin kalbini pekiştirmek için onu böyle kısım kısım indirdik ve onu ağır ağır okuduk. (25/32)
Âyet zât mertebesi âyetlerindendir.
Kur’ân zâttır…
İnkar, edenler için bahane çoktur. Bir defada indirilse niye bölüm bölüm indirilmedi diye cevap vereceklerdir.
Yunus Emre r.a. bu hakikate güzel cevap vermiştir, Yunus Emre’nin şu iki kısa dörtlüğüne de bir göz atalım. Gerçekten bütün mânâlar elif’ te vardır, bunları idrak ederek okumak elif’i bilmektir yoksa sadece lisânen (elif) demek, elif demek değildir.
Dört kitabın mânâsın, Bellidir bir elif’te, Sen elifi bilmezsen.
Bu nice okumaktır.
Gerçekten de dört kitabın mânâsı bir elifte gizlenmiştir. Elif tanınmadığı sürece diğer harflerin’de mânâlarının kolay, kolay tanınamayacağı aşikârdır, çünkü diğer harflere kimlik ve şahsiyet veren Elif’tir.
Elif okuduk ötürü, Pazar ettik götürü, Yaradılanı sev, Yaradan dan ötürü.
Bu kısa dörtlüğü mevzuumuzla ilgisi bakımından özetle izah etmeye çalışalım.
Elif okuduk ötürü.
“Ötüre” Arap alfebesinde bir (hareke) işarettir. Harfin üstüne konur ve ( ) “vav” harfine benzer, üstüne konduğu harfi sesli harf olarak, (u-ü) sesleriyle okutur. O zaman (ا) (elif) harfi (u) diye okunur ve Ahadiyyet’te’ki; Ulûhiyyet-i ifade eder ki; (13) tür. Ayrıca elif’in üstünde ki, ötre, nokta makamında dır ki; böylece yine (13) tür.
Elif’i ötüreli okuduğumuz zaman, Ulûhiyyet-i kast etmiş oluruz demektir.
Pazar ettik götürü.
Yani bütün âlemde (ا) (elif) in (13) her mertebeden zuhur ve tecellisini müşahede eden (irfan ehli) varlığın bütün fertlerinde bu hakikati idrak ettiğinden hiç bir şeyi gayrı görmeyip bu âlemi olduğu gibi tümüyle kabul eder ki; bu da götürü kabul hükmündedir.
Nefs-i varlığını verip karşılığında götürü olarak bütün âlemi kazanmaktır. Bilindiği gibi bir mal alınıp satılırken taneyle veya kiloyla hesaplanır veya götürü hükmüyle ne varsa bir fiyat tespit edilerek tek tek ölçülüp hesaplanmaz, tamamı üzerinden götürü olarak toptan tek fiyat ile pazarlık tamamlanmış olur.
İşte Ehlullah, (irfan ehli) âlemin hakikatini bildiğinden mânâvi alış verişini götürü olarak tümü (13) üzerinden yapar, ayrı gayrı olarak dışarıda bir şey bırakmaz.
Yaradılanı sev.
Burada Yaradılandan kasıt, zuhur’da olandır, yani, (zuhur’da olanı sev) (zuhur edenden ötürü) (yaradandan ötürü) denmek istenmiştir.
Özetlemeğe çalıştığımız bu kısa dörtlükte büyük bir irfaniyet gizlidir.
Muhyiddin’i Arabi (Sübhanellezi ezharel eşyae ve hüve aynühü) yani “Onu tenzih ederiz ki; eşyayı zuhura getirdi ve onun aynıdır.” Diyerek, bu mânâ da açık olarak ifade de bulunmuştur.
Diğer ifadeyle bütün sayılar ve harfler elif’in aynıdır.[54]