İçeriğe atla
Furkân 32Cüz 19 · Sayfa 362

Furkân Sûresi 32. Âyet

الفرقان

Sohbete sor

Vekâle-lleżîne keferû levlâ nuzzile ‘aleyhi-lkur-ânu cumleten vâhide(ten)(c) keżâlike linuśebbite bihi fu-âdeke ve rattelnâhu tertîlâ(n)

İnkar edenler, "Kur'an ona bir defada toptan indirilseydi ya!" dediler. Biz, Kur'an'la senin kalbini pekiştirmek için onu böyle kısım kısım indirdik ve onu ağır ağır okuduk.

Furkân Sûresi

“Vekâle-llezîne keferû levlâ nuzzile aleyhi-lkur-ânu cumleten vâhide(ten) kezâlike linusebbite bihi fu-âdeke ve rattelnâhu tertîlâ(n)” İnkâr edenler, “Kûr’ân ona bir defada toptan indirilseydi ya!” dediler. Biz, Kûr’ân’la senin kalbini pekiştirmek için onu böyle kısım kısım indirdik ve onu ağır ağır okuduk. (25/32)


Âyet zât mertebesi âyetlerindendir.


Kur’ân zâttır…

İnkar, edenler için bahane çoktur. Bir defada indirilse niye bölüm bölüm indirilmedi diye cevap vereceklerdir.

Yunus Emre r.a. bu hakikate güzel cevap vermiştir, Yunus Emre’nin şu iki kısa dörtlüğüne de bir göz atalım. Gerçekten bütün mânâlar elif’ te vardır, bunları idrak ederek okumak elif’i bilmektir yoksa sadece lisânen (elif) demek, elif demek değildir.

Dört kitabın mânâsın, Bellidir bir elif’te, Sen elifi bilmezsen.

Bu nice okumaktır.

Gerçekten de dört kitabın mânâsı bir elifte gizlenmiştir. Elif tanınmadığı sürece diğer harflerin’de mânâlarının kolay, kolay tanınamayacağı aşikârdır, çünkü diğer harflere kimlik ve şahsiyet veren Elif’tir.

Elif okuduk ötürü, Pazar ettik götürü, Yaradılanı sev, Yaradan dan ötürü.

Bu kısa dörtlüğü mevzuumuzla ilgisi bakımından özetle izah etmeye çalışalım.

Elif okuduk ötürü.

“Ötüre” Arap alfebesinde bir (hareke) işarettir. Harfin üstüne konur ve ( ) “vav” harfine benzer, üstüne konduğu harfi sesli harf olarak, (u-ü) sesleriyle okutur. O zaman (ا) (elif) harfi (u) diye okunur ve Ahadiyyet’te’ki; Ulûhiyyet-i ifade eder ki; (13) tür. Ayrıca elif’in üstünde ki, ötre, nokta makamında dır ki; böylece yine (13) tür.

Elif’i ötüreli okuduğumuz zaman, Ulûhiyyet-i kast etmiş oluruz demektir.

Pazar ettik götürü.

Yani bütün âlemde (ا) (elif) in (13) her mertebeden zuhur ve tecellisini müşahede eden (irfan ehli) varlığın bütün fertlerinde bu hakikati idrak ettiğinden hiç bir şeyi gayrı görmeyip bu âlemi olduğu gibi tümüyle kabul eder ki; bu da götürü kabul hükmündedir.

Nefs-i varlığını verip karşılığında götürü olarak bütün âlemi kazanmaktır. Bilindiği gibi bir mal alınıp satılırken taneyle veya kiloyla hesaplanır veya götürü hükmüyle ne varsa bir fiyat tespit edilerek tek tek ölçülüp hesaplanmaz, tamamı üzerinden götürü olarak toptan tek fiyat ile pazarlık tamamlanmış olur.

İşte Ehlullah, (irfan ehli) âlemin hakikatini bildiğinden mânâvi alış verişini götürü olarak tümü (13) üzerinden yapar, ayrı gayrı olarak dışarıda bir şey bırakmaz.

Yaradılanı sev.

Burada Yaradılandan kasıt, zuhur’da olandır, yani, (zuhur’da olanı sev) (zuhur edenden ötürü) (yaradandan ötürü) denmek istenmiştir.

Özetlemeğe çalıştığımız bu kısa dörtlükte büyük bir irfaniyet gizlidir.

Muhyiddin’i Arabi (Sübhanellezi ezharel eşyae ve hüve aynühü) yani “Onu tenzih ederiz ki; eşyayı zuhura getirdi ve onun aynıdır.” Diyerek, bu mânâ da açık olarak ifade de bulunmuştur.

Diğer ifadeyle bütün sayılar ve harfler elif’in aynıdır.[54]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)