Velekad etev ‘alâ-lkaryeti-lletî umtirat metara-ssev-/(i)(c) efelem yekûnû yeravnehâ(c) bel kânû lâ yercûne nuşûrâ(n)
Andolsun, senin kavmin, bela yağmuruna tutularak yok edilen kente uğramışlardır. Yoksa onu görmüyorlar mıydı (ki ibret almadılar)? Hayır! (Görüyorlardı fakat) tekrar dirilmeyi ummuyorlardı.
(Resulüm!) Andolsun ki, (bu Mekke'li putperestler), bela ve fenalık yağmuruna tutulmuş olan beldeye uğramışlardır. Peki onu da görmüyorlar mıydı? Hayır! Onlar öldükten sonra dirilmeyi ummamaktadırlar.
Bu ayet, geçmiş kavimlerin helak edilişini ve bunun ibret alınması gereken bir olay olduğunu vurgular. Özellikle 'kasaba', 'yağmur' ve 'diriliş' kavramları üzerinden, Allah'ın kudretini ve ahiret inancının önemini dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'karye' kelimesinin sadece köy değil, aynı zamanda büyük şehirler için de kullanılabileceğini belirtir. Ayetteki bağlamda, Lut kavminin yaşadığı ve helak edildiği yerleşim yerini ifade eder, bu da onun sıradan bir köyden ziyade, ahlaki çöküntüye uğramış bir merkez olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'karye' kelimesinin aslen 'toplanma yeri' anlamına geldiğini ve bu nedenle hem küçük hem de büyük yerleşim yerleri için kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'el-karyetilletî umtırat' ifadesi, bu toplanma yerinin ilahi bir ceza ile karşılaştığını ve bu durumun ibret verici olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'karye' kavramının genellikle peygamberlerin gönderildiği ve inkarcıların yaşadığı yerleşim yerlerini ifade ettiğini belirtir. Bu bağlamda, 'karye' sadece coğrafi bir mekan değil, aynı zamanda ahlaki ve dini bir topluluğu temsil eder ve helak edilmesi, ilahi adaletin tecellisidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'umtırat' fiilinin normalde rahmet yağmuru için kullanıldığını, ancak bu ayette 'matara' kelimesiyle birlikte 'matara's-sev'' (kötülük yağmuru) şeklinde gelerek mecazi bir anlam kazandığını belirtir. Bu, ilahi gazabın bir tezahürü olarak, helak edici bir yağmurun yağdırılmasıdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'matar' kelimesinin genellikle hayır ve bereket için kullanıldığını, ancak 'sev'' kelimesiyle birleştiğinde şer ve azap anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'umtırat matara's-sev'' ifadesi, bu kasabaya isyanları nedeniyle ilahi bir ceza olarak kötü bir yağmurun yağdırıldığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'matar' kelimesinin Kur'an'da hem rahmet hem de azap anlamında kullanılabildiğini, ancak 'umtırat' fiilinin edilgen yapısıyla ve 'es-sev'' kelimesiyle birlikte kullanıldığında, bunun ilahi bir müdahale ve ceza olduğunu vurgular. Bu, Allah'ın kudretinin ve adaletinin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sev'' kelimesinin 'kötü olmak, çirkin olmak' anlamlarına geldiğini ve hem maddi hem de manevi kötülükleri kapsadığını belirtir. Ayetteki 'matara's-sev'' ifadesi, bu yağmurun sadece fiziksel bir felaket olmadığını, aynı zamanda ahlaki çöküntünün bir sonucu olarak gelen ilahi bir azap olduğunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sev'' kelimesinin 'zarar, musibet, azap' gibi anlamlara geldiğini ve genellikle istenmeyen, kötü sonuçları ifade ettiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, Lut kavminin işlediği günahlar nedeniyle maruz kaldığı ilahi cezayı ve bu cezanın niteliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'recâ'' kelimesinin hem 'ümit etmek' hem de 'korkmak' anlamlarına gelebileceğini, ancak genellikle 'beklemek' ve 'ummak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'lâ yercûne nuşûrâ' ifadesi, inkarcıların ahiret dirilişine dair hiçbir ümitlerinin, beklentilerinin veya inançlarının olmadığını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'recâ'' fiilinin burada olumsuzluk edatıyla birlikte kullanıldığında, ahiret inancının tamamen reddedildiğini ifade ettiğini açıklar. Bu, sadece bir umutsuzluk hali değil, aynı zamanda ahireti inkar etme ve ona karşı kayıtsız kalma durumudur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'recâ'' kavramının genellikle Allah'ın rahmetine ve ahiret mükafatına yönelik bir ümidi ifade ettiğini belirtir. Ancak bu ayetteki olumsuz kullanımı, inkarcıların ahiret dirilişine dair bu temel inançtan yoksun olduklarını ve bu nedenle geçmiş kavimlerin helakinden ibret almadıklarını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'nuşûr' kelimesinin 'neşr' kökünden geldiğini ve 'yaymak, dağıtmak, diriltmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'nuşûrâ' kelimesi, ölümden sonra bedenlerin tekrar bir araya getirilerek diriltilmesi ve hesap için toplanması anlamındadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'neşr' kelimesinin 'yaymak, açmak' anlamından türediğini ve 'nuşûr'un da 'ölülerin diriltilerek yeryüzüne yayılması' anlamına geldiğini açıklar. Bu, ahiret inancının temelini oluşturan yeniden diriliş kavramını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nuşûr' kavramının Kur'an'da 'ba's' (diriliş) ile eş anlamlı olarak kullanıldığını ve ahiret inancının merkezi bir unsuru olduğunu belirtir. Ayetteki 'lâ yercûne nuşûrâ' ifadesi, inkarcıların bu temel inancı reddetmelerinin, onların geçmişten ders almamalarının ve ilahi uyarılara kulak tıkamalarının ana nedeni olduğunu gösterir.
Furkân Sûresi
“Velekad etev alâ-lkaryeti-lletî umtirat metara-ssev-/(i) efelem yekûnû yeravnehâ bel kânû lâ yercûne nuşûrâ(n)” Andolsun, senin kavmin, belâ yağmuruna tutularak yok edilen kente uğramışlardır. Yoksa onu görmüyorlar mıydı (ki ibret almadılar)? Hayır! (Görüyorlardı fakat) tekrar dirilmeyi ummuyorlardı. (25/40)
Bu kavimlerin hallerini Mekke putperestleri biliyordu… Ama ibret almamaların sebebi tekar dirilme idi…
Ki bu âyeti bizim zamanımıza getirir veya biz o zamana idraken gidersek… Zamanımızda yaşayan kişi nefsi emarenin vehimi ile idraken dirilmeye itikatı yoksa bu kavimlerin başına gelenleri eskilerin masalları olarak okur geçer ve öğüt almaz. (Murat Derûni)
وَإِذَا رَأَوْكَ إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَذَا الَّذِي بَعَثَ اللَّهُ رَسُولًا {الفرقان/41}
“Ve-izâ raevke in yettehizûneke illâ huzuven ehâzâ-llezî be’asa(A)llâhu rasûlâ(n)”
إِن كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنْ آلِهَتِنَا لَوْلَا أَن صَبَرْنَا عَلَيْهَا وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ حِينَ يَرَوْنَ الْعَذَابَ مَنْ أَضَلُّ سَبِيلًا {الفرقان/42}
“İn kâde leyudillunâ ‘an âlihetinâ levlâ en sabernâ aleyhâ vesevfe ya’lemûne hîne yeravne-l’azâbe men edallu sebîlâ(n)” Onlar seni görünce ancak eğlenceye alırlar. “Allah’ın peygamber olarak gönderdiği adam bu mu? Biz, ilâhlarımıza sımsıkı sarılmasaydık neredeyse bizi ilâhlarımızdan uzaklaştıracaktı” (derler.) Onlar yakında azabı gördükleri zaman, yolca kimin daha sapık olduğunu görecekler. (25/41-42)